psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Herkese selam!

Yine "yeni postlar yolda" dediğim ve bir süredir buralara gelemediğim bir dönem oldu biliyorum. Affedin.


Ama GERÇEKTEN DE yeni postlar yolda! 😆 Yazacağım çok güzel ve özel konular birikti. Ufaktan başlayacağım. GERÇEKTEN! 


Tüm bunlara gelmeden önceyse haber vermek istediğim çok şahane bir etkinlik bulunuyor.


Özellikle benim gibi annelik işlerine girişenler, ebeveynler ve kendini ebeveyn hissedenler için çok faydalı olacağını düşündüğüm bir webinar geliyor.


Üstelik moderatörlüğünü ben üstleniyorum! 


Yani izlemek için her türlü sebebiniz var diyebiliriz. 😛 


Şaka bir yana, gerçekten de takviminizi ve saatlerinizi ayarlayın ve bu etkinliği kaçırmayın derim. Hele ki okul sezonu da açılmadan her anne - babanın ve tabi ki çocukların eğitim sezonunu daha rahat ve verimli geçirme ihtimallerinin olduğunu göz önünde bulundurursak...


Sübliminal yaklaşımları severim. 😆


8 Eylül 2021, Çarşamba akşamı saat 20:30'da yayınlanacak webinar, Facebook üzerinden canlı olacak.


Kıbrıs'ın yükselen tadilasyon ve yenileme firması Hauscepts'in sponsorluğunda gerçekleştirilecek olan webinarı @Hauscepts Facebook hesabından izleyebilirsiniz. 


Ben de @GökçenGökyerBlog Facebook sayfası üzerinden katılacağım.


İki hesabı da hemen takibe alırsanız (henüz almadıysanız) bildirimleri kaçırmadan o gün hep birlikte olabiliriz. 💚




Hepinizi bekliyorum.

Çok sevgiler!


Bu yazıyı epeyce uzun zaman önce yazmış, taslak olarak bırakmışım. O kadar zaman geçmiş üstünden ama şöyle bir okuyayım dediğimde de hala tazeliğini koruduğuna karar verdim. Tozlu raftan geri aldım.

--

Yıllardan beri o kadar alttan alırsın, o kadar karşındakiler kırılmasın diye yaşarsın ki, sıkılmışsındır artık haksızlıklar karşısında kollarını bağlayarak arkana yaslanmaktan.

Arkana yaslandığında konu kapanır sanmıştın halbuki çoğu seferinde...

Sen alttan aldığında, o da bir dahakinde anlayışlı olacaktı belki.

Senin ne kadar sabırlı olduğunu fark edecekti.

Örnek alacaktı belki de.

Ya da iş büyümeden, daha büyük kırgınlıklar oluşmadan konu kapanmış olacaktı.

Sen kendi içinde sorunu çözerek tatlı dille daha sonra izah edebilecektin muhtemelen.

Sabrederek cevap vermemen bundan mütevellitti.

Etrafa malzeme, ağızlara sakız olmaktansa, kapalı kapıların ardında kızgınlığını bildirmek daha medeniydi.

-di'ydi kısacası...

-di'li zamanlar, geçmiş zamanlardı.

Ne zamanki hayatın gerçekleriyle baş etmeye başladın, ne zaman ki kötü kalpler tanıdın, düşüncelerin geçmiş zamanla çekimlenmeye başladı.

Öyle değildi dünya.

Bu şekilde altında kalırdın hayatın, zira daha çok üste çıkarlardı hiç aldırmadan.

Üstüne üstlük sen kendini tanıdıkça, kendine saygın arttıkça daha çok takılır oldun bu kayıtsızlıklara.

"Sen kimsin?!" sorusu aslında bir ego tatmini değildi her zaman. Bir durum belirlemeydi. Kişilerin hadsizliklerine bir içsel sorgulama bildirimiydi.

"Kimdin sen?"

"Ne hakla bu şekilde davranabilirdin?"

"Ne cüretle karşındakini bu kadar kolay kırabilirdin?

Ne empati vardı insanlarda, ne had, ne de değer bilme...

Kendisine 10'da 1'ini davrandığında seni çoktan topa tutacak insanların bu kadar kolay esip gürlemeleri trajikomik değil de ne?

Saygısız insanların karşısındakinden saygı bekleme çabaları niye?

Hele sen her seferinde düşünüp taşınıp cevap verirken, karşındakilerin bu kadar düz mantık sormaları da ne?

Anladım ki hiç kimse, hiç kimse sen değil, azizim.

Sen kadar ince, sen kadar hassas değil.

Kimsenin karşısındakini üzmesi, kırması umurunda değil.

Anladım ki,

Sen hakkını koruduğun kadar haklısın.

Karşındakini susturduğun kadar açıklayıcısın.

Altta kalmadığın sürece ayaktasın.

Haklı olduğunu defalarca yinelediğin sürece akılda haklı kalansın.

Sen haklıysan eğer, kimseyi umursamamalısın kısacası.

Zira, haklısın.


kevin burg ile ilgili görsel sonucu
*Kevin Burg

Üstün Dökmen'den "Küçük Şeyler"! @RÖPORTAJ


Küçükken hafta sonu keyiflerimiz ayrı olurdu. Bizde genelde annemle abim sabahları uyurken biz babamla çoktan kalkmış tv karşısında olurduk. Kahvaltının hazır olmasına daha olurdu çünkü. O zamanlar izlediğimiz programlardan biriydi "Küçük Şeyler". O anlattıkça kendimize dersler çıkarır, mizahi diliyle yüzümüde oluşturduğu tebessümü kahvaltı soframıza taşırdık.

Eskiden daha mı nitelikli programlar olurdu diye daha çok tv izlerdik, yoksa artık az tv izlediğimiz için mi nitelikli program göremez olduk bilemiyorum. Belki de biliyorum. Cevabından kaçıyorum.

Kelimelerime tercüman olacağını bildiğim için, lafı fazla uzatmadan Saygıdeğer Prof. Dr. Üstün Dökmen ile keyifli röportajımıza geçiyorum.


Bir süredir blogda hazırlamayı düşündüğüm, hatta taslak halde tuttuğum bir post vardı. En lazım anlarda aklıma gelmiş, kendimce araştırmalar yapıp not etmiştim hem kendim hem de sizler için.

Yine de tam içime sinmemişti. Derken geçtiğimiz günlerde mail kutuma bir posta geldi. Bloguma misafir olmak isteyen tatlı bir takipçiden. 

Kendisinden biraz bahsetmesini istediğimde, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik öğrencisi ve yemek blogger'ı olduğunu öğrendiğimde Bingo! Aradığım postun nereden gelebileceğini bulmuş oldum. =) 

Sizleri bir mutluluk postu ile baş başa bırakıyor, Sevgili Büşra Üstün'e teşekkürlerimi iletiyorum.

Mutluluğun yemek yemekle bir bağı olmalı! Nasıl mı? ;)


Psikolojiye Etkisi Olan YiyeceklerYemek yapmanın da, yemenin de psikolojiye etkisi vardır. Hatta bazı insanlar yemek yapmayı da, yemeyi de terapi olarak görürler. Yemek yapmanın bu tür bir etkisi olduğundan bahsedilebilir. İnsanın enerjisini güzel bir şeye dönüştürmesi iyi hissettirebilir. Ancak yeme konusunda her zaman aynı şey geçerli değildir. Psikolojiye direkt etkisi olan yiyecekler vardır; onların dışında yemek yemenin iyi gelmesi sadece yanılsamadır.
Psikolojiye etkisi olan yiyecekler nelerdir?
Çikolata
İlk sırada gelen yiyecek tabi ki, çikolatadır. Çikolata ve tatlı türü her yiyecek, insana mutluluk vermek için birebir. Beyinde serotonin hormonunun salgılanmasını sağlar. Bu yüzden, filmlerde bile depresyona giren kişiler çikolata, şeker ya da dondurma yerler. Miktarını çok abartmadığınız sürece, bu durumlarda şekerli yiyecekler tüketmek doğru bir harekettir.
Yağlı Yiyecekler (!)
Modunuz düştüğünde şekerli gıdalar ne kadar iyi geliyorsa, sinirli ve agresif tavırlar içine girdiğinizde de sizi iyi hissettirecek yiyecekler var: Yağlı yiyecekler! Ama fındık, fıstık, ceviz, badem gibi yağlı yiyeceklerden bahsediyoruz. Bu tarz kuru yemişlerin sinirleri gevşetici etkisi vardır.
Sıvılar
Tam da sinirleri gevşetmekten bahsetmişken, papatya içerikli her içecek aynı etkiye sahiptir.
Endişe ve kaygı içerisinde olunca vücudunuz adrenalin yaşar ve su kaybeder. Bunu toparlamak için de çorba ya da komposto içmek gerekir. Yani, çorba sadece içinizi ısıtmakla kalmaz; kaygılarınızı da yok eder.
C Vitamini İçeriği
Diyelim ki; enerjinizin tükendiği, kendinizi yorgun hissettiğiniz bir gündesiniz. O zaman sizin C vitaminine ihtiyacınız var demektir. 1 porsiyon meyve ya da pilav eşliğinde yenmiş bezelye, sizi kendinize getirmeye yeter de artar bile!
Sebzeler
Hayal kırıklığına uğradığınız anlarda, sevdiklerinize ihtiyaç duyarsınız değil mi? O ihtiyaç listesine enginar ile kerevizi de ekleyin. Az sevilen bu sebzeler, en zor zamanınızda sizi iyi etmeye hazırlar!

