Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamburg'u çok gezdik, şimdi de sokak lezzetlerini mercek altına alıyoruz. 

Hamburg Lezzetleri on-air.

Currywurst
Hamburg caddelerinin, özellikle Mönckebergstraße civarının şehir kokusu olarak nitelendirdiğim currywurst, müslümanların içeriğinden dolayı genelde uzak durduğu bir lezzet de olsa talep ve müdavimi çok. Büfelerde pişirilen sosisler dilimlenerek kağıt tabakta körili ketçap sosuyla satılıyor. Bir kaç euro ödemeniz yeterli.


Fischbrötchen 
Bu sandviçlere bayılıyorum. Üstelik benim midem gibi farklı tatlara yer veriyorsanız, fümeli, kurutulmuş, kızartılmış, panelenmiş çeşit çeşit balıkları soğuk sandviç olarak tüketebilirsiniz. Fischmarkt'ta yoğun olarak bulacağınız lezzetleri bazı restoran zincirlerinde de kolaylıkla bulabilirsiniz.


Patates
Almanya'nın en meşhur lezzeti patates olduğu için bilimum çeşit tüketebilirsiniz. Genelde balık yemeklerinin yanında haşlanmış ve baharatlanmış sunuluyor ama en aklımda kalanı yine özellikle Fischmarkt'ta yoğun ilgi gören kızarmış patateslerin üzerinde servis edilen yumurtalı olanlar.


Bäckerei
Diğer adım başı lezzetlerden bir diğeri de backerei olarak tabir edilen fırınlar. En favori ilk üçü paylaşıyorum.

  • Berliner
Donutın ortası dolu, içi soslu olan ve üzerine pudra şekeri dökülmüş halini düşünün. Tamam şimdi yanına da çay demleyin. Afiyet olsun.

  • Bretzel
Çubuk kırakerin hacim kazanmış halini düşünün. Tam olarak bu hissi uyandıran ve tuhaf bir lezzete giden bir hamur işi. Bu da en uygun fiyatlılardan. 

  • Franzbrötchen
Of kalori bombardımanına hazırsanız bunu mutlaka gömülün! Deli gibi lezzetli, çikolatalı, tarçınlı, üzümlü çeşit çeşit versiyonunu bulabilirsiniz. Kruvasanın daha hamur işi hali diyebiliriz aslında. 


Kurabiye
Eğer civarda herhangi bir festival, kutlama sebepli yiyecek standları kurulmuşsa muhtemelen bunlardan çok sık göreceksiniz. Tadı hakkında pek fikrim olmasa da turistik bir görsel benim için. 


Fritz Kola
Coca Cola ve Pepsi dışında içilebilecek bir kola markası varsa kesinlikle Fritz Kola. Ayrıca Coca Cola kadar da ikonik bir dekorasyon ürünü benim gözümde.


Avrupa'da Bir "Pazar" : Hamburg Fischmarkt @UPLIFERS


Bu hafta pazara çıkıyor, taa Almanya'nın Hamburg kentine uzanıyoruz. 

Biraz alışveriş, biraz eğlence, biraz da mideye indirmece yapıyoruz.

Nasıl mı? 

Tam olarak böyle:
Bu hafta sonu sizi akşam bir şeyler içmeye çıkarıyorum.

Avrupa'nın ikinci büyük limanı; Hamburg'un Elbe Nehri kıyısını şık bir çatı katından seyre dalıyoruz.

Kadehlerimizi yudumlarken. ;)

Buyurun hemen gidelim: Tık Tık.


Bayram tatili yazısı Hamburg'dan.

Eğer oraya gidiyorsan öneri, gitmiyorsan keyif niteliğinde olsun.

Bayramımız kutlu, huzurlu olsun.

Hamburg'da Güzel Müzik, Mükemmel Atmosfer ve İlginç İnsanlarla Dolu Bir Kafe: Yoko Mono 


Hafta sonu gezginleri?

Evet, sizsiniz.

Haydi yine gidiyoruz.

Bu hafta Almanya'nın mis gibi küçük bir liman kentini geziyoruz.

Lübeck!

Hemen tık tık!

Avrupa güncesi: Almanya Lübeck










"Berlin'e bir kere daha gidelim yetmedi" ya da "ay ben kaçırdım ne zaman gidildi?" diyorsan, bu hafta Uplifers okuyucuları tura çıktı.

Haydi sizi almaya geldim.

Hemen tık tık!

Berlin'e gidip de görmeden dönülmemesi gerekilen yerler

Uplifers

"Berlin'de Görmeden Dönmeyin" Listesi @AVRUPA GÜNCESİ


Şu kadar zamandır, hala gittiğim de yazamadığım yerler var sırada bekleyen... Bir kısmına konu daha önce geldi, kimisi daha günceldi, kimisini yazmak ayrı keyifti... Kimisini de hep erteledim yazmak için. Erteledim, çünkü yazmaya başlarsam bitmeyeceğine inandım hem kentin tarihini, hem de geçmişten bugüne getirdiklerini... Berlin de o ertelediklerimde başı çekti hep. Hem bir "hangi birini yazayım?"dı benim için, hem de "tarihinin izlerini nasıl anlatsam?" kaygısı vardı.

Ne var ki, zaman geçiyor ve paylaşılacak çok şeye bakıldığında "hiç bir şey anlatmamaktansa, az biraz ucundan tutmak iyidir" diyerek ikna ettim kendimi en nihayetinde.

Bu yüzden, sizlere her bir köşesini, her bir tarihini detaylı anlatmaktansa, nereleri bilmeli, neleri görmeden dönmemeli listesi hazırladım Berlin seyahatiniz öncesi.

Uplifers'ta yine geziyoruz. 

Bu hafta da Bremen'e götürüyorum sizi. 

Hafta sonu keyfiniz niyetine! ;)

Gelsenize;))

Bremen seyahat rehberi: Mızıkçı mızıkacılar şehri Bremen


Uplifers

Benim için "mızıkçı mızıkacılar şehri" Bremen, evet.! Her gittiğimde bir mızıkçılık yaptı zira. Ya kilisenin saat başı gösterisi bozuktu, ya dükkanları kapalıydı, ya da treninde eylem vardı...

Her şeye rağmen, yine de sevmeye değerdi şehir itiraf ediyorum.. Sevdirdi kendini her defasında sakinliği, huzuruyla...

Hamburg'a yakın olduğu için gitmeye üşenmediğimiz yerlerden biriydi Bremen.

Gittiğinizde yapmanız gerekenlere geçiyorum direk!

* Meydanında Bremen ürünü Becks'in ne aromalısı varsa en buz gibisini sipariş ederek içmek.


Fotoğraflarını görmeyi bırakın, ismini duyduğumda bile içimin ısındığı bir yer var ki, kendisinden neden bugüne kadar bahsetmemiş olduğumu bilmiyorum.

Hamburg'a dair ne varsa sevmiş olabilirim, evet. Ama burasını gerçekten sevmemek için büyük çaba sarfetmek gerek. 

Bahsettiğim yeri çok duymuş olmanızı beklemiyorum, zira biz de zamanında öğrenci biletimizle ücretsiz gidebileceğimiz en uzak mesafe olarak öğrenmiştik burasını. =)

Stade, Hamburg Metropolitan Şehri'ne bağlı küçük, şirin bir yer. 

Sunset to Elbstran by Hamburg Cinemagraphs

Şu flu görüntü kime ne hissi, ne düşüncesi uyandırır bilemem ama benimle birlikte içinde birtakım kıpırtıların oluşacağı birçok kişi tanıyorum. Evet, orası Hamburg...

Bir insanın şehre dair beklentilerinin büyük bir kısmını büyük ölçüde karşılayan bir şehir Hamburg...

Almanya'nın kuzeyi olması ve deniz yerine kocaman bir nehre sahip olması, yaz şartlarını biraz -benim algımda ise epeyce- zorlasa da, seviyorsanız o şehri, anlamlı olacaktır yaz mevsimi yine...

Keza, benim algımda bile yaza dair yer edinebilmiş bir yer bir şekilde... Nehir diyerek geçilmemesi gereken Elbe, Avrupa'nın ikinci büyük limanına ev sahipliği yapmakta en başında. 

Yaşadığın yerin evinden ibaret olmadığını, kentin bütünü olduğunu veya olması gerektiğini ilk Hamburg’da keşfetmiştim.

Kendini evinde hissetmen; oturduğun ev, yerleşik düzene girmiş olduğun yer anlamına gelmiyordu sadece. Kenti tüm özellikleri, coğrafyası, yapılaşması, insanları, alt yapısı, aktiviteleri ve network’ü ile sahiplenmeliydin öncelikle, o kenti evin olarak hissetmen için.

Ankara’daki "içinden çıkmak istemediğin belirli bir sınır çizgisi" veya İzmir’de olduğu gibi "şu iki özellikle şehri kabullenebilirim" gerçeği gibi değildi o şehri evin olarak görmek.

"O kenti evin olarak hissedebilmen için içermesi gerekenler" diye yeni bir yazı dizisi başlatıyorum bundan sonra.!

Bunlardan ilki şehir festivalleri.!


Uplifers

Uplifers'taki köşemde bu hafta yurt dışı sıram. Sizlerle daha önce paylaşmış olduğum Hamburg'daki o çok sevdiğimiz Flohmarkt'ı bir de Uplifers okurlarına anlattım..

Yine gitsek, yine retrolansak ya?

Das ist perfekt!

Tekrar hatırlamak isteyenler ve daha önce kaçırmış merak edenlere...

Avrupa güncesi: Flohmarkt, Hamburg Vintage pazarı

  Flohmarkt


Yeri geldiğini düşünüyor, bazı kulaklara su kaçırmayı umuyor ve bu suretle dünya üzerinden -ülkemizde karşılaştırmalı örneklerle ispatın daha çok tercih edilmesi dolayısıyla- bir örnek veriyor ve bir kent parkının o kent için önemini vurgulamak adına bir 'Yeşil Alan'a yer veriyorum Avrupa Güncesi'nde.


Planten un Blomen, Almanya'nın Hamburg şehrinde, 'şehrin göbeğinde' diyebileceğimiz, yaklaşık 47 hektarlık bir alanı kaplayan bir park. Kent ile müthiş bir entegrasyon sağlayan, aynı zamanda da kendini yaşamın kargaşasından başarıyla izole eden bir huzur ve oksijen kaynağı... İçerisinde göletinden tutun, Japon bahçesine, bisiklet ve yürüyüş parkurlarından tutun geniş çim ve ağaçlık alanlarına herşeyi bulabileceğiniz kocaman bir park burası!. Özenle tasarlanmış ve korunmuş olan bu yer, aynı zamanda da kent sakinlerinin ve ziyaretçilerinin uğrak yerlerinden biri olmuş durumda. Akşam iş çıkışı bisikletinize atlayıp turlayarak stres giderebileceğiniz, sabah sporunuzu temiz hava eşliğinde yeşilin huzurunda gerçekleştirebileceğiniz, hafta sonunuzu keyifli ve eğlenceli bir hale getirebileceğiniz çok yönlü bir park konumunda Planten un Blomen...

İşin en güzel yanı da, kentli bilmiş bu parkın önemini, kıymetini.. Hiç dememiş "biz Avrupa'nın ikinci büyük limanına sahip gelişmiş bir şehriyiz, betonlaştıralım boş alanları, rantı yüksek olur" diye... Radisson Hotel'ini de çıkışına kurmuşlar mesela, dokunmamışlar hiç parkın tek bir zerresine..

Hamburg'un insanlarının huzurlu ve verimli olmasının da en büyük paylarından birisi diye düşünürüm hep bu büyük kent parklarının.. Her bölgesine ayrı ayrı geniş yeşil alanların itinayla ayrılmasının, nakış gibi her karışının işlenmiş olmasının verdiği sakinlik, iç huzur, biyolojik yenilenme çok büyük bir etken taşımakta kişinin bünyesinde... Her an günlük stresine mola verip, bir göl kenarında, yeşilin deryasında, o binlerce ağacın herhangi bir tanesinin altında derdinizi tasanızı soyutlayabilir, varlığını silip yok edebilirsiniz..



Zira bir yeşil alan, ne maddiyata bağlıdır, ne kişinin çıkarına, ne de mecburiyetten bırakılmış ziyan bir alana... 


  • Yeşil alan; bilakis kentin ciğerleridir, yeri geldiğinde kalbidir; şehre gidiliş sebeplerindendir (bkz. Central Park ki onu da ayrıca paylaşacağım), yeri geldiğinde de beynidir; kenti yönlendirir, kente şekil verir... 

  • Yeşil alan; kişilerin toplanma alanıdır, bazen toplanma amacıdır, sosyalleştiği noktadır, stresini attığı doğal bir ortamdır, yapay bir kent yaşamında var olan bir tezatlıktır. 


  • Yeşil alan; olmazsa olmazıdır şehrin, olmazsa olmazı olMALIdır,  kişilerin negatifini akıttığı saf topraktır, betonarme hayattan ayrıdır. Kişinin serbest kaldığı andır, özgürlük hissini tattığı doğadır, yaşamın keşmekeşini böldüğü -belki de söküp attığı- bir moladır. 

  • Yeşil alan; kişinin bir nevi yaşama hürriyetidir, doğanın korunması kaygısının bizzat taşınılması gerekliliğidir, tam olması gerektiği yerde tam olması gerektiği alanda bulundurulmasının bilincidir.

  • Yeşil alan, uğruna savaşılmasına gerek kalmayacak bir değerdir, şehrin nimetidir, değerinin bilinmesi gerekir, birlik beraberlik içinde hemfikir olunması gereken yerdir....!

İçten Saygılarımla,
Gökçen Gökyer
-Y. Şehir Plancısı-

"Önümüzdeki birkaç ay boyunca farklı yerlerde konuk yazar olacağım" diyor, bunlardan bir tanesi olan WoMEN Dergisi ile başlıyorum.


Hazır Hamburg'dan; 'Flohmarkt'tan bahsetmişken, 'Fischmarkt'ı da anlatmadan olmaz diye düşünüyorum... Aslında yarım bir sene yaşamış olduğum yer hakkında şimdiye kadar çok fazla şey paylaşmamış olmam biraz ilginç gelmekte. Dönmenin verdiği buruklukla, çok hatırlamak istemediğimden mi, yoksa aradan zaman geçtikçe kıymet bilip özlemimin artmasından mıdır bilinmez -halbuki hep çok sevdim Hamburg'u-, sanırım bir süre Avrupa Güncem'i Hamburg meşgul edecek... =)
Almanları hep takdir etmiştim orada yaşadığım sürece; iş zamanı çalışmayı, tatil zamanı eğlenmeyi çok iyi biliyorlar ve ikisinin de hakkını veriyorlar diye... Fischmarkt da bunun küçük bir kanıtı bana göre...
Landungsbrücken'ı takip ederek liman boyu ilerlediğinizde, vapurların duraklarından biri olan Altona'da bulacaksınız Fischmarkt'ı. 
Büyük bir han burası. Haftaiçi organizasyonlara da ev sahipliği yapan bu koca han, cumartesi günleri tek bir amaç için hizmet vermekte; o da eğlence! Cumartesiyi pazara bağlayan geceler, sabah 5'te başlayan konser, pazar öğlen saatlerine dek sürer, hanın dışarısında da yiyecek-giyecek pazarı kurulur, aynı zamanda oranın meşhur olan balık ekmekleri (fisch brötchen) kapış kapış giderdi.
Öyle de ilginç bir konsepte sahip ki burası, aynı zamanda hem gece eğlencesi sonrası (buranın çorbacı mantığıyla) karnını doyurmaya gelen gençleri karşılardı, hem de gündüz çok uygun fiyatlarla satışı yapılan taze sebze-meyve almaya gelen yaşını almışları, aileleri ve öğrencileri ağırlardı. Güne yeni başlayan pazar alışverişini yapan insanlar da hatta bazen içerdeki eğlenceye katılır, bir gün öncesini hala tamamlamamış, alkolün etkisinde eğlenen insanlara dahil olurdu. Öğle sularına varmadan da herkes dağılır, geriye pazar ve yiyecek artıkları kalırdı.
O kadar ilginç bir konsept olarak gelmişti ki bana burası, Stadtfotografie (şehir fotoğrafçılığı) dersinde proje konusu olarak seçmemi sağlamıştı. Hem tüm gece eğlenmiş gençlerin gözüyle çalıştım burayı, hem de güne erken ve zinde başlayıp pazar alışverişini yapan kişiler gözünden deneyimledim. Her ikisinde de keyif almak kaçınılmaz oldu.
Eğlenmesini bilmek lazım diye düşündürmüştü bana burası her seferinde bir de... Ne kadar sınırları zorlasanız da, hep o çizgiyi koruyan, haftanın stresini attıktan sonra mesai zamanı geldiğinde aynı zindelikle haftaya başlayan insanlar Hamburglular... Belki de asıl ihtiyacı olan bu insanların verimini arttıran...


Vintage diye de adlandırılan, çoğu zaman antika hissi veren, kimi zaman sadece ikinci el olan eşyalar ülkemizde her ne kadar son zamanlarda değer kazanmış olsa da, Almanya'da bu iş çoktan popüler kültürde yerini almış durumda. Flohmarkt denilen pazar, her cumartesi sabitlenmiş olan saatlerde kurulur ve müşterisi daim olurdu biz orada; Hamburg'dayken... Eminim hala da öyledir... Hem çok uygun fiyatlarda, hem 'böyle şeyler vardı eskiden sahi' dedirten nostalji tadında, hem de 'antika birşey buldum sanırım!' heyecanı veren birçok eşya almanız mümkün. En çok da bisiklet alanların ve satmayı düşünenlerin uğrak yeri Flohmarkt... Şehrin ulaşım ağında büyük önem taşıyan aracı olan bisikletler, her daim değerli ve revaçta burada. O yüzden, ne zaman ki bisikletinizi değiştirmeye karar verdiniz, yolunuz mutlaka Flohmarkt'tan geçmeli
-ki şehre hakimseniz zaten siz çoktan oraya varmışsınız demektir.
Bizim en büyük keyiflerimizden biriydi burası, hem de hiç ikinci el ürünle ilgilenmeyen insanlar olarak... Ne minik kutular kaldı almadığımız, ne takılar, ne CD'ler, ne kartpostallar... 



Yeni bir şehirde, bir ülkede olduğunuzu en çok ne zaman farkedersiniz?.. Geçen, takip ettiğim bir blogger New York'taki evinin fotoğraflarını koymuş. Evin fotoğraflarına bakarken bir anda dışardan şehrin göründüğü bir fotoğrafa denk geldim. O zaman evin yerini hatırladım, kafanızı dışarı uzattığınızda bulunduğunuz yer Amerika ve yaşadığınız ev gökdelenlerin içinde bir daire... İnsan evin içindeyken bambaşka bir dünya kuruyor kendine, yaşadığın yerde olduğunda bulunduğun yer evrenselleşiyor biraz. Evindesin çünkü... Neresi olduğun kısmı mühim olmuyor, bulanıklaşıyor... Ne zaman ki, pencerenin kenarına gittiniz, o zaman koordinatlarınız belirleniyor kafanızda... Gittiğim hiç bir ülke, Türkiye dahil, kaldığım yerin  farkındalığını pencereden dışarı baktığım zamanki kadar vermez bana... O yüzden de, sevdiğim, mutlu olduğum bir yerdeysem gider arada bir pencereden dışarı bakarım ki, bulunduğum yerin tadını daha keyifli çıkarayım...=) Bu yüzdendir ki, çoğu zaman gittiğim ve yaşadığım yerlerin penceresinden fotoğraflar çekmişim -ki bunu az önce farkettim!..

Bilgisayarımda denk geldiğim birkaç kare...

Ankara

Kapadokya, Göreme

Paris, Fransa

Rotenburg, Almanya


Hamburg, Almanya

Venedik, İtalya


Amsterdam, Hollanda

Var mı sizin de böyle takıntılarınız acaba? =)
60'lı yılların ilahı, günümüzün kültleşmiş İngiliz grubu Beatles'ın Hamburg'ta eğlence sektörünün tavan yaptığı Reeperbahn Caddesi'nde 'Beatlemania' isimli bir müzesi bulunmakta... Bu müzenin Hamburg'ta bulunmasının da önemli bir nedeni var, çünkü Beatles ilk kez burda sahne almış...

Lübeck, Almanya’nın kuzey kesiminde yer alan Hamburg’a trenle 1 saat mesafede bulunan bir liman kenti… Schleswig-Holstein eyâletine bağlı ve Baltık Denizinden yine trenle bir 15 dk kadar içeride. 


Methini duyduğumuz her yere olan heyecan ve merakımız gibi Lübeck’i duyunca da çok direnemedik kendimize. Hele ki Baltık Denizi’ne kıyısının olması ve kıyısını plajın oluşturması bizi ayrı bir cezbetti ne yalan söyleyeyim=) O yüzden 2011’in bir Temmuz günü çıktık yola. Önce Lübeck merkeze indik ve tarihi değer taşıyan Holsten Kapısı ile karşılandık… Disneyland misali görüntüsü olan kapı, kentin ortaçağdan kalma bir kalıntısı…





Şehrin içine ilerlediğinizde Gotik Mimaride olan Meryem Ana Kilisesi(Marienkirche)’ni göreceksiniz. Biraz daha ilerlerseniz de yaya aksına bağlanan meydandaki Belediye Binasını (Rathaus) içeren kompleksi göreceksiniz. Burada açılmış turistik tezgâhlar görmeniz olası…








Şehrin tarihi dokusuna ek olarak ilgimizi çekmeyi başaran bir diğer unsur da kukla müzesi; ‘Theater Figuren Musem’ oldu. Kendisi Alman, eşi Hintli konuksever bir bayan olan müze sahibi, 40 yıldır yapmaya devam ettiği koleksiyonunu müzeye dönüştürme kararı almış ve dünyanın birçok bölgesinden topladığı ilginç kukla ve broşürleri sergilemiş. Kendi evinde daha bir bu kadar daha birikimi olduğunu söyleyen müze sahibi, Mimarlık Fakültesinin 3 farklı dalında eğitim alan insanı görünce, hele ki Türk olduğumuzu öğrenince çok memnun oldu çünkü müzede yeni düzenlemeler yapmış ve Türk Kültürü’ne ait Hacivat ve Karagöz’e özel bir köşe oluşturmuş. Bize müzeye gezdirip, hakkında bilgi edinebileceği birkaç adres ve önerimizi aldı. Müzenin satış bölümünden de birer adet kartpostal hediye etmeyi ihmal etmediler=)

Theater Figuren Museum:  http://en.tfm-luebeck.com/
























Şehir merkezinde turumuzu tamamlayınca, turizm info-center dan ‘Lübeck’in en iyi plajı’ tavsiyesini aldığımız Timmendorf Strand’a doğru yola koyulduk. Trenle 13dk gidip ormanlarla çevrelenmiş yolu bir 15 dk da yürüyerek takip ederek plaja varabildik. Yol boyu gördüğüm yazlık evler ve otel-pansiyonlara ise bakmaya doyamadım... Hem yeşil, hem orman, hem huzur...











Plajın uzunluğu ne kadardı hiçbir fikrim yok. Ucu ve bucağını asla göremedik diyebilirim.=) Bana biraz Çeşme’nin Ilıca Plajı’nı andırdı… Geniş ve çok uzun bir plaj… Arkada Sheraton’a benzerlikte bir iki otel olduğunu tahmin ettiğimiz yapı ve dalgalı engin bir deniz… Ama deniz Baltık Denizi! O yüzden akşamüzeri olmasını, yağmurun çiselemesini, denizin serinliğini ve havanın rüzgarlı oluşunu ve de yedek kıyafetimizin olmamasına aldırmadık ve o denize girdik! =))












Plajın yakınında cafe ve hediyelik eşya satan birkaç dükkanın bulunduğu keyifli bir alan yaratmışlar. Ostsee(Baltık Denizi) yazılı magnet ve bir iki ufak hatıramızı alıp akşamüzeri 9 treniyle (evet saat 11’de kararıyordu o sıralar) Hamburg’a evimize döndük… Eğer mevsim yaz ve yolunuz Lübeck yakınlarından geçmekteyse, bir uğramanızı tavsiye ederim;)














More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı