Bir derin dondurucuya sahip olduktan sonra, en basit işlemler için bile servis çağırmaktan sıkılmış olabilirsiniz. Sadece basit bir temizlik yapmak için dahi yetkili servislerin yardımına başvurma zorunluluğu, bir yerden sonra sıkıcı hale gelebiliyor. Yanlış anlamayın: Uğur Soğutma tarafından üretilmiş bir derin dondurucu kullanıyorum ve bugüne dek servis ile hiçbir sorun yaşamadım. Her zaman çağırdıktan en fazla birkaç saat sonra gelip, işlerini hızlı ve profesyonel bir şekilde tamamladılar. Ancak halen dezenfeksiyon ve genel temizlik gibi işlemleri kendim yapabilmek istiyorum.

Uğur Soğutma’nın yeni aksesuar ve soğutma ürünleri serisine bu nedenle bayıldım. “Uğur Pratik” adıyla satılan bu seri, hem derin dondurucular hem de buzdolapları için kullanabileceğiniz birbirinden faydalı ve kullanışlı ürünlerden oluşuyor. Derin dondurucunuzun ve diğer beyaz eşyalarınızın uzun ömürlü ve sağlıklı çalışmasını sağlayan Uğur Pratik serisi, beyaz eşyalarınızı en üst performans ile kullanmanız da olanak tanıyor. Ev ve ofis hayatını kolaylaştırmak için tasarlanmış Uğur Pratik serisi, sadece Uğur Soğutma markalı ürünler için değil: Diğer markaların derin dondurucu ve buzdolapları için de kullanılabiliyor. Derin dondurucu ve beyaz eşya modellerinin uzun ömürlü olmasını ve sağlıklı çalışmasını sağlayacak ürünlerden oluşan seri, günlük kullanımda karşılaşılan pek çok sorunun servis çağırmaya gerek kalmadan halledilebilmesini sağlıyor.


Hâlihazırda, Uğur Pratik serisinde kireç önleyici, sebil bardaklık, su sebili temizlik ve dezenfeksiyon, Uğur ikram seti, soğutucu ve dondurucu temizleyici, tel ve plastik sepet ürünleri yer alıyor. Bunların hepsi de kendi özel paketlerinde satılıyor ve nasıl kullanmanız gerektiği ya paket üzerinde, ya da paket içinde detaylı bir şekilde izah ediliyor. Uğur Pratik serisinde satışa sunulan ürünlerle, klima temizliğini dahi kendiniz yapabiliriniz. Hem ürünleri incelemek, hem de uygun fiyatlarla sipariş vermek için https://satis.ugur.com.tr/ adresini ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

Grand Hyatt İstanbul, bu yıl da hem noel hem yılbaşı için hazırladığı birbirinden güzel menülerle misafirlerini bekliyor.  Gas Brothers ve Utku Yurttaş yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müzikleri çalacaklar. Gece, Gas Brothers’ın perküsyon show’unun da yer aldığı performans ve after party ile devam edecek.


Noel Menüsü, Grand Hyatt İstanbul’da

Grand Hyatt’ın içinde bulunan 34 Restoran, içinde leziz hindinin de olduğu Noel Yemeği özel menüsü ile 24 Aralık Pazar günü aile kutlamaları ya da arkadaş buluşmaları için ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 24 Aralık akşam başlayan ziyafet 25 Aralık Pazartesi günü öğlen ve akşam da devam ediyor.  Kişi başı 218 TL olan menü için önceden rezervasyon gerekiyor.



Yılbaşı gala yemeği ve eğlencesi


Yeni yıla sevdikleriyle beraber güzel bir başlangıç yapmak isteyenleri 34 Restoran’ın deneyimli şeflerinin elinden çıkan geleneksel Türk ve Akdeniz mutfağının lezzetlerinden oluşan açık büfe bekliyor. 


Gas Brothers ve Utku Yurttaş’ın yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müziklerin çalacağı gece, Dining salonunda Gas Brothers’ın performans sergileyeceği, perküsyon show’unda dahil olduğu after party ile devam edecek. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam edecek after party, yılbaşı ücretine dahil. 

34 Restoran’da, 31 Aralık Pazar günü saat 20:00’de başlayan ve gece yarısı 02:00’ye kadar sürecek olan yılbaşı gala yemeğinin kişi başı fiyatı limitsiz yerli alkol içecekler 518 TL, limitsiz yerli & yabancı içecekler dahil fiyatı ise 618 TL. Minik misafirler için de kişi başı fiyat 318 TL.



Keyifli geçen yılbaşı gecesinin ardından 1 Ocak Pazartesi günü saat 12.00-16:00 arasında 34 Restoran’daki brunch’ta arkadaşlarınızla, ailenizle, sevdiklerinizle yeni yılın ilk gününü kişi başı fiyatı 218 TL olan brunch ile keyifli bir şekilde geçirebilirsiniz.  


Bir boomads advertorial içeriğidir.
  • Sosyal medyadan belki görmüşsünüzdür, Tanem ve Edhem Dirvana ailesinin iki köpeği canice öldürülmüş. 
Üstelik Ayşe Arman'ın röportajına göre yalnızca maddi hırslardan. Öyle hani "saldırınca kendini korumak" gibi bir durum değil. Ve yine aynı röportajda bu kişinin Edhem Dirvana'ya ateş ettiği, üstelik bunun video kaydının olduğunu ancak öldürmeye teşebbüs sayılmadığı için kişinin tahliye edildiği yazıyor. Change.org üzerinden Hayvan Hakları'nın güncellenmesi için anlamlı bir kampanya başlattılar. 

Aslında hayvan haklarının çok önemli olduğu bu noktada çok başka bir nokta daha var. İnsan hakları? Ne demek öldürmeye teşebbüs değil de yalnızca yaralamaya teşebbüs olduğu için salınmak?? İnsanlığın bu kadar ucuz olması ne demek? 

Üstelik aynı senaryonun çok farklı durumlarda çook başka yargılanmalarla sonuçlanacağını da çok iyi biliyoruz.

Bu derecede olmasa da, benzer komşu sorununu biz de yaşamıştık. Adamın saldırmadığı komşu kalmamıştı ama hukukun yapabileceği hiçbir durum olmadı. Ve o insan hala aramızda ve hala komşuyuz. 

Düşünsenize, bazı ülkelerde sokakta laf atan için bile ceza yasası konulmuş. Ama bizde cana, hürriyete kastta, bilerek ve isteyerek yapılan ve üstelik bunun ispatlandığı bir durumda dahi tahliyeler veriliyor.

İnsanın gerçekten aklı almıyor. Bu ülke nelere kafa yoruyor da konu asıl nerelere gelemiyor...

Belki yararımız dokunur diyenler için linki buraya bırakıyorum.




  •  Gora'yı izleyenler bilir  "ateş, su, toprak, tahta" repliğini. Peki ya izlemeyenler? 
Aşağıya bir 8. sınıf fen bilgisi kitabına ait olduğu söylenen fotoğrafı bırakıyorum. (!!)


  • Motorine yapılan son zamla birlikte litre fiyatı  tarihte ilk kez 5 TL'yi aşmış. 
Aslında -mış demek yanlış olur, her hafta zam yememek için depoyu ful'lemeye çalışanlar için bu bilgi biraz çok 'net'.



  • J.R.R. Tolkien'ın kitap serisi 'Yüzüklerin Efendisi şimdi de dizi oluyormuş. 
Yayın haklarını satın alan Amazon ise yayın tarihi ile ilgili henüz bilgi vermemiş. Biraz para kokan bir proje gibi geldiği için pek sanatsal ya da edebi bakış açılarına giremedim. Hatta belki de bu yüzden muhtemelen sevinçten çılgına dönecek kitleye dahil olamadım. Hayırlısı.


  • Google'ın 40 dilde tercüme yapabilen akıllı kulaklığının önümüzdeki haftalarda genel satışa çıkacağı söyleniyormuş. 

Böylelikle şirketlerde yabancı dil bilme zorunluluğu bir nebze olsun kırılır, hatta yabancı dil sınavlarında müşteri kaybı yaşanır mı? Yani "zaten dil bilme zorunluluğumuz kalmıyor, niye kasalım" mantığı ne derece etkili olur? 

Kim hesap makinesi var olduğundan beri üç basamaklı sayılar için oturup dört işlem yapıyor ki? Ya da dört işlemi biliriz de, ileri seviye için hesap makinesi kullanırız hesabı, temel dil seviyesini öğreniriz de, ileri seviye için kasmadan kulaklık kullanırız falan mı? 

Kafam biraz karışık.


Sonbahar geçmeden Batı Karadeniz'e gitme isteğim Karabük Ormanı'nda yerini buldu. Rengi yeşilden turunculara dönmüş yaprakları sezonu geçirmeden yakalayabildim. Kimisi yerde zemin oluşturmuş olsa da hala hoş manzara bırakacak kadar kısmı ağaçların üzerindeydi.

Bu sonbahar tonlarınaysa çok yakışan bir meyve keşfettim. Yani çok yakıştığını keşfettim. Yoksa en sevdiklerimden. 

Hurma.


Biz 'cennet elması' da deriz, 'hurma' da. Nasıl bilirseniz. 

Meyveye aşırı düşkünlüğüm olmadığı halde her gördüğümde beni heyecanlandıran bu meyveyi Ege'de tek tük bulduğumuzdan, burada dalı eğecek kadar yoğun görmek, hele ki böyle bir doğanın içinde onları tek tek toplamak, oldukça keyifli bir iş.




Sert olan hurmaların hepsini topladıktan sonra serin yerde onları dinlendirerek olgunlaşmalarını bekliyoruz.


Bi' olgunlaşsınlar da, bakarsınız yeni bir Gokchen'in Spesiyali çıkar ortaya. Bol bulunca malum. =)

Hurmaları topladıktan sonra dikkat edilmesi gereken bir husus varmış paylaşayım. Topladığınız meyveleri asla atmadan yavaşça bırakmanız gerekmekte sepet. Eğer düşenler olursa da onları ayırarak ayrı muhafaza etmek lazımmış ki mahsule zarar vermesin.

Ormanda hurmaları avladıktan sonra minik bir dağ evinde yaktığımız mangalın, sonrasındaysa sıcacık kuzinede pişen kestane ve çay keyfinin de birkaç fotoğrafını şuraya bırakıyorum ki sezona hakkını vermek adına ilham olsun. 

 


Geçtiğimiz günlerde Akdeniz Bölgesi'nden leziz ve oldukça fazla limon gelince Gokchen House Lounge Cafe'de limon festivali ilan ettim. Bunun şerefine de iki çeşit limonata keşfettim.

Fazla arayı açmadan da Gokchen'in Spesiyali köşesini güncellemeye geldim.

1. Karpuzlu Limonata


Malzemeler
1 limon
2 Dilim karpuz
2 kaşık bal
Su
Buz 
Shaker

Hazırlanışı
Bunu tarifi anlık içim için hazırladığımdan dolayı malzemeleri az ve soğuk olması için buzu bol tuttum. Suyunu sıktığımız limonu ve karpuzu bal ile birlikte (eğer balınız gerçekse erimesi zor olacaktır. Bunun için ılık suda eriterek de ekleyebilirsiniz) shaker'a alıyorsunuz. Kokteyl yapma gücünüzle sallayarak bol buz eklediğimiz bardağa dökerek damak zevkinize bağlı olarak su ilave ederek servis yapabilirsiniz.

2. Ballı Limonata


Malzemeler
6-8 limon
Bir çay bardağı bal
Kuru nane
Su

Hazırlanışı
Derin bir kap içine kabuklarıyla beraber 4-5 limonu iri parçalar halinde dilimliyoruz. Üzerine balı ilave ettikten sonra bal eriyene ve limonlar suyunu bırakana kadar ovuyoruz. Taze naneniz yoksa ovarken bir tutam kuru nane ile kalan limonların da suyunu ayrıca sıkarak ilave ediyoruz. Taze naneniz varsa hiç uğraşmadan en son içmeden bardağınıza koymak acılık vermemesi açısından daha iyi olabilir. Ovduğumuz kapta oluşan aromalı limonun suyunu süzgeç ile süzerek sürahiye boşaltıyoruz ve damak zevkimze göre su ekleyerek seyrelttikten sonra dolapta soğumaya bırakıyoruz.

Afiyet olsun!
Dekorasyon modasındaki son zamanlarda ilgimi çeken ve hoşuma giden bir diğer akım da dev aynalar. Özellikle büyük, oymalı olan ve duvara dayalı duranlar.

Artık o konsol üzerindeki yatay modeller klişe olmaya başladığı için bu fikir enteresan geldi.

Tabi kime söylesem taşınırken zorluk çıkarabilme potansiyelini hatırlatıyor. Evet kabul, biraz dikkat etmeyi gerektiriyor. Ancak klasik konsol üzeri aynaları da düşeyde tuttuğunuzda benzer sorunları onun için de söyleyebiliriz değil mi?

=)













Kadın olmak başlı başına komplike bir yaratılışken, bir de üstüne fazla analiz ve öngörü yapma mekanizmasına sahip olmak, işi çığırından çıkarabiliyor.

Bazen bu yükü kaldırmak gerçekten zor oluyor.

Mesela, zaten kadın olduğun için default olarak komplike düşünüyorsun. Karşındakinin yaptığı eylemlerin arka planındaki niyetleri az çok kestiriyorsun, bu yüzden her davranışı sorguluyor, her tavıra bir yorum getirme eğilimine giriyorsun.

Bunun üzerine bir de örneğin yaşamda fazla gözlem yapmak ve üstüne bilimsel tabanda psikoterapik bakış açısı edinmek eklenince, bu sefer önünden kedi geçse bunun enlem ve boylamlarını irdeliyor, bunun evrende var olan bir göktaşı ile olan bağlantısına kadar etki analizini değerlendirmeye başlıyorsun.

Bunları neden anlatıyorum?

Çünkü tüm bu altyapıyı bilmeyen, hele ki fazla düz mantık insanlar ile muhatapsan ve konu senin yaşamını etkiliyorsa, sahip olduğun bu metropol ve kozmopolit kişilik onlara ağır gelerek baskı oluşturabiliyor.

Yani şöyle düşünün, siz bir yük taşıyorsunuz ve bunun sebeplerini karşınızdakine aktardığınızda neden o yükü taşıdığınızı anlıyor (ya da anlamıyor) ve yükün yarısı ona geçiyor. Yani anladığında yükü otomatik almış alıyor, anlamadığında ise siz o yükü bölüşmeniz gerektiğine zorluyorsunuz ve bu onda yine bir yük yaratıyor.

Böyle komplike kişiliklerin yaşamda mutlu olmaları ne derece mümkün peki?

Aslında aşırı derece mümkün, hatta olmamaları için hiçbir neden yok.

Neden?

Çünkü farkındalıkları o kadar yüksek ki, her nimet için şükredebilmeyi, edinilen her şansın tadına varabilmeyi, anı yaşayarak anda kalabilmeyi başarabilen insanlar. Böylelikle mutlu olabilmek için gün içinde bile envai çeşit neden bulabilirler.

Yine de bunun aksi de fazlasıyla olabiliyor. Yani huzursuzluk ve arıza çıkarma durumları da maksimize olabiliyor. 

Neden?

Çünkü farkındalık boyutlarında o kadar kapsamlı analiz ve sentez yaparlar ki, durumları değerlendirirken bir o kadar da sorun ya da risk bulabilirler. Virus Scanner gibi düşünün. Bu da önlem alma, uyarılarda bulunma, huzursuz olma gibi kişinin ve tabiatıyla çevresinin üzerine kat be kat yük olarak dönüş yapabiliyor.

İşte bu yüzden kadın olmak zaten zorken, algı reseptörleri fazla gelişmiş bir kadın olmak çekilir gibi değil.

Hani bazen bu yüzden laf ediyorsunuz ya,

Bu durumun zorluğunu bir de gelin onlara sorun.

Nasıl zor, nasıl zor.


Özellikle hafta içlerini yoğun tempo içerisinde geçirenler için pazarın kutsallığı malum...

O yüzden sabah uykusunda asla komşunun gürültüsünü mazeret kabul etmeyen, o günün sakinliğine dikkat çeken, biraz meditasyon'ik muamele yapan kişilerden birisi de benim.

Hele ki serin bir sonbahar günüyse, o günün keyfine varmayı önemserim.

İdeal pazar için uygun kriterler postu is blogda on air:

1) Leziz bir kahvaltı. Hafif brunch havası


2) Fonda kaliteli müzik



3) Mis kokulu kahve


4) Tatlı kaçamakları


5) İmkan varsa temiz deniz havası


6) Evdeyseniz tatlı ev keyifleri


7) Belki sıcacık yağmur seyri


8) Ruha iyi gelecek doğa gezileri


9) Hafta sonu özel menüleri


10) Keyifli sohbetlerle pazar yemeği



Mutlu Pazarlar!
Etnik festvallerin artmasından sonra hippie modası geri döndü. En çok da dekorasyona. Bu seferki biraz post-hippie ama. Daha sade, daha az renk ve daha şık.

Araya parıltılı dokunuşlar, beyaz renk asaleti, aralara da pampas otuyla esintiler katıldığında oldukça tarz bir bütünlük oluşabiliyor. 

İlham alınabilecek örnekleri toparladım bu postta. Hem aksesuar hem dekor olarak uygulanabilecek bir stil.


 




 




 








More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı