Sri Lanka'nın genel bilgilerini aldıktan sonra sıra geldi detaylı alt başlıklara.

İlk alt başlık Kolombo.



Sri Lanka'nın başkenti olan Kolombo, aynı zamanda ülkenin tek havalimanını barındırdığı için ülkeye giriş yapılan şehirdir.

Herkesin tembihlediği bir hususu en başta belirtmeliyim: Yalnızca Kolombo'yu görüp dönen kimsenin Sri Lanka'yı görmüş olduğu söylenemez diye düşünüyorum. Zira, ülkenin kalan kısmı olan asıl ülkeyi tanımlayan çoğu özelliği görememiş olursunuz. Bu yüzden ülke için bir program yapacaklara serinin diğer bölümlerini de okumasını tavsiye ederim.


Kolombo, aynı zamanda önemli bir liman kenti olduğu için metropol özelliğini göstermekte. Bu yüzden, yüksek katlı, lüks binaları burada sık görmek mümkün.


Muson iklimine sahip bir ülke olduğunu en çok Kolombo'da hissettim desem yalan olmaz sanırım. Asıl turizm sezonunun açılmamış olduğu ve bol yağış aldığı söylenen ülkede yalnızca burada hafif serin, yer yer yağışlı havaya şahit oldum. Ki o da anlık ve uzun süre tekrarlanmayan bir süre ile. 


Gezilecek başlıca yerler arasında: Beira Gölü, Galle Face, Viharamahadevi Park ve Kolombo Ulusal Müzesi bulunmakta. Bununla birlikte birkaç noktaya daha yazının devamında değineceğim.


Kolombo Ulusal Müzesi 


Viharamahadevi Parkı ile karşılıklı duran Kolombo Ulusal Müzesi, 1877 yılında Sri Lanka Valisi Sir William Henry George tarafından kurulmuş ve içerisinde tarih öncesi dönemlerden itibaren çeşitli eserleri bulunuyormuş. İçerisindeki kütüphanede 4000 adet palmiye yaprağına yazılı el yazmalarının bulunduğunu okuduğumda epey merak etmiştim aslında ama içeri girmeye fırsat bulamadık.  

Viharamahadevi Parkı





Viharamahadevi Parkı'nda okaliptüs ve maun ağaçları ile tropikal bir bölgede olduğunuzu daha bariz hissediyorsunuz. 

Pettah








Bu arada bahsetmemiş olma ihtimalim yüksek. Ülkede döviz almak/satmak için belirli döviz bürolarını görebilmeniz pek mümkün olmuyor. Zira buralarda dükkan algısı da biraz farklı. Dar ve iki katlı binaların üst katlarında, tabelasız vb olarak iş yapıyorlar ve buraları bulabilmeniz için en temel şart ne aradığınızı bilmek ve ilk önünüze gelen kişiye buraya nasıl gidilebileceğinizi sormak. Örneğin: döviz almak istiyorsanız birine soruyorsunuz ve sizi market gibi bir yere götürüyorsa oradan alabileceksinizdir muhtemelen. Ne alaka demeyin. Yasal olarak yapıyorlar. Ülkenin en kaoslu olduğunu düşündüğüm, halkın profilini az çok kestirebilmeniz adına da pazar ve çarşıların bulunduğu bölge Pettah'a gidebilirsiniz. Bana göre burası İstanbul'un Eminönü'sü, Ankara'nın Ulus'u denilebilir. Buraları bilenler az çok demek istediğimi anlayabilir. 

Buna ek olarak, civarda Sri Lankalı Müslümanlar için en önemli cami sayılan Jami Ul Affar yapısını görebilirsiniz. Kırmızı Cami de denilen camiyi gördüğünüzde isminin sebebini çok sorgulamayacaksınız.


Pettah için not: ülkenin en uygun fiyatlı meyvelerini burada bulabilirsiniz.

En sevdiğim iki meyve olan Rambutan ve Mangostan için "kabuğu nasıl soyulur?" videoları çektim sizin için.



Beira Gölü











Kent merkezinde yer alan, daha çok şehir parkı vb işlevde görülse de, Beira Gölü geçmişten bugüne yük taşımacılığı için sıkça kullanılmaktaymış. Burada ve civarda da turistik açıdan mimari dikkat çeken tapınakları ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücretlerini şimdi hatırlamasam da, ücret içine girme isteğimizi köreltti ve hakkımızı diğer kentler için sakladık.


Galle Face

  













Kent boyunca uzanan Hint Okyanusu'nun hırçın dalgalarını ve rüzgarla getirdiği serinliği en fazla hissedeceğiniz bir diğer şehir parkı olan Galle Face'in tarihi 1859 yılına kadar uzanmakta imiş. Zamanında at yarışları, futbol, golf gibi etkinlikler için kullanılmış. Şimdiyse şehir parkı olarak kullanılan alanda sokak lezzetlerini deneyebilir, uzuun iskelesinden kent silüetini izleyebilirsiniz. 


Kolombo Fort






Şehrin merkezi diye kime sorsam ne demek istediğimin sorulduğu şehirde burasının merkezi bir lokasyon olduğu söylenmekte. Nedense öyle "merkez" denilen bir çarşı, meydan vb bir anlayış bulunmuyor anladığım kadarıyla. Bu yüzden de açıkçası şehri bir türlü çözemedim. Şehir birkaç bölgeye ayrılmış ve tuk tuklarla bu bölgeler arası mesafelerde sürekli pazarlık yapmanız gerekmekte. Neyse, konumuza dönelim, Kolombo Fort, Galle Face'in sonuna (ya da bakış açısına göre başına) bağlanan şehrin finans ve ticaret merkezi ve lüks oteller bölgesi. Ayrıca burada devlet başkanının konutu bulunmakta imiş. 


Bir sonraki durak kutsal başkent Kandy! Bol bol fil ve kutsal festival kareleri göreceğiz.
Beklemede kalın! =)
İnsan hayatını ve geldiği noktayı sanırım en çok yıl dönümlerinde sorguluyor. 

Yani ya doğum günlerinde ya da yeni bir yıla girildiğinde oluyor aslında.

Benim için iki yakın tarih olduğundan ben ortak hesap çıkarıyorum genelde. =p

İçten içe düşünceler akıyor o sebeple zihnimde doğum günüm itibarıyla.

Kişisel gelişim, farkındalık, algı seviyesi bir tek bende mi bu kadar bariz değişti bilmiyorum ama bence her yeni yılın olgunluk anlamındaki en önemli getirisi bu açıdan oluyor bana.

Her yıl biraz daha farklı bakış açısı kazanıyorum. Ya da bakış açımı bir miktar daha açıyorum sanki her bir diğer yılda.

Eskiden kafanda hep parça parça duran, sebebini bilemediğin ya da göremediğin birçok mevzuyu artık genel tabloya yerleştirebiliyorsun mesela.

Tam da bu yüzden, kimin neyi neden yaptığını, kime ne için nasıl yaklaştığını, kimin aslında hayatında kalması, kimin çıkması için geç bile kalmış olduğunu çok daha iyi görebiliyorsun bu açıda.

Bu aslında hem çok güzel, hem de demoralize edebilecek bir konu olsa da, son günlerde okuduğum bir kitaptaki ana düşünce burada devreye giriyor. Ki bu da kafamdaki bir diğer parça oldu tabloya yerleştirdiğim.

Ana fikir şu: Çevrendeki tüm durumlar için sorumlu olan sen olmayabilirsin, ama bu konularla nasıl başa çıkman ya da bunu nasıl karşılaman gerektiği tamamen kendi sorumluluğunda.

Yani, bir önceki cümleyi tamamlamak gerekirse, bazı açıdan çevrendeki durumlar, çevrendeki davranışlar senin suçun ya da sorumluluğunda olmayabilir, ama bunun modunu etkileme şekli tamamen senin sorumluluğunda ve tamamen kendi seçeneğin.

Konuları bu açıdan değerlendirmeye başladığında anlamsız davranan herkes, anlamsız görünen tüm olaylar kafanda şöyle bir görüntüye dönüşüyor: Her birine birer helyum gazlı balon bağlanmış bir şekilde, karşında teker teker havalanıyor ve uçuyor gidiyorlar önünden. 

Gözlerinzi kapatıp, tam da şu an canınızı sıkan konu/kişi için bu çalışmayı yaptığınızda ve işe yaradığını gördüğünüzde anlıyorsunuz ki:

* Herhangi bir konuda analiz yaptığında sen haklıysan (objektif olduğun sürece), kafana takma. Önüne bak ve ilerle. Arkanda kalan seni yakalamak için gelirse gelir zaten, gelmezse yeri arkası demektir, sallama.

* Aslında analize önce kendinden başla. Haklı olabilmek, doğru seçimi yapabilmek için önce kendini geliştirmelisin. Bu bazen akademik olarak, bazen deneyim olarak, bazen de günlük araştırmalar yaparak olmalı. En büyük özgüven içsel donanım, bireysel gelişmişlik sayesinde ortaya çıkar. Bana güvenin.

* Adil olmaktan vazgeçmeyin. Bence bu konu çok net ve çok fazla alt metini içinde barındırıyor. Üç kelimelik ama üç bin satırlık bir ağırlığı olduğu kanısındayım.

* Nezaketin en büyük görgü kuralı olduğunu LÜTFEN es geçmeyin. İnce düşünmek aslında o kadar önemli bir davranış ki, tüm insanlığın arasından sıyrılmanızı sağlayacak çok dev bir adım aslında Galeyana gelmeyin. Her durumda bir çizginiz olsun ve onu koruyun. Asalet bunun ardında gizlidir, unutmayın.

* Baskınlığınızı yalnızca kendi hayatınıza saklayın. Eğer konu başka birisinin hayatı ve seçim hakkının sahibi o kişi olması gerekiyorsa, ön plana geçmeyin, bırakın kararı o alsın. Herkesin kendi hayatında karar alma hakkı kendisinde olması gerekir, bunu unutmayın.

* ve Her zaman karşınızdakine iyi niyetle yaklaşın. En azından durum farklı yöne giderse siz elinizden geleni yapmış olmanın rahatlığını yaşarsınız.

Nice mutlu yaşlar olsun hepimize, tüm sevdiklerimizle!



 
Eskiden kültür şokunu en azından ülkeler arası yaşardık, teknoloji olarak, eğitim seviyesi olarak falan.

Şimdilerde durum öyle bir hal almış ki, aynı bina içinde bile kültür şoku yaşayabiliyorsunuz çok rahat.

Hem medeniyet, hem de görgü olarak...

Ben bunu şöyle algılıyorum. İnsanlar çevresinde değer verilmesi gereken o kadar kimseyi bulamamış ki yaşamı boyunca, önüne nazik, saygılı insan çıkınca nasıl tepki göstermesi gerektiğini idrak edemiyorlar.

Bu bir iğneleme, teşbih değil.

Bilakis.

Tamamen bu şekilde olduğunu düşünüyorum.

Ben de mesela, eskiden nezaket ya da görgüyü özümseyecek insanı o kadar az bulurdum ki, ince davransam ortamın dışına itilirim kaygısı yaşar, nasıl davranacağım konusunda ölçüyü bir türlü tutturamazdım.

Ne zaman ki, çevremde eğitim seviyesi yükseldi, hayatın keyfini alan, kültürünün tadını çıkaran insanlar tanımaya başladım, o zaman gözlemlemeye ve kendime yöneldim. Ve o zaman olayın aslını çözdüm.

Olayın aslı çevre olmamalıydı.

Tam tersiydi.

Olayın kaynağı sen olmalıydın.

Öyle nahif, öyle asil durmalıydın ki, insanlar çekinmeliydi kendi kabalığından, kendi düz mantığından.

Ki öyle de olurdu.

Hatta zaman zaman oluyor da.

Hala.

Şu zamanda. (!)

Ama işte...

O kadar bozulmuş ki artık iyi davranma, iyi olma, asil durma çabaları, sen ince düşündükçe düzleşmeye, sen gönül kazanmaya çalıştıkça cür'etini aşmaya başlamışlar.

Ve ne acı ki,

İyi davrandığını anlamayacak kadar yozlaşmışlar.

Ve ne yazık ki,

Sırf bu yüzden "had bildirme sanatı"na maruz kalacaklar.

Toronto by Bill Lile

Peynir, sofralarımızda o kadar çeşitlendi ki, artık peynir üzerinden tarif değiştirmeye/geliştirmeye başladım.

Bence peynir apayrı bir kültür.  
O kadar çeşidi, kalite skalası ve formu var ki, her yeni keşfimde gurmelik heyecanım artıyor.

Üstelik, yalnızca kahvaltıda tüketilen bir çeşit değil, her öğüne, atıştırmalığa ve içeriğe eşlik edebiliyor.

Şimdi bunca şeyi niye anlattım? 
Çünkü peynirden de farklı tarifler çıkarabilmemiz için çok sebep var.


Anlatacağım versiyonun ilk halini Ayhan Sicimoğlu'ndan öğrenmiştim "Izgarada pişirilmiş limon kabuğunda mozzarella" olarak. Mozzarella bulamadığım için birçok markette bulabileceğiniz minik top peynirler (topik) ile denemiştim ve gayet hoş olmuştu.

Tarif çok kolay. Taze limon yaprağını yıkadıktan sonra ızgaranıza/mangalınıza koyuyorsunuz ve üzerinde eriyen beyaz peynirlerini koyuyorsunuz. 
O limon yaprağının muhteşem fresh kokusu olduğu gibi peynire geçiyor ve harika oluyor.

Ben bu tarifi aldım ve aynı mantıkla birkaç alternatifle denedim. Size de fikir olsun diye paylaşıyorum zira onlar da aynı şekilde yaprağın lezzetini alarak harika oldular.

Asma Yaprağında


Defne Yaprağında


Bence kesin deneyin.

Afiyet olsun!
Bir tatil düşünün ki, hem tropikal bir yer olsun ve tropikal meyveleri doyasıya yiyebilelim, hem ulaşımı rahat ve fiyatı görece uygun olsun, hem de ekonomisi bizi dolar ve euro kuru kadar sarsmasın, aynı zamanda da ülkemizde çok rastlamadığımız bir kültürü olsun ve aynı zamanda da tur acentalarına bağlı kalmadan kendi programımızı yorulmadan yapabileceğimiz bir coğrafya olsun.

Hayalimdeki tatil tam olarak bu özellikleri taşıyordu.

Ve inanır mısınız? Hayalimdeki o kesişim kümesini tam olarak buldum. 

Neresi mi?

SRİ LANKA!



Öncelikle "Sri Lanka nerede?" diyenler için: El yordamı ile Hindistan'ın kuyruğunda bir ada. Adanın güneybatı ucunda da Maldivler bulunuyor. Yakınlık dolayısıyla buraya gelen, çevre ülkelere de uğramayı tercih ediyormuş ancak ben o şansı aktarma durağımız olan Doha/Katar'da kullanmaya çok kararlıydım.

Böylelikle düşlediğimiz tatil için kolları sıvadık ve üstlendiğimiz organizasyonu başarıyla tamamladık.

Tabi, bunun için tüüm blogger alemine minnettarım, çünkü onların güncel ve deneyimledikleri bilgilendirmeleri olmadan bunları yapamazdım.

Bu yüzden, tüm tatil rotasını ve işin püf noktalarını daha güncel haliyle paylaşmayı bir borç bilirim.

Bu postta ülkenin genel bilgilerini, gelecek postlarda da destinasyonları ayrı ve detaylı işleyeceğim. Doha zaten ayrı bir post.

Başlıyorum.



ULAŞIM
Biz Ankara çıkışlı gidebildik. İstanbul'dan zaten var. Katar hemen hemen yolun orta noktası olduğu için uçakların Doha aktarmalı gitmesi makul olmuş. Hem ara verince mesafe çok yorucu olmuyor, hem de Doha havalimanının şehir merkezine yakınlığı ile alternatif rotalara da kolaylık sağlıyor. Ankara-Sri Lanka arası yaklaşık 8-9 saat sürüyor, tüm aktarma ve bekleme işlerini çıkarırsanız.  

Sri Lanka'daki tek havalimanı olan Bandaranaike Uluslararası Havaalanı Kolombo'da olduğu için mecburi olarak bu şehre, yani başkente iniyorsunuz. Ancak havalimanı Kolombo sınırlarında olsa da , merkeze mesafesi yaklaşık 50 km olduğu için, indikten sonra alternatif olarak yaklaşık 8-10 km mesafede olan sahil şehri Negombo da tercih edilebiliyor.

Biz önceden ayarladığımız özel araç ve şoför ile anlaştığımız için havalimanında bizi aracımız alarak Kolombo'ya gittik. Dönüşü Negombo'dan yaptık.

Bu özel araç konusu da normalde pahalı bulduğum bir durum ancak Sri Lanka için gerçekten en makul ve en maddi-manevi ucuz seçenek oluyor. Oldukça araştırma yaptığım ve yerinde gözlemlediğim için önceden gidenler için çok öneririm. Hele ki iyi bir şoföre denk gelirseniz ne ala. Biz bu konuda şanslıydık. Kolombo'daki otelimiz The Ocean Colomb yöneticisi bu konuda epey yardımcı oldu, siz de oradan ulaşabilirsiniz. Ancak fiyat ve hizmet anlaşması konusunda iyi pazarlık yapmanız önemli. Zira, ben hiçbir araştırmamda şoförün konaklama masrafının pakete dahil edildiğini okumadım ve günlük ortalama 70 dolar civarı şoför ve araç olarak ödeme istendiğini okudum. Ancak bizden ekstra konaklama masrafı talep ettiler. Bu yüzden siz de böyle bir masraf sunulursa, otelinizin şoförünüz için ücretsiz oda sağlayıp sağlamayacağını sorabileceğinizi, ekstra bir masrafı üstlenmeyeceğinizi iletebilirsiniz. Eğer ısrar edilirse de 5-10 dolara günlük ekstra oda verebiliyor oteller şoförünüz için. Fazla uğraşmak istemezseniz aklınızda olsun.


Şehir içi ulaşım için tuk tuk dedikleri üç tekerlekli ve arkaya iki kişinin oturabildiği motorlar var ve pazarlık yapabilme gücünüze bağlı fiyatı epey uygun olabiliyor. Zaten pazarlık ülke genelinde bir ihtiyaç, zira 5x için size en az 10x teklif vereceklerdir. Bu yüzden, sizin pazarı 2x'ten başlatmanız önemli ki makul bir değerde anlaşabilesiniz.


Bunun dışında hem şehir içi hem de şehirler arası toplu taşıma adına otobüsler var ancak çok zorunlu kalmadıkça tercih etmenizi önermem. Hem çok eski, hem çok kalabalık, hem de hijyen konusunda güvenilirliğine çok emin değilim. Bu yüzden şoförlü araç tutmak ülke içinde oldukça makul oluyor. Çünkü yollar tek gidiş - tek geliş, aşırı virajlı ve dar olduğu için, aynı zamanda trafik sağdan aktığı için araç kiralamak ya da bisiklet vb alternatifler çok mantıklı olmayabilir. 



Bir de şehirler arası aktif çalışan ve epey tercih edilen tren mevcut. Asya'nın en güzel güzergahı olduğu iddia edilen seyirleri de Sri Lanka'da gerçekleştirebilirsiniz. Bir tek şunu bilmekte fayda var, trenlerde farklı sınıflar var. 1. sınıflar için önceden rezervasyon yapmanız gerekiyor ki size at rezerve koltuğunuz olsun ve klimalı gidebilin. Diğer türlü bizim metrobüs koşullarında uzun saatler yol gitmeniz gerekebiliyormuş. Rezervasyonu biz acenta aracılığı ile ve son dakika yaptığımız için biraz karaborsa ücret oldu, siz önceden plan yaparsınız daha uygun çözümler bulabilirsiniz. 




SAĞLIK
Hijyen demişken sağlıktan devam edeyim. Gitmeden yaptırmanızın zorunlu olduğu bir aşı yok. Çeşme suyunu içmemek faydalı ancak 'diş bile fırçalamayın'lık bir durumu yok diye düşünüyorum. 

Hijyen açısından da çok titiz davranmadığınız sürece idare edebiliyorsunuz. Yalnızca köriyi aşırı yoğun ve ağır kullanmaları ve dini olarak sandal kokusunu (tütsü, yağ vb) fazla almanız, bir yerden sonra nefes almanız sıkıcı bir hale dönüşebiliyor.

YEMEK
Alakalı bir konu ile devam ediyorum. Ben ki farklı birçok tada ve deneyime açık bir insanım, Sri Lanka mutfağını sevmedim! Bu kelimeyi kullanmam benim için gerçekten ender rastlanacak bir durumdur.


Köriyi hiç bu kadar sevmeyeceğimi tahmin etmezdim. Koca bir tabak pilav (tatsız, tutsuz, kuru) yanında küçük kaselerde körili yiyecekler geliyor. Örneğin muzu körili pişiriyorlar ve bir yemek haline geliyor ancak öyle garip bir bulamaç hale geliyor ki, hiç tahmin edeceğiniz bir lezzet olmuyor. Hele ki muz olduğunu anlamanız imkansız.

Tek sevdiğim nokta, deniz ürünlerinin çeşitli ve fiyatının ülkemize oranla daha uygun olması. Ton balığı en sık tüketilen balık. Hatta pilavla körili ton (tuna fish) da getiriyorlar ancak o da bana aşırı kuru ve sert geldi. Birçok mekanda ıstakoz, yengeç gibi kabukluları bulabilirsiniz. Hem de makul fiyatlara.

Bunun dışında bol bol tropik meyve yiyebilirsiniz. Pazarlarında, seyyar satıcılarında gayet uygun fiyata hiç görmediğiniz meyvelere rastlayabilirsiniz. Benim favorim dışı kırmızı kestaneye, içi de siyah üzüm tadına benzeyen rabutan oldu.






GÜVENLİK
Sri Lanka insanı oldukça sempatik ve turist seven insanlar. Biz gitmeden Kandy şehrinde iç çatışmalar olduğu haberi çıkmıştı ve tedirginlik yaşamıştım. Tam da o şehre, tam da kutsal fesivallerinin olduğu zamana denk geldik ve ülkemizdekinden çok daha nezih bir ortam vardı. Şoförümüze bu olayları sorduğumdaysa hiç önemsemez bir tavırla bu konunun çok abartıldığını ve hiç de o kadar büyütülecek bir durum yaşanmadığını söyledi.

Bu yüzden genel olarak ülkede güvenlik korkusu yaşamıyorsunuz denebilir.



GEZİLECEK YERLER
Sri Lanka'da bana göre gezilecek iki temel unsur var. Birisi doğası, tropikal coğrafyası, bir diğeri de dini tapınakları.

Bu iki alan da iki farklı bölgede yoğunlaşıyor. Eğer budist tapınakları görmek isterseniz, ön önemli yerleri adanın kuzeyine düşen Anuradhapura, Polannaruwa ve Dambulla üçlüsünde, doğasını, yüksek dağlarda çay bahçelerini görmek, Asya'nın en güzel tren rotasını gözlemlemek isterseniz de Kolobo'dan doğuya doğru ilerleyerek Kandy, Nuwara Eliya, Ella şehirlerini takip etmeniz gerekli.

Tabi bu iki yerde de kesişim kümeleri yok değil. Örneğin Tapınakların bulunduğu üçgende bulunan ve görmeyi istediysem de güzergahım dışında kalan Sigiriya var, Kandy'de ise dini merkezleri olan Diş Tapınağı bulunuyor.

Bu yüzden gitmeden önce önceliklerinize ve tatil sürenize dikkat etmeniz önemli ve de bilmeniz gereken, yalnızca Kolombo'yu görürseniz, Sri Lanka'ya dair fazla bir bilgi edinemeyeceğiniz.

Ben bu farklı coğrafyayı ve gözlem treni rotasını görmeyi çok istediğim için ikinci seçenekte karar kıldık. 








KALACAK YERLER
Bu konuda Booking.com seçenekleri bence gayet yeterli. Hatta geri bildirim yapacağınızı bildikleri için sizinle özellikle daha yakından ilgilenmeye, sizi daha çok memnun etmeye çalışıyorlar. Bu açıdan Müşteri olmanın tadını daha iyi alabiliyorsunuz. Özel olarak önerilerimi şehir şehir anlattıkça bahsedeceğim.

HEDİYELİK
Doğal taşlar sık sık göreceğiniz ya da yolda "tesadüfen" birileriyle tanışarak sizi bir anda götürecekleri dükkanlar. Çok sıkı pazarlık yapmanız her alanda olduğu gibi bu kısımda da kritik. Bunun dışında sizi özellikle sahil yerlerinde seyyar satıcılar sık sık ziyaret ederek ahşap biblolar, otantik takılar, şallar satmaya çalışabilirler. Pazarlığı yine unutmayın diye not düşeyim. 

Bunun dışında Seylan Çayı'nın kaynağı olan ülkeden yanınızda da götürebilirsiniz.





Genel olarak başlıklar böyle.

Detaylı bilgiler yakında...

Takibe devam. =)







More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı