midnight in paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
midnight in paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selam!

Yazılar birikti bir sürü farkındayım... 
Ben yeni yazılarımı hazırlarken, size eşlik edecek bir yazı gönderiyorum. Birçoğunuz çoktan okudu, bir kısmınız belki yeni okuyacak, belki bazıları da aynı serüvene benimle bir kez daha dahil olmak isteyecek...

Uplifers


Seçim sizin..

Biliyorsunuz,
Her zaman beklerim;)
Uplifers.com'da yeni yazım: "

Balkanlar: Bükreş’te geceyarısı"

Romanya'nın başkenti Bükreş'i gündüz yol telaşesi akabinde gezerkenki haliyle bıraksaydım, bu kadar aklımda kalır mıydı bilmiyorum.. Nikolay Çavuşesku hikayesiyle girdiğim şehre, yaptırdığı devasa adliye sarayı ile devam edince enerjim tükenmişti biraz açıkçası..

Araçla hızlı turladığım şehre akşam olduğunda ayağımla basmam gerekiyormuş meğer, gerçek dünyasını keşfetmek için... 

Çoğu komunizm döneminde yıkılmış olan tarihi binaların arasından şehrin içlerine daldığımızda, Odeon Tiyatro Binası önündeki Atatürk büstünü ziyaret ederek gururlandığımız, Romus ve Romulus heykeli önünde eğlendiğimiz, bambaşka binaların içlerinde bambaşka yıllara değindiğimiz bir gece oldu yaşadığımız...


Gecenin çökmesi ve ışıklandırmaların şehre farklı bir boyut katmasının etkisiyle masal alemimiz başlamış oldu...

Woody Allen'ın geç kalmış olarak yeni izlediğim Avrupa'da çekmiş olduğu filmlerinden Roma'da Aşk Başkadır (To Rome With Love) filminden sonra çok net bir ortak özellik buldum kendisiyle aramda. (!) 

Olayları, kimlikleri umursamadan sadece bulunduğu yerin, anın tadını doyasıya çıkarıyor. Hayal gücünün sınırlarında hiç umursamadan dolaşarak ve realiteden bağımsızlığını ilan ederek tadını çıkarıyor şehrin..


İlk Avrupa- hatta İspanya- sevdam yine Woody Allen'ın Vicky Christina Barcelona filmi ile başlamıştır mesela.. İçerik belki de birçoğumuz için sapkın gelmiş, kimi noktalarda 'yok artık' dedirtmiştir. Ama n'olursa olsun müzikleri ile, manzaraları ile, o ağdalı diliyle bize şehri empoze etti ve biz o filmden 'ne şehirdi bea' diyerek çıktık mı? Çıktık. 

Peki Midnight in Paris filmiyle Paris'i Paris yapmış tüm Parizyen dönemleri en fiyakalı haliyle bize kanalize edebildi mi? Etti. 

Şimdi de bu To Rome With Love filminde Roma'nın her bir sokağını, her bir romantik unsurunu, yeşil panjurlu sarı binaların nostaljisiyle bize sunabildi mi? Sundu.

Şehirleri, şehri özel kılan tüm nakışları ile tarihindeki yaşanmışlıklarının çemberinde işlemenin bir şehir plancısı, bir de film yönetmeni ve senaryo yazarının ortak özelliği olabileceği ilginç geldi...

Keyfin gerçek haliyle ve hakettiği değerleriyle çıkarılmasının şerefine...

Cheers Allen!
Paris; Eyfel'i, Seine Nehri, caddeleri, kaldırımlara atılmış masaları, asil giyimli insanları ve daha birçok değeri ile başlı başına rüya bir şehir aslında... Ama bizim için bu hisleri pekiştiren asıl bir sebebimiz vardı; o da dostlarımız...

Odtü'de beraber okuduğum Fransız arkadaşım Laurene ile gerçekleşmesi güç diye düşündüğümüz bir hayalimiz vardı; Paris'te beraber gezmek... Bir şeyi çok istersen olur hesabı, Erasmus yaparken arkadaşım Deniz ile interraila çıkma kararı aldığımızda Paris turumuzu şans eseri olarak Laurene'in evinde tatil yaptığı zamana denk getirdik.

Buna bir de Deniz'in eski arkadaşı Bastien eklenince, Paris'i bir turist olarak gezmekten çıkarıp bir misafir gezmesi tadına dönüştürmüş olduk.

Sabahları güne Parizyen bir evde "Bonjour Madame!", "Bonjour Monsieur!" diyerek başladığımız, minik arkadaşlarımızla eğlenip -dillerimiz uyuşmasa da=)- espresso, orjinal kruvasan ve ev yapımı marmelattan oluşan Fransız kahvaltımızı yaptıktan sonra evden çıkardık. Laurene ve Bastien rehberliğinde tüm Paris'i karış karış -üstelik birisi mimar, birisi plancı olunca rehberlik tadından yenmiyor- akşama kadar gezdikten sonra, gecenin bir yarısı eve sessizce girdiğimizde ise mutfakta bizim için hazır bulduğumuz sofrayla keyfi geceye taşırdık hep.

Ev yapımı tatlılar, tuzlular, tavuklar, gerçek Fransız şarabı ve tercihe göre yerel biralar... Yediğim en lezzetli üzüm ve kavun...

Artık Paris'le ilgili izlediğim her film heyecanımın iki kat artmasına sebep oluyor. Before Sunset, Midnight in Paris, Amelie... Etrafımdaki insanları 'Evet evet biliyorum ben burayı! Burdan geçince şuraya varıyorsun!' şeklinde yorumlara maruz bırakarak izlemeden edemez oldum. Aslında düşünüldüğünde, her insan gittiği, bildiği yerleri televizyonda izlediğinde bu cümleleri kurar. Behzat Ç.'de en basiti... 'Evet burası Sıhhıye', 'burası Atakule'nin arka tarafı', 'bildim bak burayı da', vs.

Asıl heyecan veren durum buraları görmüş olmak değil aslında belki de. Görmüş olduğunuz yerlerde geçen bu filmleri izleyince hikayeler daha çok anlam kazanıyor sadece. Senin yürüdüğün, gerçek olduğunu bildiğin yerlerden geçtiklerine göre, hikayenin de gerçek olma olasılığı vardır. Hatta sen de orada bir yerlerde duruyor olabilirsin o sıralarda, kim bilir...

Before Sunrise filmi de çok olası gelmişti bana mesela interraila çıkmadan önce izlediğimde. Daha önce, kendi ülkemde izleseydim 'öf ne saçma' der geçerdim belki... Ama hikayenin geçtiği yerleri bilmek, gerçekliğine tanık olmak, hikayeyi daha canlı tutuyor ve 'evet olabilir, neden olmasın?' dedirtiyor. O yüzden de kendinizi o karakterlerin yerine koyup izlemeye başlıyorsunuz filmi bir süre sonra...

Fantastik kurgulardan bahsetmiyorum tabi... Sadece, senaryo kurgu olsa dahi, bir tarafı hep gerçek oluyor filmin sizin için. En azından filmin sahnelerinin çekildiği yerler gerçektir. Biliyorsunuzdur çünkü, geçmişsinizdir siz de ordan daha önce. Hatta bu yüzden aynı filmin içinde siz kendi senaryonuzu oluşturmuş, paralel bir film izliyor bile olabilirsiniz oralardan geçerkenki hikayelerinizi hatırlatmışsa eğer size bilinçaltınız ister istemez... Güzel bir his kısacası bildiğiniz yerlerde geçen hikayeler görmek... Kişide filme aitlik duygusu yaratıyor...

Az önce izlediğim filmin etkileri üzerine kafamda beliren düşünceleri yakalayıp burada toparlayayım istedim. Paris'ten Ankara'ya dönmem belki daha kolay olur böyle diye... Sevgiler...=)


Filmi, ilk Fransız arkadaşımdan duymuştum. 'Burası filmin en önemli sahnesinin çekildiği yer' demişti gezerken. Filmden henüz haberimiz olmadığı için çok ilgimizi çekmemişti açıkçası, ama yine de 'madem önemli, bir fotoğraf çekelim' deyip ilerlemiştik. =)

Filmi Türkiye'de vizyona  girdikten sonra çevremdekilerin tavsiyeleri üzerine izlediğimde, 'bir Paris'in tadı ancak bu kadar çıkarılabilirdi' diye düşündüm. Parizyen dönemlerin en keyifli hallerini sentezlemiş Woody Allen tek bir filmde...

Oscar Ödülleri'nde 'En İyi Orijinal Senaryo' ödülünü aldığını duyduğumda, kategorinin adının tam da filmi tanımlamak için aradığım kelimeler olduğunu farkettim.

Paris'in büyüsüne kapılıp gitmek için ideal bir film 'Midnight in Paris'...



Bahsettiğim sokak @Paris

More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı