İş çıkışı, gün -hatta hafta- boyu yoğunluktan dolayı sahip olduğum
ambaleliği yok sayma gayretiyle trafiği aşarak yetişiyorum Şinasi
Sahnesi'ne sözleştiğimiz saatte..
Nefes nefese, soluklanmadan içeri girdikten hemen sonra sahnede provada buluyorum kendisini..
Sesimin
çıkması ümidiyle 'merhaba' diyorum bana yaklaşırken.. Karşımdan
sakin ve tok sesli bir 'merhaba' aldığımda, hem biraz daha enerjik olmuş
olmayı diliyorum, hem de biraz rahatlıyorum
nazik tavrı karşısında..
Dünyanın biraz küçük, biraz da
tesadüflerle dolu olduğu düşüncemi paylaşıyorum röportaja geçmeden hemen önce toparlarken
düşüncelerimi.. Zira, nadir izlemiş olduğum dizilerden 'Kavak Yelleri'
çekimlerinin başlamasından kısa bir süre öncesi taşınmış idim o
mahalleden, bir başka muhite.. Geçtiğim her caddeden, her mekandan biraz
önce ayrılmışlardı her seferinde şans eseri yine.. Şimdi ise Yüksel Abi
ile bir diziye başlamışlardı Karadeniz'de.. Yine bir ucundan 'tanıdıktı' bir şeyler işin içinde benim için bir şekilde..
İbrahim
Kendirci ile görüşmeyi tesadüflerden devralmaya karar vermiştim bu
sefer.. Madem Ankara'ya kadar gelmişti, bu sefer görmeliydim. Özenle seçilen Gökçen Gökyer Blog konukları arasında yer almasını isteyeceğim bir kişiydi üstelik üzerine..
Tane tane
konuşan, ciddiyet ile resmiyetin ince çizgisini çok iyi ayırt edebilen,
içtenliği en sade haline indirgeyebilen kişiliklere olan derin saygım
yine anlam bulmuştu bir başka kimlikte...
Sevgili İbrahim Kendirci'yi mutlulukla konuk ediyorum öncelikle Gökçen Gökyer Blog, daha sonra da gelecek köşelerimde..

