Carlos Martin ile bir önceki röportajımda söylediğim gibi, asıl amacımız yüz yüze bir görüşme yapmaktı. Sizlerin de 3 boyutlusu için yaptığınız ekstra ısrar üzerine, Türkiye'ye varır varmaz buluştuk kendisiyle!
Bazen günlük hayatınızda, hiçbir mükemmel erkek olmadığı gerçekliğine inandırılırsınız.. Belki egolarından, belki gereksiz özgüvenlerinden, belki de -tam tersi- özgüven yetersizliklerinden... Her türlüsünde de, gittikçe sadece rüya gelen bu hayal ürünü insanlara olan inancınızı kaybetmeye başlarsınız. Aynı zamanda bu durum, diğer insanların size verdikleri nasihatleri de haklı çıkarmış olur...
Ne var ki, geçtiğimiz Pazar günü bu tabuyu memnuniyetle yıktım!
Evet, haklıydım..! Evet, iddiam doğruydu..! Ve evet, inançlarımdaki gibi insanlar vardı..! En azından birine tanık olmuştum..!
Büyük cazibe, içten gülümseme, samimi karaktere sahip birine tanık olmuştum...
Beni hayata geri kazandıran insan kendisiydi... Carlos Martin..!
Yeni bir içten "hoşgeldin" diyorum bloguma ve köşeme Martin! =)
Ps. You can read in English after the Turkish one.
"Başkalarını mutlu etmek istiyorsan, öncelikle kendini mutlu etmelisin."
Bu cümleye son günlerde kitle olarak uzaklaşmaya başladık malum.
O yüzden bu postu öncelikle kendinizi geri kazanmanız, ardından da çevrenize mutluluk yayabilmeniz için paylaşıyorum. Bunun için de en temel noktadan başlıyorum. Zinde bir vücut!
ODTÜ'den spor hocalarım Maryana Kumachkova ve Yasin Şahin'in açmış olduğu Aurora Spor Salonu'yla iş yeri komşusu olduğumu öğrenmem benim açımdan işleri kolaylaştırdı.
Sizler Yasin Şahin ismini ve başarılarını daha önce de duymuştunuz blogdan.
Şimdi onu tüm dünya duydu, zira 2016 Atletik Fitness Şampiyonu oldu! Böylelikle röportaj tazeleme zamanı da gelmiş oldu.
Aurora Spor Salonu'nda Personal Training de denilen kişisel eğitimleri ile herkese kapılarını açmış durumdalar. Bir de ekiplerine 2016 Türkiye Fitness 2.'si Elena Larionova'yı katmışlar. Özellikle benim gibi öğle aralarını değerlendirme çabasında olan birçok çalışan için de fırsat, zira yerleri Ankara Tepe Prime Plaza'da. Ben her üçüyle de oldukça verimli çalışıyorum şu sıralar.
Dünyanın en iyileriyle çalışma fırsatı diyorum. Bunu bi' düşünün bence. =)
Yasin Şahin'e kısa kısa çoğumuzun aklına takılanları sordum. Sözü daha fazla uzatmıyor, cevaplara geçiyorum.
G.G. Öncelikle hem senin hem de Elena'nın derecelerinizi hatırlayalım.
Y.Ş.
1dereceler : Büyük Erkekler Atletik Fitness Türkiye 1.
Büyük Erkekler Atletik Fitness Avrupa 3.
Büyük Erkekler Atletik fitness Arnold Classic 4 (2013)
Büyük Erkekler mensphysique (Atletik Fizik) Türkiye 1.
Büyük Erkekler mensphysique (Atletik Fizik) Dünya 5 (2014)
Master Erkekler mensphysique(Atletik Fizik) Türkiye 1.
Master Erkekler mensphysique (Atletik Fizik) Avrupa 1.
Master Erkekler mensphysique (Atletik Fizik) Dünya 1 (2016)
Lena....Büyük Bayanlar Fitness Türkiye 2.
Milli sporcu, Avrupa Şampiyonası Fitness yarı finalisti
G.G. Aurora Spor Merkezi'nde ne gibi imkanlar var?
Y.Ş. Aurora sports studio adından da anlaşılacağı üzere küçük stüdyolardan oluşmakta. Ve her bir stüdyoda tam olarak kişiye ozel (pt) dersleri verilmekte. Derslerimiz reformer aletli-aletsiz fitness, pilates, Cadillac pilates, power pilates, stretching, yoga, antigravity yoga, dersler antrenman seviyesi,akışı ve uygun beslenme bilgileri ile tamamen kişiye özel ve birebir yapılmakta.. Kişi antrenörü tarafından hem bilgi hem de hareket uygulaması ve motivasyon anlamında adeta bir dantel gibi işlenmektedir.. Amaç verilen bilgilerin içselleştirilmesi ve yüksek motivasyonla, egzersiz ve doğru beslenme alışkanlığı kazandırılmasıdır.
G.G. Personal training'i dönemlik/yıllık kayıt yapılan spor salonlarından farklı kılan nedir?
Y.Ş. Kişiye özel antrenman popüler ismi ile PT'yi cazip kılan neden aslında adında gizli. Kişinin kendini özel hissetmesi ve bu hissin antrenman ve doğru beslenme için sürekli ve hatta kalıcı motivasyon oluşturması... Yıllık üye olunan dört başı mamur ultra süper lüks salonlar kişi de bu motivasyonu sağlamıyor bizce. Amaç mükkkemmmel tesisi gezdirip kişiyi mekan, alet ve kalite anlamında tavlayıp üye yapmak sadece. Ve kişi üye yapıldıktan sonra amacına ulaşmış oluyor bu tesisler. Sonra kişiler kendi inisiyatifi bırakılan UFO görmüş masum köylü gibi kolunda havlu elinde şu dolaşıyor. Bir kere kişilere başlangıç programı veriliyor o da sadece bir kişi kullanıcı ile dolaşıp adeta sadece aletlerin kullanımını gösteriyor. Sonra kullanıcı hep tek. Eni konu fitness danışmanına soru sorsa bir türlü sormasa bir türlü. Ve orada zaten zamanla fiziği iyi insanlara yanaşıp onların yaptığını yapan birine dönüşüyor. İşin diyet beslenme kısmı boş bırakıldığı için ve kişi birebir hiç motive olmadığı için sonuç alamıyor ve boşa gelip giden biri gibi algılıyor kendini ve devamsızlıktan başlıyor. Tabi spor bahanesiyle piyasa yapmaya çapkınlık yapmaya gelen bay bayanların devamlılığı iyi bu tip yerler de 😂😂 Neyse sonuçta bir insanı süper lüks bir makine motive etmez bir insanı yine başka bir insan motive edebilir daha önce bu yollardan geçmiş ve başarısını şampiyonlukları ile ispatlamış bir kişi yapabilir bunu. Kişi ile sürekli beraber hatta bazen birlikte yapılan hareketler birlikte sayılan tekrarlar...beraber terleyen iki kişi. Bir şampiyon ve biri daha yolun başında motivasyon budur işte....özel ders verirken gözlemlediğim şeylerdir bu anlattıklarım. Özel ders alan hemen hemen tüm sporcularımız aynı zamanda büyük bir gym'e üyeler. Ve ayda yılda bir defa gitmişler. Ha büyük gym'ler bu arada kendini bilen. Belli bir seviyeye gelmiş. Yarışma hedefi olan profesyonel sporcular için tabi ki adeta nimettir. Ama spora yeni başlayan ve büyük umutlarla beklentilerle başlayan eline daha önce dumbell almamış sürekli ilgi ve desteğe ihtiyaç duyan kişiler için kabus olabilmekte maalesef. Bu kişiler için yaşasın PT diyorum 😊✌
G.G. Bir kişi yaklaşık belli bir aşama kaydedebilmesi için ne kadar gelmeli yaklaşık olarak?
Y.Ş. Sonuç almak kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir... ama kişinin maximum seviyede antrenman, beslenme ve dinlenme düzenine dikkat ettiğini varsayarsak, üç ay (40 ders) sonra antrenör ve kişinin kendisi ilerleme ve pozitif değişimi fark eder. Altı ay(80 ders) sonunda ise artık gelişim ve değişim dışardan da tepki çeker ve görülebilir. Örneğin kişiyi uzun zaman görmeyen bir yakını "ya n'olmuşsun sen, spor mu yapıyorsun, ne kadar incelmişsin?" dediğin de emekler de PT de ise yaramış demektir 😊✌
Ben yıllardır karşı olan birisi olarak PT gücüne bizzat ikna oldum.
Bilginize sunarım. =)
Çok Sevgiler
Bazı insanların auraları öyle geniş, kişilikleri öyle güçlüdür ki, hayranlıkla takip edersiniz uzaktan sürekli yaptıklarını ve yapabileceklerini.. Sonrasında ise ona ulaşmayı istediğinizde, gösterdiği tevazu ve nezaket, öyle ince olur ki, çoğunluğun düşüncesinin aksine, değerini daha da yüceltir sizin gözünüzde...
Sevgili Cem Davran, tam da bu tarif ettiğim cümlelerin referans gösterileceği kişidir benim için bundan böyle.. Takdirle izlediğim kısmı geçmişten süregelirken şimdi bir de kişiliği ile ayrı bir yere koydum kendisini..
İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun Bezirgan adlı oynunda başrolü üstlendiği, sağlam bir kadro ve senaryo ile seyircileri mest ettiği bu şahane gösteri öncesi yaptık söyleşimizi maksimum keyifte..
Röportajlarımda hep söylerim ya hani, 'bazı insanlarla lafın hiç bitmesin, hep o anlatsın ki sen dinleyebilesin istersin' diye... O kadar şanslıyım ki, her seferinde bu müthiş mutluluk duygusu oluşuyor içimde... SevgiliCem Davran ile de bu mutluluğu yaşamak ve akabinde sahnedeki dev oyunculuğuna şahit olabilmek müthiş bir keyif oldu benim için yine..
Ayrıca, eğer şansınız varsa ve henüz gidememiş bir 'çapulcu' iseniz, Bezirgan'a kesinkez gitmeli, içinizin yağlarını doyasıya eritmelisiniz.!
Kendisini bir kez daha ayakta alkışlıyor, Gökçen Gökyer Blog'a büyük bir onur ve mutlulukla konuk ediyorum..
155 apart daireli The House Residence ve 51 odalı The House Hotel, 2016 yaz döneminde Bomonti’de kapılarını açmaya hazırlanıyor.
Yenigün İnşaat yatırımı, The House Collection markası ve FYP’nin dizayn, marka ve konsept planlaması ile Bomonti’de hayat bulan The House Residence’da ince işler hızlı bir şekilde devam ediyor. Özel dizayn tasarımları ile hazırlanan örnek daireler, bugünden The House Residence tasarım anlayışını ve Bomonti’deki yaşamı keşfetmeniz için sizi bekliyor…
Modern yaşam, sanat ve dizayn ile zenginleşen The House Residence’ta yaşam stüdyo, 1+1 ve 2+1 dairelerde çok özel ödeme planları ile yatırım fiyatı 230 Bin Dolar’dan başlayan fiyatlarla sunuluyor. Dairelerin yatırım planlama ve uzun/kısa dönem kiralama hizmetlerini ise daha ilk günden FYP sizin için yapıyor…
Dinamik, sosyalleşmeye açık ve konforlu bir yaşamın kodlarıyla şekillenen The House Residence Bomonti’de, 1+0’dan 2+1 ve penthouse’lara kadar 44 m2 ile 199 m2 arasında değişen, özel tasarıma sahip 155 adet apart daire seçenekleri sunuluyor. Yaşama renk katan detaylar ise projenin lounge, dining room, spor kulübü, club ofisi, kafeleri, peyzaj alanları ve teras gibi alanlarında odaklanmış durumda. Yaşamı ortak alanlara taşıyan The House Residence, servis zenginliğini ve kalitesini aynı binada bulunan 51 odalı The House Hotel’den alacak.
The House Residence’da dairenin yatırım planlaması daha ilk günden senin adına yapılıyor, detaylar seni yormuyor. Bütün dairelerin kısa, uzun dönem kiralama hizmetleri The House Residence yönetimi ve FYP tarafından, uluslararası zincirlerin işbirliğiyle gerçekleştiriliyor. The House Residence, her detayı özenle planlamaya dayanan modern tasarım anlayışını evinize de taşıyor. Dilerseniz tüm yaşam alanlarınızı sizin seçimlerinizle güzelleştiriyor. Taşınmaya hazır, zevkle döşenmiş, titizlikle hazırlanmış bir otele gelir gibi bavulunuzu alın, gelin ve yaşamaya başlayın.
Bomonti’ye tasarım dokununca
Piramit Mimarlık Turgut Toydemir tarafından projelendirilen The House Residence’ın yaşam konsepti ve iç mimari planlaması FYP Proje Geliştirme’den Tony Phillipson’ın İngiliz Conran + Partners ile gerçekleştirdiği özel işbirliğiyle hayat buldu. Peyzaj ve cevre düzenlemesinde ise Hyland Edgar Driver imzası var. Geleneksel ve modern endüstriyel alanların yansımaları, modern mimari ve yaşam tarzı kodlarını harmanlayan tasarım New York Soho, Londra Covent Garden ve Paris L’es Halles gibi örneklerle de organik bağa sahip. Ortaya çıkan sonuç ise, ana yaklaşım olarak modern mimari, life style konsept ile geleneksel ve modern endüstriyel tasarımı birleştiren yepyeni bir konsept.
7/24 hayat, hizmet, mutluluk
The House Residence Bomonti, The House Hotel, The Residence Lounge, The Dining Room, The Cafe, The Club Fitness, The Club Office, The Garden Terrace ve The Services gibi mekan ve hizmetleri aynı binada, aynı çatı altında bir araya getiriyor. The House Residence’da kişiye özel servisler, Bomonti’nin ilk dizayn oteli The House Hotel işletmesi ile sunuluyor. The Services olarak tanımlanan sınırsız hizmetler ile, iki farklı noktada 2 farklı resepsiyon ve özel asistan, housekeeeping, vale, teknik servis, güvenlik ve ev sahibi kullanımına hazır laundry alanı, apart daire sahiplerine ev ortamında da otel konforu sunmayı hedefliyor.
Evler sakin, ortak alanlar yaşamla dolu
Konut, hotel, sosyal yaşam alanları, spor kulübü ve service ofis alanı ile bir yaşam merkezi olarak hayata geçen The House Residence, eğlence, yaşam, iş ve spor keyfini birlikte sunuyor. 2016 yazında tüm sosyal alanları ile hayata geçecek olan The House Residence sakinleri The Dining Room’da dilerlerse hazırladıkları yemeklerle dilerlerse özel asistanın yardımıyla davetlerini verebilecekler. Sabah 7:00 – gece 24:00 saatleri arasında kişiye özel hizmet veren The Residence Lounge, size özel bir mekan olarak tasarlandı. The Club Fitness sağlıklı bir yaşam sunarken, giriş terasında yer alan The Cafe’ler de ise Nişantaşı, Galata ve Karaköy’ün gözde mekanlarını sizlerle buluşturacak.
Son zamanlarda o kadar kalori dolu paylaşımlar yaptım ki sosyal mecralarda, takipçilerim isyana geldi "yeter artık kilo alıyoruz" diye. =)
Bu yüzden sizi bu sefer detoksa davet ediyorum.!
Hem fiziken, hem de ruhen arınma terapisine sokuyorum bizi.
Spor
En öncesi spor! Spor şart. Yürüyün en basitinden. Benim yürüme delisi olduğumu bilenler bilir. Bilmeyenler için öneri olarak yeniden sunuyorum. Yürüyün. Bol bol, uzuun uzun, kulağınızda adımınıza senkron ritmli müziklerle yürüyün. Hem tüm bedeniniz hareket etsin, hem kan dolaşımınız hızlansın, hem diyaframınız güçlensin, hem de kendi kendinize kalarak kulağınız iç sesinizi duysun. Benim en dünyayı kurtardığım fikirlerim yürürken ortaya çıkanlardır. =)
Fitness'tan korkmayın. Ağırlık basın.! Basın ulan. Kim diyorsa "ıyk kas mı?" diye, çekemediğinden. Kendi yağ oranının kas kütlesine çok uzak olmasından. Herkes sever kaslı kolları, selülitsiz bacakları, giydiğinin yakışmasını.Korkmayın ağırlık basmaktan. Hem de dünyanın en güzel ağrısının tadına varın. Kaslarınızın her bir liğmesini hissetmenin mutluluğunu yaşayın.
Beslenme
Çok yemek yemediğiniz öğünlerdeki hafifliğinizi, tıka basa doyduktan sonra yaşadığınız pişmanlığa değişin. "Keşke" demeden, "iyi ki"ler için önleminizi alın. Sabah proteininizi bol alın, ara öğünlerinizi atlamayın, akşam karbonhidratlara fazla yaklaşmayın, tatlı krizinize makul çözümler arayın.
Çevre/Doğa
Metropollerde yaşıyorsanız, ciğerlerinizi ilgisiz bırakmayın. Egzoz dumanından uzak, saf oksijenin maksimize olduğu yerlerde soluklanın. İyot kokan havanın mentollü kokusunu içinize çekin, oksijeni ağaçlardan ilk üretildiği haliyle tüketin... Nefes almanın dayanılmaz hafifliğini doyasıya hissedin.
Çevre/İlişkiler
Entrikalarla çevrili, çarpık ilişkilerle, arkanı döndüğün an nelerden bahsedeceğini tahmin edemeyeceğin kişilerle zaman kaybetmeyin. Ruhunuzu kirleten tüm negatif insanlardan ve onların kirli dünyasından elinizi ayağınızı çekin. İçten, samimi ve kıymet, değer bilen insanlarla, yalnızca zamanı daha kaliteli hale getirmenin amacıyla ilişki kurun. Üretkenlik, anlamsız düşüncelerden çok daha beyni dinlendiren bir eylemdir. İlişkilerinizi gözden geçirin. ;)
Müzik
Ruhun gıdasıdır. Net. Daha iyi açıklanamaz bence. Her türlü ruh haline, yaptığımız her eylemin fonuna yakışacak müzik vardır iddiasındayım. Yaptığınız işi keyfiyle, anınızın tadını layıkıyla yaşamanızı sağlayacaktır. Eğer bunun farkında değilseniz, yarın deneyin.
Pozitif Düşünce
Ve kısaca, sevin. Pozitif düşünmenin, negatiflerden uzak kalmanın, işlerinizde daha başarılı olmanın ve dahasının en kolay tek bir çözümü var: sevin. Eğer karşınızdakini, yaptığınız işi, sizi kıran insanları, attığınız adımları tek tek severseniz, emin olun, bumerangın size dönüşü bambaşka olacaktır.
Demem odur ki, bizi gerçek anlamda arındıracak detoks, tek bir alanla sınırlanmayandıır!
Sevgiler! =)
Herkese merhaba!
Bugün sizlere "Spor ve Sağlıklı Beslenme" köşemden sesleniyorum.
Bildiğimiz üzere kilo vermek, fit kalmak ve hatta isteğe bağlı olarak kilo almak yalnızca sporla mümkün değil. Sağlıklı beslenmek ve kimi zaman ek gıdalar, takviyeler almak da gerekir. Bunu zaten sporcular ve vücut geliştirenler bilir.
Ben de bu camiada bir hayli bulunduğum için sizlere bir yenisini ve sonuçlar-kullanım ilişkisi açısından oldukça makul olan bir seçenek sunuyorum.
ODTÜ Baraka Spor Salonu fitness ve pilates eğitmeni olan Dilek Yıldız, kendisinin de kullanmakta ve memnun kaldığı ürün olan "Herbalife"ın distribütörlüğünü de almış durumda.
"Nedir bu Herbalife?", "kimin nesidir?" derseniz şöyle olur imiş:
Onu artık hepiniz tanıyorsunuz... Odtü Baraka Spor Salonu Fitness Antrenörü Yasin Şahin, 27-31 Mart arasında düzenlenenTürkiye Atletik Fitness Türkiye Şampiyonası'nda'Atletik Fitness Büyükler -1.75' 'Türkiye Şampiyonu' oldu ve 'Milli Takım'a girmeye hak kazanmış, daha sonra İspanya'ya giderek aynı dalda Avrupa Üçüncülüğü alarak bizleri gururlandırmıştı.
Bu sefer daha da büyüğe oynayacak ve dünyanın en önemli yarışmalarından ve en iyilerin katıldığı Arnold Classic Europe'ta bir kez daha Türkiye ve ODTÜ adına şampiyonluğa yarışacak...
11-13 Ekim 2013 tarihleri arasında İspanya Madrid'de yarışacak olan milli sporcumuz ile o çok sevdiğim ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisi'nde Sevgili Fotoğrafçımız Emre Safir ile bir çekim gerçekleştirdik.
Yarışma sonrasında yepyeni bir röportajla hem yarışmaya hazırlanma sürecini, hem de bu önemli yarışmada yaşadıklarını aktarıyor olacak olan Yasin Şahin'e, tüm ODTÜ Baraka Spor Salonu ve Türkiye adına tam destek veriyor, bol şans diliyoruz!
Fotoğraflar için Emre Safir'e, mekan için ODTÜ Mezunlar Derneği İşletmesi ve Yönetimi'ne çok çok teşekkür ederiz..
Sevgiler..
Hürriyet, Türkiye’nin en çok okunan gazete uygulaması Hürriyet E-Gazete’den sonra Hürriyet Tablet uygulamasını da hayata geçirdi. “Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet” sloganıyla tanıtılan ve Apple Store’da 1 numaraya yerleşen bu yeni uygulama kullanıcılar tarafından oldukça beğeniliyor.
2011 yılının Mart ayında hayata geçirilen Hürriyet E-gazete uygulaması bugün, Türkiye’nin en çok okunan tablet gazetesi olmayı başarmış durumda. Toplamda ücret ödeyen abone sayısı 16 bine ulaşarak, ücretsiz rakiplerinin ulaştığı rakamları geride bırakırken; Hürriyet okurları, E-Gazete uygulamasını günlük 50 bin, haftalık 350 bin kez ziyaret ediyor.
Tablet okurunun beklentisinin farklılaşması ve ilgi alanlarının değişmesiyle, okurlar artık okuduğu haberin videosunu da izlemek, farklı spor dalları hakkında analizler okumak, dünyadan ilginç fotoğraflar görmek, içeriği 'parmağının ucunda' hissetmek istiyor. Hürriyet Tablet uygulaması tam da bu beklenti ve ihtiyacı karşılamaya yönelik hazırlanmış bir uygulama.
Bir haftadır Apple Store’da en çok indirilen uygulamalar arasında 1 numarada yer alan Hürriyet Tablet’te, Manşet, Güncel, Ekonomi, Spor, Kelebek, Seyahat bölümlerinin yanı sıra Cumartesi ve Pazar eklerinin bambaşka yorumları yer alıyor. Günün videosu ve foto galeriler oldukça beğenilirken, HTML5 tabanlı bir uygulama olduğu için reklamverenler için de oldukça cazip.
Tablet bilgisayarların tüm olanaklarını kullanan yeni Hürriyet Tablet uygulaması, App Store ve Android Market’te, ücretsiz.
Ofis çalışanlarının en büyük ortak sorunları hareketsizlik ve beslenme durumlarıdır malum... Sabahın erken saatlerinde kapandığımız odamızdan, akşamın geç saatlerinde çıktığımızda kendimizi hem temiz havadan yoksun, hem hareketsizlikten tutulmuş, hem de yediğimiz hiçbir şeyi hazmedememiş gibi hissediyoruz ve bu yüzden suçluluk duygumuz yüksek mertebelerde oluyor. Üstelik siz de benim gibi devamlı spora giden biri olmanıza rağmene yoğun programlardan ara vermek durumunda kalmışsanız..
Sosyal çevrenizin de spor camiasından olması bazen bu bakımdan işe yarayabiliyor, hatta tavsiyem spor seven birileriyle evlenmeniz. Yoksa siz iyi olsanız da çevreniz hep kötüye teşvik ediyor benden söylemesi!
Netice olarak beslenme önemli.. Saatlerce oturduğumuz masamızda, canımız da öyle sıkılır ki, tek eğlencemiz yanımızdaki atıştırmalıklar olur.. 'Abur cubursuz, hamur işlerinden uzak olarak nasıl sağlıklı beslenebilir ve bu bedeni yıpratan süreci en verimli hale getirebiliriz?' dedik ve bir bilene sormaya karar verdik!
Çayyolu Life Dergisi'nden de tanıdığımız, Ankara'nın markalaştırma ajansı Markör'ün ekibinde de yer alan Uzman Diyetisyen Merve Tığlı Çınar beslenme konusunda önerilerini ve alternatif seçeneklerini kaleme aldı bizler için...
Gelin bakalım neler söylemiş..;)
Sağlıklı ve fit bir görünüm için sporu yeterli görenler almış olduğu sonuçlarda aslında pek de haklı olmadığını az çok kavramışlardır sanıyorum. Beslenme önemli, hem de sporun yanında azımsanmayacak bir oranda!
Ben de tam sağlıklı beslenme konularını geride bırakmış, sadece sporumu almış devam ettirirken hakkında düşünmeye başladığım sağlıklı beslenmeye Nesfit'in bu motivasyon dolu paketiyle tam gaz başladım!
İster sabah kahvaltısı, ister öğün arası atıştırması, isterse spor öncesi ve öğün sırası... Her daim sofranıza eşlik edebilecek Nesfit tam tahıllı gevrek ile hafifliğe yeni bir giriş yapabilirsiniz!
Üstelik, sen Nestlé NESFIT'in “Bugün Başlıyorum” Programı ile yeni yılda yeni kararlar alabilir, Nesfit’in internet reklam yüzü olabilirsin!
1 Ocak – 30 Ocak 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilecek “Bugün Başlıyorum” kampanyasında, yeni yılda daha da sağlıklı olmak için istediklerini ertelemeyi bırakıp kararlarını uygulamaya başlayanlar internet yıldızı olma şansı da yakalıyor. Aldıkları kararı simgeleyen bir fotoğraflarını www.NESFIT.com.tr/bugunbasliyorum adresine girip NESFIT ile ve sosyal medya hesaplarında arkadaşlarıyla paylaşabilecekler ve böylece ne kadar kararlı olduklarını da gösterecekler. Spor, yoga ya da yürüyüş yaparken çektirdikleri fotoğrafları ya da sitede hali hazırda var olan resimlerden birini seçip kişiselleştirerek gönderenler arasından her Cuma günü yapılacak seçimle kazanan fotoğraf NESFIT’in internet reklamlarında kullanılacak.
Sağlıklı Yaşama!
Gençlik ve Spor Bakanlığı güzel bir proje başlatmış, adı: 'Bir Gün Bir Değer'... Proje, 'gençlerin alanında uzman ve tanınmış kişilerle bir gün geçirmesini, bu kişilerin bilgi ve tecrübelerinden yararlanmasını ve kendilerine olan güven duygularını arttırmayı amaçlamakta'.
Etkinlikler gerçekleşmeye başlamış durumda ve dahası da proje takviminde yer almakta. 11 Nisan Perşembe günü Kerem Görsev ile buluşacak olan gençler için ise katılma şansı hala devam etmekte...
Kendisiyle yaptığım röportaj üzerine benimle iletişime geçen Bakanlık, bu projenin yarar sağlayacağı kişileri önermemi -çevremde varsa- rica etti. Ben de bunu buradan daha çok kişiye duyurmak istedim ki henüz tanışmadığım, ama caz müziğini, piyano çalmayı ve Kerem Görsev'i gerçekten seven başka kişiler de projeden haberdar olsunlar...
"Kurduğunuz, yazar, araştırmacı, akademisyen, işadamı, sporcu ve sanatçılarla bir günü birlikte geçirerek sizlere rol model olan kişilerin bir günlük yaşantılarına tanıklık etmiş olacaksınız. Her zaman olduğu gibi başta dezavantajlı gençler olmak üzere, 81 ilden birbirlerinden farklı imkânlara sahip gençlerimizin katılacağı “Bir Gün Bir Değer” projesi ile gençlerimizin hayatlarına yön vermelerine katkı sağlamayı, önlerinde yepyeni ufuklar açmayı ve onları hayallerine biraz daha yaklaştırmayı hedefliyoruz."
Katılmak için ayrıntılı açıklamaya T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın sitesinin Projeler sayfasından ulaşabilirsiniz. Bol şans! ;)
Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.
İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.
Her gün, heyecan verici şeyler yapmak için Samsung ürünlerini kullanan insanlardan ilham alan kampanya; tutkulu kullanıcıları hayallerini ve fikirlerini paylaşmaya davet ediyor. Fotoğrafçılık, mutfak sanatları, spor ve girişimcilik alanlarında başvuruların kabul edildiği kampanyanın kazananları projelerini hayata geçirme evresinde Samsung’un teknoloji desteğinin yanı sıra, aralarında Fotoğrafçı ve eğitmen Muammer Yanmaz, Kantin’in sahibi ve şefi Şemsa Denizsel, Spor spikeri ve yazarı Caner Eler ve B-Fit’in kurucu ortağı, girişimci ve Schwab Vakfı tarafından “2013 Yılının Sosyal Girişimcisi” seçilen Bedriye Hülya’nın da bulunduğu mentorlerin tecrübelerinden faydalanma fırsatı da bulacak.
Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung projeyle ilgili olarak; “Samsung olarak teknolojinin, hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Samsung teknolojisini kullanarak farklı ve yenilikçi başarılara imza atıyor. Ortaya çıkan hikayelerin yarattığı ilham doğrultusunda geliştirdiğimiz “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Diliyoruz ki bu proje ile, Türkiye’deki tüketicilerimizin sadece kişisel tutkularını keşfetmelerine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki diğer tüketicilere de ilham vermelerine yardımcı olacağız” dedi.
Katılım koşulları
“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasına www.hayalininpesindengit.com adresinden ya da Samsung Türkiye Facebook sayfasındaki “Launching People” uygulamasından başvurmak mümkün. Başvurular, 28 Şubat 2014 tarihine kadar gerçekleştirilebilecek.
İş çıkışı, gün -hatta hafta- boyu yoğunluktan dolayı sahip olduğum
ambaleliği yok sayma gayretiyle trafiği aşarak yetişiyorum Şinasi
Sahnesi'ne sözleştiğimiz saatte..
Nefes nefese, soluklanmadan içeri girdikten hemen sonra sahnede provada buluyorum kendisini..
Sesimin
çıkması ümidiyle 'merhaba' diyorum bana yaklaşırken.. Karşımdan
sakin ve tok sesli bir 'merhaba' aldığımda, hem biraz daha enerjik olmuş
olmayı diliyorum, hem de biraz rahatlıyorum
nazik tavrı karşısında..
Dünyanın biraz küçük, biraz da
tesadüflerle dolu olduğu düşüncemi paylaşıyorum röportaja geçmeden hemen önce toparlarken
düşüncelerimi.. Zira, nadir izlemiş olduğum dizilerden 'Kavak Yelleri'
çekimlerinin başlamasından kısa bir süre öncesi taşınmış idim o
mahalleden, bir başka muhite.. Geçtiğim her caddeden, her mekandan biraz
önce ayrılmışlardı her seferinde şans eseri yine.. Şimdi ise Yüksel Abi
ile bir diziye başlamışlardı Karadeniz'de.. Yine bir ucundan 'tanıdıktı' bir şeyler işin içinde benim için bir şekilde..
İbrahim
Kendirci ile görüşmeyi tesadüflerden devralmaya karar vermiştim bu
sefer.. Madem Ankara'ya kadar gelmişti, bu sefer görmeliydim. Özenle seçilen Gökçen Gökyer Blog konukları arasında yer almasını isteyeceğim bir kişiydi üstelik üzerine..
Tane tane
konuşan, ciddiyet ile resmiyetin ince çizgisini çok iyi ayırt edebilen,
içtenliği en sade haline indirgeyebilen kişiliklere olan derin saygım
yine anlam bulmuştu bir başka kimlikte...
Sevgili İbrahim Kendirci'yi mutlulukla konuk ediyorum öncelikle Gökçen Gökyer Blog, daha sonra da gelecek köşelerimde..
Kimi elma şekerini, kimisi pamuk şekeri, kimisi de kağıt helvayı unutamaz çocukluğuna dair... Belki bir sulugöz sakız, ya da komşu teyzenin sürekli yaptığı aynı çeşit börek... Her neyse ne.. Ortak olan konusu şudur ki, hepimizin çocukluğundan beri unutamadığı, tadının hep ayrı olduğu, belki de tadının anılarla farklılaştığı; sadece sizin alabileceğiniz bir lezzeti olduğu yiyecek vardır... Her gördüğünüzde içinizin gittiği, 'nostalji' dediğiniz, almadan geçemediğiniz...
İşte benim tam da böyle hissettiğim, hiçbir zaman hayır diyemediğim yegane yiyecek (dondurmayı kategori dışı tuttuğumuz müddetçe!) bonibon olsa gerek. O kadar büyük bir gönül bağım var ki kendisine, ona özel bir post hazırlamayı bile uygun görmüşüm, oradan anlayın artık! =)
Her gördüğümde yüzümü istemsizce bir gülümseme kaplaması ve hemen akabinde kasaya birlikte girişimiz.. Tam bir seremoni..
Bugün üstüne yeni bir fantastik bileşim görmem de beni benden aldı ve "ben bu postu yazarım arkadaş!" dedirtti en nihayetinde. Milka himayesine dahil olan Bonibon şimdi bir de kendi çikolatasıyla güçlerini birleştirmiş ve bonibonlu çikolata yapmış!
"Spor yapıyorum ben, yasak böyle şeyler!" dediysem de dinletemedim ellerime ve kasada yine ödeme yaparken buldum kendimi istemsizce.
Sonradan da ufak bir parça alıp tadına bakma iznini verdim kendime. Zira bazı anlar, bazı tatlar hiçbirşeyle kıyaslanmıyor.. O mutluluğu başka hiçbir endorfin aracı vermiyor.. Benim mutluluk kaynağım da bu küçücük renkli çikolatalarsa eğer, elden başka bir şey gelmez, o zaman yemeye değer!
Yine bir Gökçen Gökyer Blog’da
röportaj günü ve ben yine çok özel bir insanla tanışma şerefine nail oldum. Dev
Bağcan ailesinden Sevgili Sonat Bağcan ile çok keyifli bir röportaj
gerçekleştirdik.
Üstelik bu sefer çok daha keyifli
bir ortam yakalayarak, tam bir kahve sohbeti yaşadık yağmurlu Ankara akşamında.
Gökçen Gökyer (@gokcengokyer)'in paylaştığı bir gönderi ()
Hem aynı şehirde yaşıyor olmamız,
hem de Aurora Sports’tan (Tık Tık) spor arkadaşı olmamız (ki bunu Maryana
vesilesiyle öğrenmiş oldum), röportajı aceleye gelmeden, tüm yeni albüm yoğunluğunu atlattıktan sonra keyifle gerçekleştirmemize olanak
sağladı.
İyi ki de öyle olmuş. Saatlerin
nasıl geçtiğini anlamadığımız, kaydı kapattıktan sonra da uzunca bir süre
lafımızı sonlandıramadığımız çok hoş bir buluşma oldu. Hem çok naif, hem çok
samimi, hem de oldukça dolu biri olması ile uzunca süredir yaşadığım kültürel
boşluktan sonra (Tık Tık) ruhuma çok iyi geldi açıkçası.
Lafı fazla uzatmıyorum, kahveleriniz hazırsa buyurun sohbetimize başlayalım!
G.G. 90’lı (96) yıllarda çıkış
yaptıktan sonra albüm epey geç geldi. Neden ara verdiniz? 90’larda Türkiye’de
müzik sektörü yeni gelişmekte olduğu için çıkış yapan sanatçılar daha
kıymetliydi aslında, o popülariteden neden geri çektiniz kendinizi?
S.B. Aslında birkaç radyo
programına katıldığımda programcılar benim şarkılarımın hepsini ezbere
biliyorlardı ve başucu cd’si olduğunu söylediler ve hatta o zamanlar
şarkılarımla ve yaşamımla ilgili anlattığım şeyleri hatırlıyorlardı. Ben bunun
farkında değildim. Aslında “Nereye Gidiyorsun” şarkısı çok popüler olmuş ve ben
bunun yeni farkına varıyorum. O zamanlar için şöyle bir şeydi, çok aradığımı
bulamadım sanki. Bir de, hani hayat gücü denilen bir şey var ya, muhtemelen
hayatı da çok bilmiyordum. Kendimi güçsüz hissetmiş olabilirim. Bir de üstüne
aşık oldum, kocamı buldum ve geri dönüş yaptım Ankara’ya. (Tamam, şimdi cevabı
aldım diyorum, gülüyoruz.) Ama şöyle de değildi, kocam ‘müzik yapamazsın’ gibi
bir şey de demedi ve her zaman bana destek vermiştir. Ben çektim kendimi. Ama o
sırada hayatımda yine de müzik vardı, arada küçük konserler veriyordum,
kardeşlerimle de bir şeyler yapıyorduk, örneğin küçük kardeşimle mantra müziği
yapıyorduk. (Bu konuyla ilgili de az sonra sorum olacak diye not düşüyorum.)
Geride kalmadım ama çok görünürde değildim.
G.G. Beklentimi karşılamayan dediğiniz
durum ne açıdan?
S.B. Sektörle ilgili aslında. O zaman
şimdiki gibi değildi. Şimdi istediğin zaman bir ürün yaratıyorsun ve internet
ortamına koyuyorsun, özgürsün. Ama o zamanlar sistemin içindeyken, o sisteme
uygun şeyler isteniyordu senden. Benim yaptığım şey öyle ya da böyle sisteme
uygun bir şey değildi. (Ne açıdan diye merak ediyorum, açıklıyor…) Mesela,
babamın beste ve sözlerini seslendirdim, “yarın çok güzel olmalıyım anne” diye
bir şarkım vardı. Orada anlatılan şey bir genç kızın ilk aşkını yaşaması ve
anne-babayla bunu paylaşamaması. Şimdi paylaşılabiliyor. Bu gibi şeylerden
bahsediyorduk, biraz sistemin dışında bir albümdü. Yine de özgürdüm ve
şanslıydım, halam Selda Bağcan’ın yapım şirketinden çıkardım albümümü. Ama
katıldığım televizyon programları, röportajlar vb seni başka bir yöne
yönlendiriyor ve ben kendimi orada özgür hissetmedim. Herhalde öyle bir şeydi.
G.G. Müziğe ara verdiğiniz
yıllarda yaşadığınız bir nevi içsel yolculuk var ve bunun vesilesiyle ortaya
çıkmış bir ninni albümü… Bu süreci anlatabilir misiniz nasıl gelişti?
S.B. Belki de özgürce
yaratamadığım için, bu farkına varmaksızın sende bir huzursuzluk ve mutsuzluk
yaratıyor-muş. -Muş çünkü bunu yaşamın içerisindeyken fark etmiyorsun.
Evlatlarım; iki oğlum da büyüdükten sonra bir boşluk yaşadım. Annelikle ilgili
çocukların sana ihtiyaç duyduğu dönem içerisinde evet, ama o onların artık sana
ihtiyacı olmadığı dönemdi işte o soru başlıyor. Bu boşluk da “bu yaşamdaki
yerim nedir?” sorusuna götürüyor. Yani ben niye geldim? Buradaki görevim, benim
yapmam gereken bir şey var mı? O sorgulama sırasında ben yogayla tanıştım. Yoga
yapmaya başlayınca bu sorular daha da netleşti. Yoga hayat penceremi
değiştirdi. O sorulara net cevaplar bulmaya başladım. Ninni albümü de benim hiç
tasarladığım bir şey değildi. Geçmişte bana ‘ninni albümü yapacaksın’ deseler
gülerek bakardım. Ama bir yoga hocamın çocuğu oldu. Amerika’da yaşıyordu o
zamanlar. Ona bir hediye göndermek istedim ve bir ninni çıktı. (Bu arada
sesiniz çok yakışmış ninniye diye ekliyorum.)Ben de daha alto, tok bir sesim
olsun isterdim ama yumuşak bir sesim var, bu ses niye bana emanet edilmiş
derdim, meğer ninniler içinmiş. Yani aslında, bu sesin frekansı ninniler için’e
geldi konu. Hayatım boyunca da bilgi topladım yogadan, kendi mesleğim diş
hekimliğinden, Yeditepe Üniversitesi’nden aldığım bilinçli hipnoz
tekniklerinden, bir sürü okuduğum kitaplardan, aldığım eğitimlerden. Tüm
bunların sonucunda da bilinçaltımın annemin karnındayken bile nasıl kayıt
yaptığıyla ilgili bilgilenince ve kültürümüzde de “aman çocuğum dur, hızlı
koşma düşersin” diye kültürün içinde koşmayan bireyler yarattığımızı, yerinde
sayan bireyler yarattığımızı fark edince – kendim de dâhil olmak üzere –
içimizdeki çocuklara ve çocukların bilinçaltlarına onları özgür bireyler
olduklarını farkına vardıracak sözlerle ninniler, besteler kendiliğinden geldi.
Öyle çıktı ninni albümü. “Sen özgür ruh, sen güçlü ruh, huzur, barış sendedir”,
“dene, yanılsan da vazgeçme basamak taşların onlar, seni sen yapacak onlar”.
(Hafifçe mırıldanıyor o yumuşacık sesiyle, alkışlıyorum ister istemez bu küçük
kupleyi söylediğinde) Melodileri de tasarlamadım kendisi geldi. Sözlerin ikisi
kardeşim Seda’ya ait, gerisi bana ait. Seneler boyunca da dinlenilecek bir
albüm oldu.
G.G. “Müziğin bedendeki hücrelere
verdiği şifa” demişsiniz. Bir nevi “müzik ruhun gıdasıdır” tadında bir yorum
mu, yoksa ruhsal tedavi yöntemlerine yeni bir bakış açısı mı kastettiğiniz?
S.B. Müzik zaten bir frekans. En
azından kendimizden bakalım, bazen bir şey dinliyoruz birden moralimiz düşüyor.
Bunu bizi düşürecek bir müzikle mi, yükseltecek müzikle dinleyerek mi
yapılandırabiliriz bedenimizi? Seni düşürecek müziği dinleme demiyorum. Çünkü
bazen hüzne de ihtiyacımız oluyor. Ama hüznü çok düşüren değil de, kendi içsel
farkındalığına götürecek bir hüznün olması gerekiyor. Bir de %70’in su, Japon
bilim adamı Dr. Masaru Emoto’nun bir çalışmasında suya sözcükler söyleniyor ve
kristalize yapısı mikroskobik olarak inceleniyor. Kötü söz söylenmiş ya da
yapıştırılmış su kristallarinde karışık kristalleşme olurken, güzel sözlerin
söylendiği ya da yapıştırıldığı su kristallerinde daha düzgün kristalleşme
oluyor. Bunun bilimsel olarak da bir kanıtı var en azından. Dolayısıyla müzik
bir şifa.
G.G. Yeni albümünüzden bahsedelim
bir de. Hem yeni şarkılar var hem de 90’lı yıllardaki şarkınızın cover’ı.
İlginç bir hikâyesi var demiştiniz buluştuğumuzda?
S.B. Bir gün halam (Selda Bağcan)
Ankara’ya konsere geldi, ertesi gün bizde yemek yiyoruz. Dedi ki bana ‘senin bu
albümün çok güzel bir albümdü, o zaman doğan çocuklar şimdi 20’li yaşlarında ve
bu albümden haberleri yok ben buna çıkaracağım’. ‘Aman hala boşver’ dedim. ‘Hayır
getir sırayı yapacağım’ dedi ve yaptı kendisi. Ondan sonra da, ‘bana bir
fotoğraf çektir sen’ dedi. Ben de tamam dedim ama ciddiye almadım. Ondan sonra
da gerçekten aşkı anlatmak istedim. Yani dünya bir aşk olsa nasıl olabilir? Ve
yaratana âşık olsak ve yaratana aşk olsak, nasıl olabilir? Bunu son derece sade
sözlerle ve saf bir şekilde anlatmak istedim. Bu Yunanca bir eser aslında ve
ben bu esere takıldım. Yine aynı şekilde gittim bahçeye, kâğıdı kalemi aldım,
sözleri yazdım kalktım. Sonra halama, ‘o zaman yeni bir şarkı koyalım’ dedim ve
bu “Nefesim Senle”yi çalıştım. Sonra halam dedi ki, ‘sen benim söylediğim “O
Günler” şarkısını çok güzel söylersin, bunu da koyalım’. ‘Hayır halacım
koymayalım’ dedim, ‘hayır konacak’ dedi. (Gülüyoruz) Onu da koyduk ve hiç
aklımda olmayan bir şekilde “Nefesim Senle” albümü çıktı. Yeni ve eskinin
harmanlandığı bir albüm oldu.
G.G. İlk klip de bu şarkıya geldi…
S.B. Klibim çok güzel oldu. Cem Hamdi
Kaya’yla buluştuk. Onunla Instagram aracılığıyla tanıştık. Menajerim ve sosyal
medya yöneticim Özge Şengül önerdi. Çalışmalarına baktım ve ruhu çok hoşuma
gitti. Sonra buluştuk ve Eylül ayında Ağva’da 8-9 kişilik ekiple günün nasıl
geçtiğini anlamadığımız muhteşem bir klip çekimi yaptık. Öğlen yemek yemeyi
unuttuk. Sonra, gelinliğimi giydim klipte (şaşırıyorum, açıklıyor) Beyaz bir
kıyafet bulamıyordum, orda aklıma geldi ve denediğimde hala içine girebildiğimi
görünce onu giymek istedim. (Aslında albümün de mantığına uymuş, geçmiş ve
bugünü harmanladığı için gelinliği kullanmak da bir nevi tematik olarak uymuş,
diye yorumluyorum, bu fikri çok seviyor ve onaylıyor) Sen söyleyince giydiğim
her kıyafet bir anı ve üzerine yeni bir şey ekleyerek kullandım, bir tane
giydiğim kıyafet de yeni. Geçmişle bugünü harmanlamışım farkında olmadan.
G.G. “Nereye Gidiyorsun?” şarkısına da
klip gelecek mi tekrar?
S.B. Armagedon Türk, Orkun Tunç ile
çektik. Onunla buluşmamız da çok ilginç oldu. Ben bu albümde bir niyet koydum
ve niyetime uygun insanlarla bir anda buluştuk. PR için görüşme yaparken
İstanbul’da Ada Stüdyosu’nda kayıt yaptığım yerde Orkun’dan bahsettiler ve
aradım, anlaştık. Sonra görüştüğüm kişiler akşam eve gidiyorlar ayrı ayrı,
meğer onlar sevgiliymiş. Yine aşk yani. Remix de çok içime sinen bir çalışma
oldu. Ankara’da Siyah Beyaz Sanat Galerisi bize sponsor oldu ve orada sergisi
bulunan İtalyan sanatçı kullanmamıza izin verdi ve klibimizi çektik. Her şey
hazır bir, bir buçuk ay sonra inşallah yayına girecek.
Ankaralı kişilerle çalıştım
aslında tüm albümü çıkarırken. Tüm hazırlığımızı da Ankara’da yaptık.
G.G. Halanız Selda Bağcan, kız
kardeşiniz Serenad Bağcan, babanız Savaş Bağcan, Amcanız Sezer Bağcan… Yeni
albümünüzde özellikle herkesin bir katkısı olmuş. Bu süreçler nasıl ilerliyor
müzik hayatınızda. Yeni bir projeye başlarken talep mi götürüyorsunuz, yoksa onlardan
mı talep geliyor, nasıl bir ortaklık oluyor?
S.B. Amcalarım, Sezer Bağcan,
Serter Bağcan, halam Selda Bağcan, babam Savaş Bağcan… Şimdi Gökçen’cim bunlar
çok leb-i derya insanlar, çok başka kafalar. Onların her zaman eserleri var,
her zaman yaratıyorlar aslında. Biz o yaratımların içinden seçiyoruz. Mesela
kardeşim Serenad şimdi albüm yapıyor ve babamın yıllar önce yaptığı
şarkılarından seçerek seslendiriyor. Ama mesela Sezer Amcam da istediğimiz
zaman bizim için beste yapıyor, yani karışık oluyor. Kendi besteleri var, bize
isteyince bize de yapıyorlar, biz kendimiz de yapıyoruz. (Çok ekonomikmiş diye
gülüyorum, onaylıyor.) Yunanca parçanın telif hakkını alırken ne kadar ekonomik
olduğunu anladım. (Gülüyoruz yine)
G.G. Ailenin ortak yanı müzik
olsa da her birinizin farklı bir tarzı var. Selda Bağcan daha çok Türk Halk
Müziği ve Anadolu Rock, kardeşiniz Serenad Bağcan daha çok batı müziği,Seda Bağcan ise Mantra müziğin ülkemizdeki
temsilcisi ve siz de daha çok pop alanındasınız. Bu yönlenme, bu çeşitlilik
nasıl oldu?
S.B. İlk albümü büyüklerimden
sonra çıkaran benim aslında. Serenad’ın hikayesi de değişiktir. Devlet Çok
Sesli Korosu sanatçısıydı ve bir gün Nazım Hikmet Oratoryosu’nda solistin geç
kalmasıyla şef diyor ki, bizden birisi var gelsin söylesin. Fazıl (Say) da
dinliyor ve çok beğeniyor. Ondan sonra ‘Metin Altıok için bir eser var
seslendirir misin?’ diyor, Serenad gidiyor ve eseri seslendirirken, Fazıl ‘neden
biz bir albüm yapmıyoruz?’ diyor ve böylece albüm yapıyorlar. Çok hızlı
gelişti. Seda da Almanya’da yaşıyordu ve yogayla ilgili çalışmalar yaparken
mantralarla karşılaşıyor ve onu çok etkiliyor. Sonra bu mantraları bizim
melodilerimize uygun nasıl yapabilirim derken bu albümü çıkarmaya karar
veriyor. Seda bu albümü çıkarmaya karar verdiği zaman –bu arada Türkiye’nin ilk
mantra müzikçisi- biz aile olarak çok dalga geçtik. Bizim ailenin de böyle bir
tarafı var. Geçen halam da söyledi, ‘size laf geçiremiyorum, burnunuzun dikine
gidiyorsunuz’ diye. Öyleyiz gerçekten. Albümünü çıkardı ve geçen sene Grammy
Müzik Ödülleri’ne New Age tarzında aday adayı oldu. Gitarro şirketiyle
çalışıyor ve onlar Seda’yı önerdiler. (Böyle konuların gündeme fazla gelememiş
olması ne kadar üzücü bir durum ülkemizde diyorum, katılıyor) Buradan da hayat
bizi bir şekilde başka başka yönlere götürdü. Ama şu var, biz iki senedir arada
konserler veriyoruz ve acayip bir şey çıkıyor bizden. (Mesut Yar’ın programına
katıldıklarında dinlediğimi ve ne kadar uyumlu olduklarını düşündüğümü
söylüyorum) Gökkuşağı gibi hepimizden bir şeyler çıktı. Bakalım, halamla da bir
şeyler yapabiliriz, sürprizli projelerimiz de var. Önümüzdeki sene Serenad’ın
albümün çıkmasını bekliyoruz.
G.G. Gökçen Gökyer Blog takipçilerine
iletmemi istediğiniz mesajınız var mı?
S.B. Hayatı aşkla yaşıyorlar mı?
Hayatları doyumlu mu? Ve hayat onlar için anlamlı mı? Bu soruları sormalarını
isterim kendilerine. Eğer bunları hayatlarında hissetmiyorlarsa, bunun için bir
çaba göstermelerini isterim. Böyle bir şey demek geldi içimden. Gökçen’i de
takip edin büyülü bir kadın, derim. (Utanarak teşekkür ediyorum, üsteliyor.)
Bunu gerçekten söylüyorum, çok ince noktaları görünmeyen noktaları alanın
okuyor ve gösteriyor. Çok güzeldi gerçekten, teşekkür ediyorum.
Sevgili Sonat Bağcan'a tekrar çok teşekkür ediyor, röportajımızı söz verdiğim üzere yepyeni albümü "Nefesim Senle"nin aynı zamanda ismini aldığı parçası ile noktalıyorum.