Gördüğünüz gibi doğadan sofralarımıza yiyecek olan gelen her şey, bizi ruhen de etkiliyor. Düşünün ki; bu sebzeler çiğ haliyle böyleyse, güzel bir yemek haline geldiklerinde etkileri nasıl katlanarak artar, di mi? 
İşte, bu yüzden kolay yemek tarifleri sitesine bir göz atın ve kendinizi mutlu etmenin en lezzetli yollarını öğrenin!

Büşra Üstün



"Haydi Sofra Hazır!"


Hayatı durdurduğun anlar vardır.

O anda kalmışsındır.

Zira, tatlıdır.

Aslında resmin genelinde birçok problem vardır, yanlış fırça darbeleri bulunmaktadır.

Ama sen tam da bulunduğun noktada kalmışsan, kafan rahattır.

Haricindekiler umurunda mıdır?!

Laf!
Sizi ağlatmış insanları düşünün..

Düşündürsün sizi, hayatınızdaki yerlerini, size hissettirdiklerini..
Hangisi, hangi duygunuza dokundu bir analiz edin..

Mutluluğunuzu mu gördü, içinizdeki burukluğa mı gömdü?..
Kördüğümlerinizde düğüm mü oldu yoksa çengel atarak her birine çözüm mü sundu?..
Düşünün..

Hangisi, nasıl yer edindi ruhunuzda?..
Ağlatırken neye sövdürdü
Ya da içten içe niye güldürdü?..
Çözün..

Yerlerine koyun insanları..
Bir bir..
Ayrı ayrı..
Görün..

Bilincinde olun her birinin, her bir hissinizin..
Yaşamınıza gerçeklik sunan kişilerin..
Kapatmak istediğiniz hikayelerin..
Vazgeçtiğiniz anda elde ettiğiniz beklentilerin..

Gözlemleyin hepsini,
Fark edin..

Öyle bir fark edin,
Öyle bir eleyin
ve öyle birini seçin ki,

Sizi ağlattığında,

Temizlesin...

İçinizdeki tüm birikenleri,
Ruhunuzdaki bütün kirleri...

Alsın götürsün hepsini,
Her birini...

Yalnızca huzur kalsın,

Huzurun en saf hali...



Herkesi mutlu edemezsin.
Uğraşma.
Ne kadar iyi olsan, ne kadar herkesi düşünsen de yetiremezsin.

Kasma herkes mutlu olsun diye.
Herkes mutlu olamaz çünkü.
Anlamaya çalışma.
Mutsuzdur kalpleri,
Takılma.

Sen onların kalbine dokunmaya çalıştıkça, daha da çekerler kendilerini.
Sonra suç seninmiş gibi mutsuzluklarına seni de çekmeye çalışırlar.
Anlamazlar hayatı.
Boş işlerdir tek uğraşları.
Yoktur hiç zaman kaybı diye algıları...

Üşenmezler de bi' yandan kötü olmaya..

Mutlu etmedikleri gibi, mutlu olmanı da istemezler.
Ne istediklerini bilmediklerindendir..
Onları hayata kazandırmaya çalıştıysan bu yüzden becerememişsindir..
Onu da istemeyi bilmemişlerdir..

Kendi mutluluğunu seçersin sen de en nihayetinde...
Kimse için elinden bir şey gelmezdir..
Gelememiştir çünkü..
Sen kendi huzurunu seçersin bu yüzden sadece...
Huzuruna ortak olanları istersin nacizane..
Onlarla mutluysan, kalan kimse de umurunda değildir..

Zira,
bu herkesin kendi seçimi,
herkesin kendi isteğidir.

cinemagraphs-2[5]
Umursamadığın anlar olur ya hani, boşturlar. Saçmadır konuşulanlar. Gereksizdir çoğu tavırlar... Bir şekilde içindesindir ya hani bir yandan, kaçamazsın, bırakmazlar... 
Sen umursamadıkça gelir bulurlar,
Sen bıktıkça gelir konuşurlar...

Kafandaki dünya başka, bulunduğun dünya başkadır ya bazı zamanlar...
Çıkamazsın içinden, soyutturlar...

İşte o anlar kendi kabuğunda, kendi diyarındasındır..
Silüetler vardır, fonda gürültüler saklıdır ama sen bambaşka bir kafadasındır...
Beklentin de yoktur zira aynı gezegende yaşamak adına...
Kabullenmişsindir,
Sen başkasındır, onlar başka...

-mış gibi tavırlarda, -mış gibi duygu dünyalarındasındır...
Ama içten içe takındığın tek bir ruh halin vardır,
Bla bla bla..





Hayatta bir kere de "sanmıştım" demek istemezsin. Olmadığına kanaat getirdiğin gerçekliklerin vardır. Bunu kabullenmişsindir çoktan. Bu inanışla yaşamayı makul hale getirmişsindir. Sonra bir anda ısrarlı bir şekilde bu gerçekliğini kurcalamaya, dürtmeye başlayanlar gelir. Önceleri oralı olamasan da bir şekilde aklın çelinir. Artık düşüncelerinin pimi çekilmiştir. Tam bir yargı söz konusuyken 'acaba'ların oluşmaya başlamıştır artık. O kadar ara bir düşüncedir ki üstelik, iplerin elinden gitmesi tedirginliğin hat safhaya çıkmaya başlamıştır. "Ya onların dedikleri gibiyse" demeye başlarsın içten içten. Şu noktadan sonra, a'dan b'ye varma, varıp varamama kuşkuların içini kaplar. Tek dileğin vardır, ya b'ye ulaşmak, ya da a noktasında kalmak yalnızca. Ama yolun ortasında kalmak.. Asla...
Bu durum artık canını öyle sıkmıştır ki, gri renk görmeye tahammülün kalmamıştır. Siyah mı beyaz mı bilmen yeterlidir. Emin olduğun bir durum için yine beklenti içerisine girme durumundan bıkmışsındır. Uğracak gücün de, enerjin de bitmiştir. 

Bu yüzden b noktası ufukta silikleştiği zaman, en ideal yol, a noktasına geri dönmektir. 

Çünkü orada 'survive etmesini' bir şekilde bilmişsindir.

 photo oie_18221025Nogt6MnL_zps1cb95607.gif

 photo oie_1822236O4iANr941_zps81b40766.gif
Bu yüzden muhtemelen şu üzerimdeki hafiflik son günlerde... Sen düşündüğünde, sen yeni bir şeyler öğrendiğinde ve sen yeni bir şeyler deneyimlediğinde, çok daha az önem verir oluyorsun yaşamdaki birçok şeye.

Hak edilişlerde karar kılıyorsun sadece.

Kim neyi hak ediyorsa, bunun karşılığını almalı evrende.

Tek derdin o oluyor gün geçtikçe...


Bazen 'fazla mı saplantılıyım?' diyorum..

Bazen saplanıp kalmalarım var, bazen de takıntıya dem vuran ısrarcılıklarım... 

En basitinden; deniz kenarında yaşa-ya-mamak nasıl bir kanımda çekilmelere sebep olur da, her gece ısrarla her rüyam bir deniz hikayesiyle birleşir?

Çok mutlu olduğum bir rüyaysa; deliler gibi kulaç atar, özgürlük hissini yaşadığım ufuklara ilerlerim.. Günlük güneşliktir hava da..
 photo oie_18215828tutMcuJ8_zps749b3e22.gif

Umursamaktan vazgeçtiğin andasındır. Umursamaktan yorulmaktan da geçmişsindir artık. Zira, umursadıkların çok anlamsız bir hal almaya başlamıştır.. O kadar saçmadır ki artık hem varlıkları hem anlamları... Boş gelir artık her biri için kafa yormaların, zamanını harcamaların...

Anlamı olmadığı gibi yararları da yoktur.. Kalmamıştır hiç.. Hangi birine, ne derece takılacağını şaşırmışsındır artık.. Kendinden gitmeye başlamıştır işin en mühim yanı da.. 

Uğraşmak, didinmek hobin olmuştur o saatten sonra.. Geri dönüş gelmese de, işler yoluna girmemek için dirense de umursamazsın. Hatta tek umursamadığın konu bu olur ironik bir şekilde.

Zira, direnmeyi kimseden öğrenecek değilsindir.!

Gel gör ki, sıkılmışsındır artık tünelin ucunu görememekten. Tünelde bir yaşam fikri cazip gelmeye başlar gözüne birden.. "Madem çıkamayacağız, niye yolda zaman geçirelim ki boşuna" demeye başlarsın inceden..

Umurunda mıdır ki sonuçta artık?..

Hem evren değil mi zaten bir yerde organize eden? Senin vazgeçmeni bekliyordur belki yine.. "Umursamadan durumu kabullen, takılmana bak, o iş bende" diyordur belki de..

Bilemezsin. Bilemem ben de..

Ne var ki, yorulmuşsan eğer öyle ya da böyle, vazgeçersin.. Umursamaktan geçersin.. 

Çünkü bilirsin ki artık oraya gelmişsin..

Umursamaktan vazgeçtiğin yerdesin..


*Görsel: Jamie Beck ve Kevin Burg

 photo oie_18215931m15UVIPM_zpsa21576cf.gif

Çıkmak lazım oradan..

Orada her neredeysen..

Umutsuzluklar, pişmanlıklar, kırgınlıklar gizlediğin bir yerdeysen...

Karıştırma oraları fazla.. Çık işte.. Bırak kalsın orada hepsi kapalı kutu içinde..

Ne yararını gördüysen onları al ve çık içlerinden..

Çünkü onlara benzersin orada gereksiz zaman geçirirsen..

Kendine benzetirler seni, tüketirler senin içinde biriktirdiğin yaşam amacını, ümitlerini...

Çık ve git oradan.. Kilitle tekrar bulundukları yere hepsini..


Gösrsel: Jamie Beck ve Kevin Burg
Bazı şeyleri görürsün, duyarsın ve hatta tanık olursun da hiç anlam yüklemezsin yine de.. En çok da Hollywood filmlerinde gördüğümüz için yerleşmiştir mantığımıza senaryo gereği olduğu belki de..

Seni senden iyi kim bilebilir? Kim çözebilir şifrelerini, sen bile kıramadıktan sonra en nihayetinde?!

Seni sen olduğun için kabul etmeyi bilmeyen yaşam anlayışı hakimdir ülkemizde neticesinde...

Karşındaki neyse, o nasıl isterse ona göre davranmalıyız kabullenilmek ve geçinmek için sadece... Böyle öğretilmiştik çünkü her şeyin öncesinde...

Eminim, bu düşünceler hiçbir zaman solo olmayan seslerden oluşuyor birçok yerde, birçok kimlikte..

İşte sırf bu yüzden de, bir şeyler hep yanlıştı bu hayat dediğimiz yerde.. Bir şeyler yanlış, bir şeyler tersti.. Ama ne?!


Tam da bu isyanımın bittiği yerde başlamıştı Psikodrama serüvenim 3 ay önce ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisi'nde...
Sevgili reiki ve enerji uzmanı Feheda Ekin Çilek ile olumlamalarımız tam gaz devam ediyor!

Kimisini ikna etmek zor gelebilir, kimisi tüm yaşamını 'kader'inin ellerine teslim etmiş, tepkisiz bir yaşam kararı almış olabilir, kimisi ise 'bilim'i kendisine irfan eylemiş olabilir...

Ben kendi adıma şunu belirtmek isterim... Bilim üzerinden çalıştığımız psikodrama kurslarımda da çok farklı çalışmalar değil yaptıklarımız...

Tüm enerji-sinerji olayları, aslında kendimizi motive etme ve kendimizi bazı şeylere ikna etme çıkış noktalı benim anlayışımda...

Eğer SEN iyiysen, eğer SEN inanırsan ve eğer SEN istersen...

Ben size diyeyim....

"Ne uçan, ne de kaçan!" ;))

3. Bölümümüzle "FEHEDA EKİN ÇİLEK İLE OLUMLAMA GÜNLÜĞÜ" karşınızda!
H a p p i n e s s is a smile a kitten a laugh! Do w h a t e v er makes you happy & . . . #BeHAPPY <3 ^.^ :)


Hani bazen bazı şeyler senin elinde olmaz ya.. Sen akıntıya ısrarla kürek çekersin.. Veya "akıntıya ne güzel uydum" diyerek kendini akışına bırakırsın da yolun sonunda şelale olduğunu fark etmezsin... 

Sen ısrarla inanırsın, ümit edersin, çabalarsın da hayat seni kale almaz..

Sonra hiç planların ve beklentilerin dahilinde olmayan menüyü ısrarla gelir habire senin önüne koyar "ben bunu sipariş etmemiştim" demelerine aldırmadan..

Hani o anlar, görünmez olduğunu düşünmeye başlarsın ya, ya da duyulmaz..

"Kime neyi anlatıyorum ki ben?" dersin de, vazgeçersin ya hani sonradan...

İşte o anlarda elde etmenin hiçbir manası yok evren, tamam mı??

Beni hep haklı çıkarmasan da olur işte bu yüzden ve sırf bu yüzden..!


Yine bir 'hayatı pratiğe dökelim, pratik yaşayalım' hayat sırrı ile siz dostlarla birlikteyim. Evet, bu seferki bölümümüzde en can sıkıcı işlere maruz kaldığımız noktada içinden çıkmamızı sağlayacak en kilit ve bir o kadar da pratik olan bir yöntemi anlatacağım: 
Umursamamak!

Bingo!

Çok mu darlandınız? Yapacak bir ton iş sizi beklerken, diğer yanda bekleyen diğer tonlar da size mi bakıyor? Peki ya işlerin içinden ne ara nasıl çıkacağınızı bir türlü kestiremiyor musunuz?

O halde çözümümüz çok kolay!

Önce deriiin bir nefes alıyoruz..!

Şimdi sırada ne var? Panik yapmaya başladınız, içiniz içinizi yeme yolunda ilerlemekte ve siz artık o eski siz değilsiniz. O halde yapmanız gereken en temel kuralımızı uygulayarak tüm kilit noktayı bir anda çözüyoruz: Umursamıyoruz!

'Kaybedecek neyimiz var?' listesini o anda can havliyle bir film şeridi misali gözümüzün önünde sıralıyoruz, sonra içlerinden en önemli olanı/olanları ele alıyoruz ve onu/onları kaybetmiş olma fikrini bir şekilde kabul ediyoruz ya da göze alıyoruz. Sonra hemen akabinde de bu ihtimallere göre bir B planını cebe atıyoruz. Tamamdır, şimdi tüm sıkıntıların ipini birer birer keserek özgür bırakma zamanı.!

Emin olun işlerinizin yoluna girmeye başlaması için en doğru adımı o anda atmış oluyorsunuz. Sakin olmak atacağınız her adımın kontrollü ve emin olmasını sağlayacağı için problemleri de en mantıklı haliyle ele alabilmenizi sağlamış olacak ve muhtemel olarak B planına hiç ihtiyacınız kalmadan işlerinizi yoluna koymuş olacaksınız.

İşte bu kadar basit!

O yüzden Keep Calm and Carry On dude!!

Keep Calm and Carry On
Pinned Image Bazen, sadece yazmak ve aklımda tutmakta olduğum fikri bırakmak istiyorum. Çıkıp gitmesi, tekrar onu düşünmemem adına.. Yazıp geçmek istiyorum.

Bazen, insanları anlamak istiyorum. O anlam veremediğim tepkilerinin sebebini öğrenmek, böyle davranmalarının altında bir neden olduğuna inanmak istiyorum.

Bazen, beni hep sosyal ve pozitifken gören insanlara enerjim düşük, moralimin bozuk olduğu zamanlar açıklama yapmak istemiyorum. Sadece aynı ortamın sessizliğini paylaşmak ve daha sonra oradan yine sessizce uzaklaşmak istiyorum..
Bazen, güvenmek istiyorum... Altında hinlik aramadan kişinin samimiyetine şahit olmak istiyorum. Bir kere olsun, onlar haklı çıksın, bir gün iyi dediğim durum ertesi gün de aynı kalsın, hiç değişmesin istiyorum...

Bazen, sihirli anlar hiç bitmesin istiyorum. Rüyalarımdan uyandığımda, rüyamdaki kendimi kıskanmak, sırf mutlu anım bittiği için mutsuz olmak istemiyorum. 'Normalde mutsuz olurken, bir de önceki mutluluğumuza mutsuz olmak da nereden çıktı?!' diyorum.

Bazen, şarkılar anlatsın diyorum. Kelimeler melodisizleşip monotonlaşmadan duygumu aktarsın istiyorum. Onun da bilmesini, içimden geçenleri hissetmesini diliyorum.

Pinned ImageBazen yoruluyorum. 'Çaba sarfetmek bu kadar uzun sürmemeli, bir yerden sonra hayatı rölantiye alıp keyfini sürmeli' diye düşünüyorum.

Bazen çok şey istiyorum, bazen hiçbir şey... İki türlü de mutlu olamadığımı farkediyorum...

Bazen susmak istiyorum, bazen söylemek... İki türlü de anlaşılmayı bekliyorum..

Bazen kırmak istiyorum karşımdakini, bazen sevmek... Hakettiklerine inanıyorum..

Bazen, 'kimsin sen?!' diyorum karşımdakine, bazen de 'kimim ben?!' diye soruyorum kendime..

Bazen yolumu bulduğumu düşünüyorum, bazense tek hissettiğim 'neredeyim ben?!'

Bazen çok da takılmamak lazım diyorum, sallıyorum geçiyorum, bazen de oturup bunları da dökeyim, aklımdan çıksın gitsinler diyorum..

Çünkü en nihayetinde, derler ya hani;

Olur öyle bazen..! ;)

ODTÜ'lüler Bülteni Yayın Kurulu'nun bana kazandırdığı birçok değer ve dostluklardan biri de şüphesiz ki Şule Hocam... Gün geçmiyor ki birbirimiz adına yeni özellikler öğrenelim, yeni yakınlıklar kuralım. Yayın Kurulunda 2. yılına girdiğim bu dönemde, yaşın ve mesafenin ortadan kalktığı çok sıcak bir ortama sahip olması sebebiyle, her hafta yapmakta olduğumuz eğlenceli ve entellektüel yemekli toplantılarımızı iple çeker durumdayız. Özellikle toplantılarımızı yapmakta olduğumuz Odtü Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisi'nde yaz boyu -Ankara'nın en güzel manzarasına hakim olduğuna inandığım- havuz başı toplantılarımız, Ankara'da yaz mevsiminin keyfine vardığım tek zamanlar oldu diyebilirim sanırım.

İşte böyle keyifli kurulun keyifli insanlarından birisi olan Şule Şahin'in de, her geçen gün hayranlıkla keşfettiğim özelliklerinden birisi de yazarlığı oldu. Üstelik kendisi Türkiye'nin ilk 'Psikolojik Kadın Polisiyesi Romanı' yazarı... Kopmuş İp, Kocama Tuzak Kurdum ve son olarak Kırmızı Kadifenin Sırrı... Raflarda henüz yeni yerini alan kitabı çoktan okunmaya ve paylaşılmaya başlandı bile...

More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı