amsterdam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amsterdam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran ayı Çayyolu Life Dergisi'ndeki köşem "Gökçen Gökyer'in Gözünden"de bu ay iki farklı konuyu ele aldım. Biri daha önceden sizi kendisiyle tanıştırmış olduğum ODTÜ Baraka Spor Salonu Fitness Antrenörü Yasin Şahin'in Türkiye Atletik Fitness Şampiyonluğu'nun üzerine elde ettiği aynı kategorideki Avrupa üçüncülüğü ile ilgili röportajım, bir diğeri de daha önce blogda da yer verdiğim Avrupa Güncesi dosyamdan Amsterdam... 







Umarım benim yazarken aldığım keyfe siz de okurken nail olursunuz.. 

Derginin tamamına ulaşmak için tıklayabilirsiniz.


Sevgiler...

Gökçen Gökyer


Uzun süredir Avrupa Günceme yer vermemiştim blogumda. Hazır ofis komşularımız bayramda Amsterdam'a gidecekken  orasıyla ilgili bir iki bir şey yazayım dedim, belki yararı dokunur...=)


Bunun için de her Parov dinleyicisinin Amsterdam deyince ilk aklına gelen şey (şarkı demiyorum!) olan "Lost in Amsterdam"ı fona yerleştiriyorum. Şehrin tadını tüm Erasmus arkadaşlarımla bu şarkı eşliğinde çıkardığımdan mıdır bilinmez, bu melodilerin Amsterdam'a yakıştığı görüşündeyim...

Parov Stelar_Lost in Amsterdam
Evet, nerde kalmıştık? Amsterdam diyorduk...
Geçen yıl bu zamanlar Hamburg'ta yaşarken, "o kadar yakınımızda ki, gitmezsek çok ayıp olur" diyerek çıktık Amsterdam yollarına, koca bir Erasmus kafilesi olarak. Kimse diğeri olmadan gitmek istemediği için Ağustos'u bulmuştu gitmemiz... Eğer hava bizim gittiğimizdeki gibi sürekli kapalı ve yağmurlu olmazsa -ki mütemadiyen yağışlı bir havaya sahip kendisi-, gitmek için ideal bir zaman yaz ayları, şehirde özgürce kaybolabilmek için... 
Arkitera'nın haberine göre, Starbucks Amsterdam Rembrandtplein'de bulunan eski bir banka kasasının içinde yeni bir konsept mağaza açmış. Mağazayı önemli kılan, tasarımda geri dönüşümlü materyaller kullanılması ve LEED sertifika değerlerinde olması...
Restorasyonda, eski banka kasasının tonozu, orijinal mermer ve beton zemini aynen ve restorasyon sırasında ortaya çıkan 1.800'ün üzerinde ahşap blok, tavan kaplaması olarak yeniden kullanılmış. Ayrıca, 430 m2'lik alanda meşe mobilyalar, antik Delft seramikleri, eski bisiklet tekerleklerinin iç lastikleri yer almış.
Antik Delft seramikleri

"Laboratory" ismi verilen mekan, Starbucks'ın dünya üzerindeki 9. konsept mağazası imiş.










(http://www.arkitera.com/haber/index/detay/starbucksin-yeni-konsept-magazasi-laboratory-amsterdamda-acildi/7292)
Van Gogh'u hepimiz "kulağını kesen ressam, deli herhalde (!)" şeklinde biliriz. Ben de biraz fazlasını Amsterdam'daki müzesine gittiğimde öğrendim... 


Hollandalı, empresyonist bir ressam olan Van Gogh, 1853-1890 yılları arasında yaşamış ve ressamlık kariyerine 1880'lerde başlamış. Son 10 yılda bu kadar devleşmiş yani... Tarzını Fransa'da yaşadığı zamanlar netleştirmiş ve günümüze değin önemi artan eserlerini yaratmış... Resimlerini genelde kontur olmadan, hafif fırça darbeleri ile oluşturmuş olması ise beni ayrı etkiledi.

Hayatı, kişiliği ve kulağını kesmesi hakkında ise farklı söylemler bulunmakta... Genelinde acıyı, yalnızlık ve mutsuzluğu resimlerinde konu almış.  Önceleri yakın arkadaşı olan Paul Gaugin ile bir gün kavga etmiş ve yine söylentilerden birisi olarak kulağını sinirlenerek kesmiş. Anlaşılacağı üzere psikolojik rahatsızlığı olan Van Gogh, akıl hastanesinde tedavi de görmüş. Kardeşi Theo ile yakın olan ressam, kardeşine yazdığı mektuplarda kendisi hakkında birçok bilgi edinmesine vesile olmuş. Mektuplar halen korunmakta...

Müze oldukça büyük ve kronolojik olarak bütün çalışmaları açıklamaları ile sergilenmiş. Zaman içinde tarzının ve çalıştığı konuların değiştiğini gözlemleyebiliyorsunuz. 

Müzede ilgi çekici bir diğer resim ise kuşkusuz 'the bedroom' isimli tablosu. Kardeşi Theo'ya mektuplarında uzun uzun bahsettiği, Fransa'da Arles'te yaşadığı yatak odası, hem tablo olarak hem de canlandırılarak dekore edilmiş haliyle bulunmakta.



En ünlü eserlerinden "Patates Yiyenler Tablosu" da müzede sergilenmekte...


Baharı anlatan badem çiçekleri ise en çok beğendiklerimden...


Eğer Amsterdam'a gitmişseniz, Van Gogh Müzesi görülmeye değer yerlerden diye düşünmekteyim. Yalnız biraz paraya kıymanız ve uzun giriş sırasında sabrederek beklemeniz gerekecek benden söylemesi... ;) 









Yeni bir şehirde, bir ülkede olduğunuzu en çok ne zaman farkedersiniz?.. Geçen, takip ettiğim bir blogger New York'taki evinin fotoğraflarını koymuş. Evin fotoğraflarına bakarken bir anda dışardan şehrin göründüğü bir fotoğrafa denk geldim. O zaman evin yerini hatırladım, kafanızı dışarı uzattığınızda bulunduğunuz yer Amerika ve yaşadığınız ev gökdelenlerin içinde bir daire... İnsan evin içindeyken bambaşka bir dünya kuruyor kendine, yaşadığın yerde olduğunda bulunduğun yer evrenselleşiyor biraz. Evindesin çünkü... Neresi olduğun kısmı mühim olmuyor, bulanıklaşıyor... Ne zaman ki, pencerenin kenarına gittiniz, o zaman koordinatlarınız belirleniyor kafanızda... Gittiğim hiç bir ülke, Türkiye dahil, kaldığım yerin  farkındalığını pencereden dışarı baktığım zamanki kadar vermez bana... O yüzden de, sevdiğim, mutlu olduğum bir yerdeysem gider arada bir pencereden dışarı bakarım ki, bulunduğum yerin tadını daha keyifli çıkarayım...=) Bu yüzdendir ki, çoğu zaman gittiğim ve yaşadığım yerlerin penceresinden fotoğraflar çekmişim -ki bunu az önce farkettim!..

Bilgisayarımda denk geldiğim birkaç kare...

Ankara

Kapadokya, Göreme

Paris, Fransa

Rotenburg, Almanya


Hamburg, Almanya

Venedik, İtalya


Amsterdam, Hollanda

Var mı sizin de böyle takıntılarınız acaba? =)
Turist olmak da turizm sektöründe bir meslek olmalı bence… =) Eğer ki bireysel, rehbersiz bir turistik gezi düşünüyorsanız, önceden araştırmalar yapıp notlar almanız gerekir ki az zamanda çok iş başarabilin... Bir de ‘a oraya kadar gidip şunu yapmadın mı?’ şekli sorulara maruz kalmak istemiyorsanız ekşi sözlükten başlayarak araştırmalara başlamalısınız=) Hadi gezilecek temel yerleri öyle ya da böyle turizm info-center’dan alacak olduğunuz harita ile belirleyebilirsiniz… Peki ya oranın meşhur yiyecek-içecekleri ve yöreye özgü hediyelikleri? Bayağı bir meslek yani=)
Ben de, bizim gezip gördüklerimiz arasından neler çıkar acaba diyerek bir liste yaptım ve işte başlıca aklıma gelenler…

  • Hamburg/Almanya
İçilmeli: Mexicana shut! (@Lucky Star), Bilimum bira çeşitleri: Öncelikle favorim olan beyaz buğday birası, başlıca isimler Erdinger ve Franziskaner, Hamburg’un kendi ürettiği çok ucuz ve en çok tüketilen Astra bira, yine burada üretilen Fritz Kola. Normal koladan farkı kafeinin normalden biraz daha fazla ve çeşitli aroma seçeneklerine sahip olması, Bremen’de üretilen Becks Bira (her aroması ayrı lezzetli), diğer sevdiğim biralardan Paulener, Holsten, Duckstein, Glühwein denen sıcak şarap
Becks @Bremen

Yenilmeli: Burger! (@JimBlock Haus), Noodle (@Wartenau, @Europa Haus), seven veya merak edenine wurst denen domuz sosisi (adım başı büfelerde denk gelmeniz olası), ve de Döner! (dönerin orijini Berlin olup orijinal sosu cacıktan oluşmakta ve en popüleri FeldStasse’dedir), Kruvasan, Franzbrötchen (üzümlü, tarçınlı ve damla çikolatalı seçenekleriyle<3 )
Alınmalı: Daha çok Budnikowsky’lerde satılan Hamburg logolu bilimum ürün ve Reeperbahn’da bulabileceğiniz St.Pauli Official ürünleri
St. Pauli

  • İtalya
İçilmeli: Şarap!, İtalya biraları olan Birra Moretti ve Peroni
Birra Moretti

Yenilmeli: Pizza! (Napoliten Pizza favorim), Makarna (tortellini, lazanya, spagetti, vs), Dondurma (Grom dondurma zincirlerinden denemenizi tavsiye ederim, envai çeşit dondurma bulacaksınız.), aperitivo (bir içki alarak sınırsız açık büfeden yiyebiliyorsunuz)
Pizza Napoliten

Tortellini


Alınmalı: Venedik’te üretilen ‘Murano Camı’ndan yapılmış takılar, Venedik’ten Maske, Deri çanta-cüzdan (ben Floransa’dan eğlenceli bir cüzdan aldım)
Venedik Maskesi

  • Amsterdam/Hollanda
İçilmeli: Hollanda Biraları Heineken ve Amstel
Heineken

Yenilmeli: Bu kısımları açıklamayacağım, genç olan ve kendini genç hissedenler ne yiyeceğini ve içeceğini bilir =p. Peynir diyeyim mesela=)
Alınmalı: Hollanda Takunyası veya süs eşyaları (ben magnet olanını tercih ettim), Hollanda Lalesi veya dikmek üzere soğanı, Hollanda Porseleni

  • Bruges/Belçika
İçilmeli: Bira, özellikle beyaz bira (bana Brugse Zot olanı tavsiye edildi, denedim ve sevdim)
Brugse Zot

Yenilmeli: Envai çeşitte olan Belçika çikolatası



Alınmalı: Dantel ve Şovalye figürleri (abim koleksiyon yaptığı için ben bolca aldım=) )
Dantel

  • Paris/Fransa
İçilmeli: Her renk ve çeşitte Şarap!, espresso



Yenilmeli: Peynir, Kruvasan
Peynir

Espresso+Kruvasan


Alınmalı: Eyfel figürlü anahtarlık, biblo, vs., Louvre Müzesi’nde barınan Mona Lisa resimli kartpostal, kalem, vs.

  • Barselona/İspanya

İçilmeli: Sangria, Cava
Yenilmeli: Paella, meyve pazarından meyve salataları
Meyve Salataları

Alınmalı: Flamenko figürlü her şey!!, Gaudi’nin dragon figürlü objeleri

Dragon by Gaudi





More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı