Hayatımda en çok gidip görmek istediğim yerdi New York ve Times Square. O yüzden de meydanın bulunduğu metro durağına geldiğimde kalp çarpıntılarım epey bir arttı az sonra göreceklerim üzerine... Alana çıktığımızda henüz gündüzdü, asıl hengame daha başlamamıştı. Ona rağmen, ışıltılı devasa reklam panoları ve binlerce insanın bulunduğu, yüzlerce sarı taksinin peş peşe konvoy oluşturduğu bu uzun cadde ve büyük meydan oldukça göz alıcıydı.
Havayı karartana kadar diğer yerleri gezip meydana tekrar döndüğümüzde ise alan bambaşka bir hal almıştı... Şıkırtılı insanlar, üzerinde renkli videoların oynadığı dev panolar, farlarıyla caddeyi sanki hiç yeterince ihtişamı yokmuşçasına aydınlatan arabalar... Tam anlamıyla büyüleyiciydi.
O zaman diyorsunuz kendi kendinize "Sanırım şuan gerçekten de dünyanın merkezindeyim..."
Herşey gösterişli olacak ya, M&M's binasına girdik daha sonra... Yok böyle bir şekerleme çılgınlığı! Yüzlerce insan ellerinde poşet, dev şekerleme kaplarından dilediğince, rengarenk dolduruyor içlerini... Pencereden caddeye bakıyoruz, orda da her yer curcuna; renkler, insanlar, arabalar, gürültüler...
İşin ilginç yanı da, öyle cezbedici bir ambians ki dışarsı, kendinizi o kalabalığa bırakmak, akıntıya kapılıp gitmek istiyorsunuz bir an önce ...
İnsanların toplandığı kırmızı merdivenlerin bulunduğu alanda ise sizi bir süpriz karşılıyor. Bir anda yanda bulunan dev ekranda bulunduğunuz kalabalık beliriyor. İçinden kendinizi seçmeye çalışırken bir de yarışma başlıyor üzerinde sizi de içine davet eden. Adım başı wireless olduğu için hemen internetlerinize yumulup twittera giriyorsunuz, sonra da eğlenceli oyuna dahil oluyorsunuz bu şekilde.
Çok ilginç bir dünyaya sahip bu şehir; meydanıyla, caddeleriyle, hayat tarzıyla... Daha yazılacak o kadar çok şeyi var ki...