Van Gogh Eserleri Türkiye'de!!

Vincent Van Gogh'un orjinal eserlerinin yer aldığı Amsterdam'daki müzesinden bahsetmiş idim. Bu sene içerisinde eserler Türkiye'ye de geliyormuş! Sadece biraz farklı bir formatta...  


Türk ilaç sektörü Abdi İbrahim, 100. kuruluş yıldönümü vesilesiyle Van Gogh eserlerini ışık, renk ve ses efektleriyle bütünleştiren bir sergi düzenleyecekmiş.

Van Gogh Alive sergisi, Grande Exhibitions Avustralya tarafından tasarlanmış ve Singapur'da gerçekleşecek olan dünya prömiyerinin ardından 10 Şubat-15 Mayıs tarihlerinde İstanbul Karaköy Antrepo 3'te, 15 Ekim-30 Aralık tarihlerinde ise Ankara Cer Modern'de gerçekleştirilecekmiş.

Sergi, 3000'den fazla dijital imajın, geleneksel sanat, multi medya görüntü teknolojisi ve sinematografik yönetmenlik ile sentezlenmesinden oluşmakta imiş.


 Dev ekran, duvar, kolon, zemin ve tavanın tuval görevi üstleneceği sergide yer alacak başlıca eserler:
‘Teras Kafe’, ‘Kırmızı Üzüm Bağı’, ‘Sandalye ve Pipo’, ‘Kulağı Sargılı Otoportre’, ‘Vazoda 12 Ay Çiçeği’, ‘Ren Nehri’nde Yıldızlı Bir Gece’, ‘Buğday Tarlası ve Kargalar’, ‘Doktor Gachet’in Portresi’ 
iken, sergiye eşlik edecek bazı müzikler eserleri: 
Handel – Sarabande, Edouard Lalo – Piano Concerto 1. Movement I, Gus Viseur – Coeur Vagabond, Barber – Bubamara (Vivaldi versiyonu), Arvo Part – Fratres For Cello And Piano, Carl Nielsen – String Quartet in D minor 1883, Sakura “Cherry Blossoms”, Geleneksel Japon Klasik Koto Müziği, John Zorn – Kiev 3 (çello), Camille Saint olacakmış.



Keyifli ve ilgi çekici olacağa benziyor... Tüm sanatseverlere duyrulur ;)


Aborjinler

Avustralya yerlileri olan Aborjinler, ilk kez ortaokul-lise zamanlarımda Mina Urgan'ın 'Bir Dinazorun Anıları' kitabını okuduğumda çekmişti ilgimi. Doğa üstü olayların, 'kocakarı ilaçları' şeklinde tabir edilen tedavi araçlarının mümkün olabileceğini düşündürtmüştü çünkü... 


İngilizlerin taktığı isim, 'orjinin dışında kalanlar' anlamıına gelmekte, bir diğer deyişle kökleri olmayanlar... Latince karşılığı ise 'gerçek insanlar'... 1700'lerde Avustralya'ya yerleşen İngilizler, 300.000'in üzerinde olan aborjin halkının sayısını 1900'lerde 45.000'e kadar düşürmüş, öldürerek ya da toprağından sürerek... 1960'larda hükümetin yerli halkın toprak haklarını tanımaya başlaması, bu sayının yükselmesini sağlamış ve 2001'deki sayımlarda toplam nüfusun %2.4'üne ulaşmış. 

Günümüzde, İngilizler Avusralya'ya ilk geldikleri gün olan 26 Ocak 1788 tarihinin yıl dönümünü kutlarken, yerli Aborjin halkının bunu 'işgal günü' kabul ederek protesto etmesinin sebebi de buna dayanıyor. (http://www.hurriyet.com.tr/planet/19774508.asp)

Asıl ilgimi çeken kısım olan mitolojileri ise; toprağa saygı ve 'Düş Zamanı' dedikleri inanca dayanan şifahi geleneklerinden oluşmakta. Aynı zamanda manevi yönleri güçlü ve telepatik olarak anlaşabilmekteler. Zira sesi şifa vermek ve ayin yapmak için kullanmaktalar... Değişik şarkılar söyleyerek ve tiz sesler çıkararak damarlardaki kanın akışını düzenliyorlar ve vücuttaki hücrelerle iletişime geçerek kesik ve yaraları, hastalıkları iyileştirebiliyorlar. Kendi ürettikleri ilaç ve yiyecekler de cabası...

Mina Urgan'ın kitabında da bu tarz bir tedavi uyguladıklarını okumuştum. Yazar, bizzat buna şahit olmuştu yani...

Bunun yanı sıra, boyama sanatı ve çeşitli aletler geliştirmişler. Mesela, bumerangın icadı Aborjin kabilelerine ait imiş ve avlanmak için kullanmaktalarmış.


Aborjinler için asıl önemli ve gerçek olan, ruh ve maneviyat... Beden sadece dünya ile bağlantı kurma amaçlı imiş. O yüzden de toprağa, hayvan ve bitkilere değer vermekteler. O kadar ki, bünyeleri susuzluğa alışan halk, çölde içtikleri suyun bir kısmını kendisinden sonra gelecek hayvanlara bırakırmış.

Günümüzde aborjinlerin sadece bir kısmı atalarının yaşadığı hayatı sürdürmekte, geri kalan kısmı şehir hayatına tutunmaya çalışmakta imiş... Milenyum çağına girdiğimiz, teknolojinin her derde deva olduğu şu devirde, halen bu tip bir yaşamın var olduğunu bilmek... İlginç ve bir o kadar da ilgi çekici...


Fotoğraflar alıntıdır.

What Goes Around, Comes Around

Sakin olmak ne kadar zor şu ülkede... Sürekli bir telaşe, bir endişe, gereksiz bir acele... Üstelik bulaşıcı bir hastalıktan aşağı kalır yanı yok... Sen sinirleniyorsun, ötekine çatıyorsun, o da başkasına... Derken bir bakıyorsun negatif enerji almış başını yürümüş ve hiç farkında olmadan sana geri dönmüş. Bumerang misali...

Hayatta tahammül edemediğim bir şey varsa o da negatif insan herhalde... Çevremde itinayla bulundurmamaya, bulunan olduğunda da kaçmaya çalışırım. Eğer sevdiğim bir insansa da önce hayata kazandırmaya çalışırım, sonra baktım olmadı, yavaştan sıvışırım =)
Ha, bu demek değil ki her pozitif yaklaştığınız durum olumlu sonuçlanacak... Olmayacak bir şey için ne yaparsanız yapın boş bazen... Ne var ki, sonuç nasıl olursa olsun, size mutluluğunuz kar kalmış olacak. E siz zaten hali hazırda güçlü, pozitif, kendine güvenen biriyseniz, bir diğer engele koşmak ve onu aşmaya çalışmak da kaçınılmaz olacaktır. Hatta süreç keyifli bile gelecektir bir süre sonra, zira siz mutlu ve enerjik olduktan sonra, ne yaparsanız yapın eğlenceli olacaktır ;)

Bu mutluluğun, enerjinin etkileşimli olarak çevrenize geçmesi de, ektiğiniz ürünü biçmek gibi bir şey olacaktır. Güzel enerjilerin, güzel gelişmelerin size geri dönüş yapması kadar güzel bir şey var mı?

O yüzden, lütfen ve lütfen küçük harfle konuşup, emir kiplerinden kaçınmaya, klişe de olsa bardağın dolu tarafını görmeye çalışın ve tüm bunları başarmak için de öncelikle gülümsemeyi yüzünüzden eksik etmeyin. Tek başınıza dahi olsanız, kendi kendinize gülümseyin. Yüreğinize etki etmesi yalnızca 3 saniyenizi alacaktır! ;)

Tüm bunlar da yetmiyor diyorsanız, gidin birer çikolata yiyin allaseniz... =)

Vincent Van Gogh @AVRUPA GÜNCESİ

Van Gogh'u hepimiz "kulağını kesen ressam, deli herhalde (!)" şeklinde biliriz. Ben de biraz fazlasını Amsterdam'daki müzesine gittiğimde öğrendim... 


Hollandalı, empresyonist bir ressam olan Van Gogh, 1853-1890 yılları arasında yaşamış ve ressamlık kariyerine 1880'lerde başlamış. Son 10 yılda bu kadar devleşmiş yani... Tarzını Fransa'da yaşadığı zamanlar netleştirmiş ve günümüze değin önemi artan eserlerini yaratmış... Resimlerini genelde kontur olmadan, hafif fırça darbeleri ile oluşturmuş olması ise beni ayrı etkiledi.

Hayatı, kişiliği ve kulağını kesmesi hakkında ise farklı söylemler bulunmakta... Genelinde acıyı, yalnızlık ve mutsuzluğu resimlerinde konu almış.  Önceleri yakın arkadaşı olan Paul Gaugin ile bir gün kavga etmiş ve yine söylentilerden birisi olarak kulağını sinirlenerek kesmiş. Anlaşılacağı üzere psikolojik rahatsızlığı olan Van Gogh, akıl hastanesinde tedavi de görmüş. Kardeşi Theo ile yakın olan ressam, kardeşine yazdığı mektuplarda kendisi hakkında birçok bilgi edinmesine vesile olmuş. Mektuplar halen korunmakta...

Müze oldukça büyük ve kronolojik olarak bütün çalışmaları açıklamaları ile sergilenmiş. Zaman içinde tarzının ve çalıştığı konuların değiştiğini gözlemleyebiliyorsunuz. 

Müzede ilgi çekici bir diğer resim ise kuşkusuz 'the bedroom' isimli tablosu. Kardeşi Theo'ya mektuplarında uzun uzun bahsettiği, Fransa'da Arles'te yaşadığı yatak odası, hem tablo olarak hem de canlandırılarak dekore edilmiş haliyle bulunmakta.



En ünlü eserlerinden "Patates Yiyenler Tablosu" da müzede sergilenmekte...


Baharı anlatan badem çiçekleri ise en çok beğendiklerimden...


Eğer Amsterdam'a gitmişseniz, Van Gogh Müzesi görülmeye değer yerlerden diye düşünmekteyim. Yalnız biraz paraya kıymanız ve uzun giriş sırasında sabrederek beklemeniz gerekecek benden söylemesi... ;) 









Ankara'nın KAR Hali

Bir Ege insanı olarak, kar ile yaşamı özdeşleştirmem her ne kadar geç ve güç olduysa da, artık alıştım sanıyorum. En azından artık her dışarda karı gördüğümde şaşkınlık yaşamıyorum=p
Kar hakkındaki hislerim henüz bir Ankaralı'nın sevdiği mertebeye erişmediyse de, şehre yakışıyor kabul ediyorum... Hele ki Odtü'ye... 

100. Yıl



ODTÜ



 Fakültemizin balıkları^^









Hamburg'u "Hamburg'umuz" Yapanlar Listesi! - Part 2 @AVRUPA GÜNCESİ

6. Noodle @Wartenau & Europa Passage
Asya mutfağının vazgeçilmez yemeği noodle hem lezzeti hem de fiyatıyla bizi daima cezbetti=) Genelde tercih ettiğimiz iki tane yer vardı, birisi şehir merkezindeki Europa Passage'da bulunan, bir diğeri de bir arkadaşımız sayesinde keşfettiğimiz Wartenau bölgesinde olan... O kadar ki, hala rüyalarımda oraya ulaşmaya çalışıyorum!

Europa Passage



Wartenau


7. Bisiklet Turu @Alster Gölü & Planten un Blomen & Rathaus-Mönckebergstraße-Berliner Tor
Toplu taşımadan sonra en çok rağbet edilen ulaşım aracı bisikletler, halka sağlanan bisiklet durakları ile daha da cazip kılındığı için, çoğu dışarı çıkmamız bir bisiklet turu ile taçlandırılırdı... Şehrin gölü ve parkı gündüzleri tercih ettiğimiz ilk yerlerdi. Akşam olduktan sonra ise şehre bisiklet ile karışmak paha biçilemez... Şehrin aşık olduğum binası Rathaus (belediye binası)'un bulunduğu meydan ve meydana saplanan çeşitli ara sokaklarda turlamak, eve dönmeden önceki en keyifli anlarımızdan olurdu...



8. Shot Nights @Lucky Star
Hamburg'a gelmişseniz ünlü shotı Mexicana'yı içmeden olmaz. Bu yüzden, St. Pauli'deki Lucky Star tam da gitmeniz gereken yer;) Küçük bir Alman barı ve fiyatlar bulabileceğinizin en iyisi... Bozuk paralarınızı toplayıp geceye başlamadan ilk gideceğiniz yer ;)

9. H&M ve Pimkie
Vazgeçilmez uğrak alışveriş noktalarımız... Anlamları büyük =)

10. FischMarkt
Cumartesi gecesi 5'te açılıp Pazar sabah saat 10'a kadar süren pazar ve eğlence yeri, hem cumartesi gecesi eğlenen gençliği, hem de pazar sabahı erken kalkıp pazar alışverişi yapan halkı buluşturuyor. Elbe Nehri'nin kenarında meyve, sebze ve kıyafet pazarı, yine aynı yerde bulunan büyük hanın iç kısmında ise ucuz bira eşliğinde balık ekmek (Fischbrötchen) yiyip sabaha kadar eğlenebileceğiniz bir konser alanı bulunmakta. Bizim kimi zaman cumartesi günlerini bitirdiğimiz, kimi zaman pazar günlerine başladığımız, benim aynı zamanda da şehir fotoğrafçılığı dersinde konu olarak seçtiğim 'eğlenmek güzeldir, ihtiyaçtır' felsefesine sahip olan yer Fischmarkt...













---------------------------------------
---------------------------------------


More

Bu Blogda Ara

Translate

GOKCHEN HOUSE LOUNGE CAFE

GOKCHEN HOUSE LOUNGE CAFE
Günün "Denemesi Bedava"sı =)

ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ VİŞNELİK TESİSİ

ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ VİŞNELİK TESİSİ
YILDIZLAR ALTINDA FİLM ŞÖLENİ BAŞLIYOR!

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı