İnsan tabiatı gereği doğal ortamlar arıyor. 
Tabitatı dediysem huyu, suyu gereği... Yaşadığı, büyüdüğü, kendini rahat hissetmeye alıştığı ortamlar gereği...

Ben malum Ege insanıyım.

Kentsel, metropol yaşam her ne kadar günlük rutinde beklentileri karşılasa da, mental olarak sahilleri, yeşil ile mavinin birlikteliğini arıyorum.

Kartpostal şehirler diyorum ya mesela. İnsanın ruhunu dinlendiriyor böyle yerler. Belki de bu yüzden insanları ister istemez daha sakin kılıyor. 

Aslında ülkemizin coğrafik olarak potansiyeli fazla olsa da, bizim kalitesiz işlerle kolay yoldan para kazanma sevdamız şehirlerimizi gölgeliyor. 

Örneğin büyükşehirde yaşamak çoğu ülkede cazibe merkezi olarak görünse de, bizde her fırsatta şehirden kaçış sevdasını körükleyebiliyor.

Yani koca şehirde "nereye gitsem?" sorusuna cevap bulamamışken, küçücük Urla'da bile gidilecek yerleri bitirememek; doğanın cazibesi kadar, doğallığını ve tarihi dokusunu koruyabilmekten de geliyor bana göre.

Konuyu Urla'ya bağlamışken, Urla'da yapılabilecekleri listeliyorum ziyaretçi sayısı arttığı için. Urla için yenilere:


Mevsim yazsa ya da "size göre müsaitse", sabah erkenden kalkarak kahvaltı öncesi sahilde sabah yürüyüşü yapabilir veya birçok konut alanında da olduğu gibi havuzlu yerde kalıyorsanız sabah sporunuzu suya dalarak yapabilirsiniz. Sahile Gelinkaya tarafında inmişseniz, dönüşünde Güvendik Tepesi'nde manzara eşliğinde bir bardak çay içebilirsiniz.


Daha sonra ister bahçe, ister teras, ister balkonunuzda mis gibi iyot kokan havada kahvaltınızı yapabilirsiniz. Sofranızda hakiki Urla Zeytinyağı domatesiniz, lorunuz ve zeytinize eşlik edecektir. Bahçeden koparılmış taze yeşillikler de bir Ege sofrası için olmazsa olmazlardan.

Eğer "iyot kokusu yetmedi, dalgaları da duymak istiyorum" derseniz, doğrudan İskele'de denize sıfır atılmış masalarda serpme kahvaltıya düşebilirsiniz.


Sonrasında sabah kahveniz için komşuya ya da başka bir dostunuza geçebilir yine bahçesinde, balkonunda en olmazsa da kapısının önüne çıkardığı iskemlesinde doğayla bütünleşebilirsiniz.

Öğleden sonra onlarca farklı koy ve plajlara giderek ince sarı kumlara sonra da orta kıvamda tuzlu denizine kendinizi bırakabilir, negatiflerinizden kurtulabilirsiniz. 

Akşam çok geçe kalmadan gün batımına yetişerek ister deniz manzaralı terasınızda, isterseniz İskele ya da Çeşmealtı Limanı'nda, belki Balıklıova, belki de Özbek restoranlarında deniz ürünlerine doyabilirsiniz.

Ardından Çeşmealtı'nda gece pazarına, Urla Sanat Sokağı'nda salaş barlara, isterseniz de arabaya atlayarak hemen yanınızdaki Çeşme-Alaçatı'ya giderek ortamlara takılabilirsiniz. Gökyüzünde ışıldayan yıldızlara bakmayı unutmayın da.

Tüm her yeri tüketirseniz, tekneyle turlara, karşıdaki Sakız Adası'na ya da yakın civardaki komşu Karpostal'lara gidebilirsiniz. Kuşadası, Ayvalık, Şirince ve biraz daha ilerisinde Bodrum, Fethiye... 

Mevsim kış olursa da merak etmeyin. Tüm üstteki maddeleri tekrarlayabilirsiniz. Denizin yeri her daim başka. Bazen içinde attığın kulaçlarla, bazense kahveni yudumlarken karşında manzarasıyla...


Araçlarının bakımlarını kendileri yapan bir çok otomobil meraklısı bulunmaktadır. Otomobil meraklılarının yaptığı araç bakımlarından bir tanesi de otomobil yağı değişimidir. Aracınızın yağını kendiniz değiştirek aynı zamanda maliyetten de tasarruf edebilirsiniz.

Araç bakımı söz konusu olduğunda güvenlik her zaman önceliklidir. Bu nedenle, ilk defa yağ değiştiriyorsanız veya daha önce defalarca yağ değiştirmiş olsanız dahi motor yağı değiştirme işlemini güvenli ve verimli bir şekilde yapmanız için uymanız gerekenler bazı kurallar bulunuyor.

Motor yağınızı değiştirmeden önce ihtiyacınız olanlara bir göz atalım;

·         Yaklaşık 5 litre Castrol motor yağı
·         Aracınızın marka ve modeline uygun yeni bir yağ filtresi
·         Ayarlı pense ya da açık uçlu ayarlı pense ve bir yağ filtresi ayar pensesi. (Bazı motorlar, satıcınızdan temin edebileceğiniz özel şekilli bir alet gerektirebilir. )
·         En az 6-8 litre kapasiteli büyük bir drenaj kabı ve bir huni
·         Temiz bezler ya da üstübü, el yıkama solüsyonu ve/veya tek kullanımlık lateks eldivenler


Adım 1: Aracınızın motoru için yağ seçimini yapın
Aracınızla sık sık kısa geziler, trafikte dur kalk veya yoğun bir şekilde taşıma/çekme yapıyorsanız aracınızın motorunda ekstra zorlanma olmaktadır. Bu tip araç kullanımlarında daha sık yağ değişimi gerektlidir. Castrol’ün hazırladığı kullanım kılavuzundan özel koşullar için kullanım önerilerini inceleyebilir, aracınıza uygun en doğru  motor yağı seçimini yapabilirsiniz.


Adım 2: Aracınızı hazırlayın
Soğumuş yağ doğru bir şekilde boşaltılamayacaktır. Bu nedenle çalışmaya başlamadan önce, yağ sıcaklığını normal çalışma sıcaklığına getirmek için aracı biraz sürün. Sonra motoru durdurun ve yağ doldurma kapağını açın ve oluşacak vakumu önleyin.  Bu işlem, yağın alt taraftan daha serbest bir şekilde boşalmasını sağlar.

Aracın altına girmeden önce özel güvenlik tedbirleri için kullanım kılavuzunu kontrol ettiğinizden her zaman emin olun. Kriko kullanımı dengeyi sağlayamayacağından ve aracın devrilmesi ihtimaline yolaçabileceğinden, aracı kaldırmak için kriko kullanmamalısınız. Portatif tekerlek rampaları idealdir ve daha güvenlidir. Bu rampalar, aracın altına kayabilmeniz için aracı yeterli bir şekilde yerden kaldırır. Tekerlek rampası üreticisinin özellikle güvenlik konuları ile ilgili talimatlarını dikkatli bir şekilde uyguladığınızdan emin olun.

Düz bir zeminde olduğunuzdan emin olduktan sonra aracı tekerlek rampasının üstüne sürün, böylece ön lastikler yükselecektir. El frenini çekin ve aracın kaymasını önlemek için arka lastiklere ahşap bloklarla destek yapın. Aracınız düz şanzımanlı ise birinci viteste bırakın, otomatik şanzımanlı ise “Park” konumuna getirin.

Adım 3: Eski motor yağını boşaltın
Yağ toplama kabını aracın alt tarafına koyun. Karterin ya da yağ haznesinin arka alt tarafına yerleştirin.
Toplama kabını tahliye tapasının altına, biraz arkasına düşecek şekilde yerleştirin. Ayarlı penseyi kullanarak, tapa serbest dönene kadar saatin ters yönünde çevirin. Daha sonra elle çıkarın. Bu noktada yağa dikkat edin; hızlı bir şekilde ve sıcak olarak akabilir. Tapayı drenaj kabına düşürmemeye dikkat edin fakat düştüğü takdirde dikkatlice oradan alın. Çoğu tapa bir conta ile takılır; bu contayı kaybetmeyin.

Adım 4: Yağ filtresini çıkarın
Filtre pensesi kullanarak yağ filtresini saat yönünün tersine çevirip gevşetin. Ardından sıcak egzoz borusuna dokunmadan el ile filtreyi çıkarın. Yağ filtresi yağ ile dolu olabileceğinden ağır olabilir. Bu nedenle motordan uzak bir şekilde yavaşça aşağı indirin ve içindekileri toplama kabına boşaltın. Bazı yağ filtreleri yatay bir konumdadır ve gevşetildiklerinde kirli ve sıcak motor yağı sızdırabilir. Endişelenmeyin, bu normaldir. Yanınızda üstübü ya da bez bulundurarak bu sızıntıya hazır olun. Bezlerle, motorda yağ filtresinin yerleştirildiği yerin içini ve çevresini silin.

Adım 5: Yağ filtresini değiştirin
Bezinizi alın ve motorda yağ filtresinin yerleştirildiği yerin içini ve çevresini silin. Yeni yağ filtresini alın ve parmağınızla montaj yüzeyine (filtrenin yuvarlak kenarı) biraz yağ (yeni veya eski) sürün. Bu, dolgu macunu olarak görev yapacaktır. Yeni filtreyi dikkatlice saat yönünde çevirerek dişli yağ oluğuna vidalayın.
Doğru bir şekilde yerleştirildiğinde filtre kolaylıkla vidalanacaktır. Çok fazla zorlamadan el ile filtreyi sıkıştırın.
Tapayı ve contayı temizleyin ve tapayı yerleştirip sıkın. Tapayı el ile çevirebildiğiniz kadar çevirin ve sonra ayarlı pense ile sıkıştırın. Yine, fazla zorlamamaya dikkat edin.
Adım 6: Temiz motor yağını ekleyin
El frenini dikkatlice bırakın ve aracın rampa üzerinden yavaşça zeminde kaymasını sağlayın. Bu aşamada motoru çalıştırmayın. Aksi takdirde önemli hasarlar oluşabilir. Motorun üstünde, genellikle yağ kabı sembolü ile işaretlenmiş yağ doldurma kapağını bulacaksınız. Kapağı çevirerek çıkarın ve gereken yağ miktarı ile motoru doldurun. Yağ çubuğu ile seviyeyi kontrol edin. Kapağı takın ve varsa dökülmüş yağları silin. Motor çalıştırıldığında yağ göstergesi sönmelidir. Motoru birkaç dakika çalıştırın, kapatın ve sonra ölçekli çubukla tekrar yağ seviyesini kontrol edin. Bu noktada genelde biraz daha yağ eklemeniz gerekebilir.
Son olarak ve mutlaka sızıntılar için aracın altını, özellikle yağ filtresi ve karter tapa contası çevresini kontrol edin.

Adım 7: Eski yağı dikkatlice ortadan kaldırın

Yağ değiştirme işleminizdeki en son ve bir anlamda en önemli adım, motordan boşalttığınız eski yağın doğru bir şekilde ortadan kaldırılmasıdır. Eski motor yağı çevre için çok zararlıdır ve güvenli bir şekilde ortadan kaldırılmasının önemi çok büyüktür. Eski yağı kapanabilir bir kaba aktarın ve güvenli bir şekilde imha edilebilmesi için bir çevre kuruluşu veya 0 212 221 0440  numaralı telefondan PETDER- Petrol Sanayi Derneği’ne başvurabilirsiniz. Ayrıca konu ile ilgili olarak daha fazla detay almak isterseniz, “Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği”ne buradan incelemenizi tavsiye ederiz.

Adım 8: Lütfen özenli ve dikkatli olun

Motor yağı değiştirme işlemi gerektiğinde uzmanlık gerektiren bir iştir. Sizlerin güvenliği bizler açısından daha önemli olup, Castrol tarafından bu içerik tavsiye amacıyla paylaşılmıştır. Bu yüzden motor yağı değişimi ile ilgili olarak tereddütleriniz var ise lütfen profesyonel bir servisten destek alınız.


Her motor yağı değişiminde, aracın yaptığı mesafeyi ve tarihi kaydedin. Bu yöntemle, bir sonraki yağ değişiminin ne zaman yapılması gerekeceğini kolaylıkla takip edebilirsiniz.

Fikri haklar:

İşbu metin ile ilgili tüm tasarım, içerik, grafik ve başka materyallerin ve bu metindeki söz konusu uygulama metod ve yöntemlerinin yanı sıra materyallerin düzeninin veya seçiminin fikri mülkiyeti bize ve/veya bize lisans veren ilgili şahıslara/kuruluşlara aittir. İşbu metnin Castrol onayı olmaksızın çoğaltılması, yayımlanması Castrol veya BP markalarına karşı ayrımcılık yapan veya saldıran herhangi bir içerik içermesi halinde tüm yasal yollara başvurma haklarımızı saklı tuttuğumuzu hatırlatmak isteriz. İşbu metnin korunması hususunda telif haklarını, ticari sırları vb.'ini düzenleyen kanun ve sair mevzuat hükümleri esas alınacaktır.

Size karşı yükümlülüğümüz

Kanuni  gereklilikler haricinde, işbu metin ve içeriği yanı sıra uygulama ile ilgili herhangi bir türde herhangi bir
beyanda, taahhütte veya hükümde bulunmamaktayız. Bu metin içeriği ve uygulaması üzerinde ve/veya içinde bulunan tüm bilgiler ve/veya veriler "olduğu" gibi sunulur ve yalnızca rehberlik amacıyla kullanım içindir. Bu yüzden, bu tür bilgileri ve/veya verileri kullanmanızın riski tamamıyla size aittir. İşbu metin içeriği uygulamasını kullanmanız sonucunda uğranılan veya bu bilgileri ilettiğiniz herhangi bir kimse veya sizin bu tür bilgilere ve/veya verilere dayanmanızın sebep olduğu, her ne şekilde ortaya çıkıyorsa çıksın, herhangi bir kayıptan veya zarardan Castrol ve BP’nin, grup şirketlerinin, müdürlerinin, çalışanlarının veya diğer temsilcilerinin tüm yükümlülüğü kanunların izin verdiği ölçüde hariç tutulmuştur.

İşbu metin içeriği ile ilgili olarak gerçekleştirileceğiniz uygulama esnasında şahsi kusur veya ihmalinizden kaynaklanan ölüm veya kişisel yaralanma yükümlülüğü tamamen size ait olup, sorumluluk şirketimize ait olmayacaktır.

Yaz postu serilerinden bugün konumuz yemek, köşemiz "Gokchen'in Spesiyali".
Tam yaz sofraları için aranan, günün her öğününe uyum sağlayabilecek bir çeşit.

Bildiğimiz kızartmanın ızgara versiyonu. Sabah hafif, öğlen salata içinde, akşam ise şakşuka formatında meze niyetine gidebilecek bir tarif.
Bu kadar methetmenin üzerine tarife geçebiliriz. Hemen malzemelerden başlıyorum:

IZGARA KIZARTMA (!)


Malzemeler
Izgara için uygun olacağını düşündüğünüz sebzeler (patlıcan, kabak, biber, havuç, mantar...)
Zeytinyağı
Tuz

Şakşuka Sos
Domates
Sarımsak
Çok az biber salçası
Çok az ketçap
Kekik
Zeytinyağı
Sirke

Hazırlanışı
Sebzelerimizi boylamasına ince şeritler halinde yassı olarak kesiyoruz. Bir kapta çırptığımız zeytinyağı ve tuz karışımına buluyoruz. Ben pratiklik açısından tost makinesini kullanıyorum ama siz fırın ızgarası, mangal vb opsiyonları da kullanabilirsiniz. Kızartıldığında elde ettiğimiz yumuşaklığa ulaşana denk arkalı önlü pişiriyoruz.

Ben bazen salataya karıştırıyorum. Ama şakşuka sos eşliğinde çeşit olarak da sofraya koyabiliriz. Oldukça lezzetli oluyor. Bunun için domatesi rendeliyoruz. İçine bir iki diş sarımsak rendesi ya da yarım çay kaşığı sarımsak tozu koyuyoruz. İçine çok az salça ve ketçap da ekliyoruz ki hem yoğunluğu artsın hem de biraz aroma, biraz da tatlılık versin. Daha sonra içine zeytinyağı ve sirkeden de dilediğimiz ölçüde ama birkaç kaşığı geçmeyecek kadar kekikle beraber ekliyoruz ve ister kaseyle yanında, isterse doğrudan üzerine dökerek servise sunuyoruz.

Hem hafif, hem lezzetli, hem de tam bizim oraların lezzeti; Egeli.



Afiyet olsun!
Bazı insanlar çok iki boyutlu.

Nasıl iki boyutlu?


Beden var, ruh var ama asla derinlik yok. Düz mantık. Bir eylem aklına geliyor ve onu uyguluyor. Ne artısını eksisini sorguluyor, ne etki alanını düşünüyor ne de sonuçlarının neler olabileceğini kestirme zahmetine giriyor.


Nezaket, görgü zaten firarda da, konulara objektif yaklaşılmadığında insanoğlu gerçekten "insan" olmayı profesyonel anlamda beceremiyor.

Sohbetlerin içi boşaldığında, kültürel; bazen de espiritüel nüanslarla hayata keyif katılmadıkça ruhları da donuklaşıyor.

Yemek yemeyi "doymak",
Sohbeti "konuşmak",
Kahve molasını "işten kaytarmak",
Yeni yerler keşfetmeyi "tatil aktivitesi" 
Yürüyerek bir yere ulaşmayı "zaman ve enerji kaybı"  olarak algılayanların yarattığı bir düzlemde, yaşamanın hiçbir tadı kalmıyor. Yani "madem dünyaya geldik, o zaman gidene kadar yemimizi, suyumuzu alacağız mecbur" mantığı bir yerde.

Ha, bir de tüm bu iyi yönlere uzak kalan sığ karakterler, konu kötülüğe gelince öyle bir pratik zeka, öyle çalışkan bir mekanizmaya dönüşüyorlar ki inanılır gibi değil.

Her şeye rağmen iyi kalmak, dürüst davranmak için direndiğimiz bir hayatta, keyifle, saygıyla...




Seyahatle olan bağım malumunuz. Hele ki mevsimlerden yazsa yerimde durmakta epey zorluk çekiyorum. Sürekli aklımda sahiller, rüyalarımda denizler, gözümün önünde de seyahat videoları var.


Müzik dinler gibi fonda Ayhan Sicimoğlu Renkler açar oldum örneğin. Tek tıkla "bugün nereye gitsem" turu yapıyorum. Yo hayır, deli değilim. Yalnızca Ankara'da yaşıyorum.


Bayram tatilinin 10 günü bulmasıyla elim tekrar bir tur programlarına kaymaya başladı; "Google" turlarındayım.


En uygun tatiller, en ucuz yurt dışıları nereleri diyorum. Bir de bunun yanında nereye gidebilirim sorusu var aklımda tabi. Benim standart baktığım belli başlı siteler var aslında ama hemen hemen hepsine "check" atmışım.


Derken başka bir turizm firması buldum: MNG Turizm

http://www.mngturizm.com/yurtdisi-turlari
Meğer ne envai çeşit yurt dışı turları varmış! Esasen gözüme kestirdiğim birkaç rota oluştu bile. Sitenin en sevdiğim olayı her bütçe ve isteğe göre kategori bulunması. Vizeli - vizesiz, ekonomik - lüks, bayram dönemi - bayram harici, gibi gibi...


Döviz kurunun standartlarımın epey üzerine çıkmış olması beni bayram turlarından biraz uzak tuttuğu için belki bayram dışı dönemlerde küçük bir kaçamak yapabilirim. Bu sitedeki listede henüz "check" atmadığım epey tur buldum.


Bir de mesela en sevmediğim olay, yurt dışına çıkmadan yurt içi aktarma yapmak. "Koca Türkiye'yiz, neden ille İstanbul'dan çıkış yapıyoruz" atarı yaşıyorum mütemadiyen. Sağolsun arkadaşlar sesimi duymuş ve muhtemelen bana özel (!)
"Ankara çıkışlı" tur klasörü de oluşturmuşlar. Böylelikle bir artımı daha almış oldular.


İşte böyle sevgili dostlar.


Bugün de sizlerle "madem mevsim yaz, neden gezmiyoruz?" sorunumuzu masaya yatırdım ve çeşitli çözümler ortaya koydum.

Gezmeye başladıktan sonra bir Instagram tag'inizi alırım.


İyi yolculuklar şimdiden!

Foşurt! (su döktüm arkanızdan)

Kurban Bayramı’nda sevdiklerinizi ziyaret ederken, yıllar boyunca kullanabilecekleri pratik bir hediye de vermeye ne dersiniz? Yalnız uyarayım; bu hediye o kadar güzel ve kullanışlı ki, kendinize saklamak isteyebilirsiniz! Derin dondurucular son derece faydalı cihazlar ve özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde büyük bir sorunu çözüyorlar: Uzun süreli gıda depolama. Geçen bayram bir derin dondurucu kullanmanın ne denli önemli olduğunu anladım, zira etlerimin çoğunu (bozulmasınlar diye) hemen tüketmek, tüketemediklerimi de dağıtmak zorunda kaldım. Buzdolapları uzun süreli gıda depolamak için uygun bir çözüm değil, en fazla bir hafta içinde et tüm tazeliğini yitiriyor, hatta bozulmaya başlıyor.


Derin dondurucular ile böyle tanıştım ve uzun bir araştırmadan sonra, tercihimi yatay derin dondurucu modellerinden yana kullandım. Yatay olmaları kapaklarının üst kısımda olması anlamına geliyor. Bu tasarım son derece kullanışlı ve pratik: Muazzam bir kullanım rahatlığı ve depolama alanı yaratıyor. Marka konusunda seçim yaparken hiç tereddüt etmedim ve Uğur Soğutma markasını seçtim. Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma, 63 yıldan bu yana piyasadaki en kaliteli ve en sağlam derin dondurucuları üretiyor. Renk konusunda beyaz ile sınırlı olduğumu düşünüyordum ancak şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda renk seçeneğim olduğunu fark ettim. UED 210 A++ isimli model, birden fazla renk seçeneği içeriyor ve ben en çok mor ile gümüş renklerini beğendim. Açıkçası halen karar vermiş değilim ama mor rengi seçecek gibiyim – çok şık duruyor!

 

Tek özelliği şık durması değil elbette, 190 litre iç hacmi var ve emin olun sadece sizin değil, tüm akrabalarınızın gıdalarını depolamak için fazlasıyla yetiyor! UED 210 A++ enerji sınıfına giren bir model, yani hemen hiç enerji harcamıyor ve elektrik faturasının artmasına neden olmuyor. Dolap içi LED aydınlatma sistemi ve elektrik kesilse bile 48 saat boyunca gıdaları korumaya devam etmesi, sevdiğim diğer özellikler arasında yer alıyor. Bu yılki etleri bir sonraki bayrama dek ilk günkü tazelikleri ile depolamaya kararlıyım: UED 210 A++ derin dondurucu sayesinde bu mümkün oluyor! Satın almak isteyenler için bir ipucu da vereyim: http://satis.ugur.com.tr adresinden sipariş verir ve satın alma işlemleri sırasında UGURGUMUS veya UGURMOR indirim kodunu kullanırsanız, ekstra %5 indirim elde ediyorsunuz. Kampanya hakkında detaylı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.

                                        

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Bizim zamanımızda okumak zordu. Tabi bizim zamanımızda da "büyüklerimizin zamanında" okumak zordu.

Bu nesilden nesile devam eden ve muhtemelen edecek bir klişe olabilir evet. Ama ölçümlenen değerler farklı en azından.

Eskiden nispeten maddi zorluklar ve okul azlığı gibi sorunlar vardı. Okula gidebilmek biraz lükstü.

Bizim zamanımızda bu sorunlar azaldı belki ama biz okurken de her bilgiyi araştırman, sorman lazımdı. Yani bugünkü gibi hazır bilgi gelmezdi. En "Google"layabileceğin bilgiler ansiklopedi içindeydi. Yani bunun için de sıkı bir araştırmacı olman, ciddi bir emek harcaman gerekirdi.

Şimdiki nesil öyle mi?

Z kuşağının en kıyak yanı bu olsa gerek. Tabi gerçekten öğrenmeye, gelişmeye niyet varsa...

Nasıl mı?

Zaten aradığın her konu, her kitap özeti bir "Google" kadar uzağında. Bu cepte. Bir de şimdi buna online eğitimler eklendi, en küçüklere bile. Benim yeğenim misal, henüz 4. yaşını doldurmadan tüm rakamları, renkleri öğrendi neredeyse. Üstelik hem Türkçe hem İngilizce. Ve üstelik neredeyse kendi kendine!.  Tam olarak dediğim olay. İnternet üzerinde çocuklara öğrenmeyi sevdirecek öyle güzel videolar, uygulamalar var ki, ebeveynlerin hiç baskı/teşvik işlerine girmesine gerek kalmıyor.

Bunun bir de resmi eğitim versiyonları başlamış. Örneğin "Okulistik".



Temel eğitimdeki her seviye için ayrı paketlerde öğretim programı yer alıyormuş ve içerikleri Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programına tam uyum sağlıyormuş.

Eskiden bizde VCD'ler vardı. British yayınlarından İngilizce eğitim videoları izlerdik ama bizim dilimizden olmadığı ve o zamanlar okullarda İngilizce eğitimi olmadığı için pek bir şey anlayamazdık.

Okulistik'in İlkokul 1. Sınıf Okuma paketi bana onu hatırlattı. Okula yeni başlayan çocuklar için eğlenceli kurgularla videolar hazırlanmış. 

Mesela, sesleri önce tanıtıyor, sonra yazdırıyor sonra da okutmasını öğretiyor. 

Bu noktadan başlıyor, sesleri birleştirerek kelimeye sonra da cümlelere dönüştürüyor. Her video bir kurgu ve bizim zamanımızdaki gibi dört sıkıcı duvar arasında kalem defterinle baş başa olduğun bir durum yok. Eğlenceli yani bildiğin.

Yaptığım her işi açtığım müzikle, ortamla, içecekle keyifli hale getirmeyi tercih ettiğim için bu vizyonun eğitimde çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Yola yeni çıkanlar için bir kenara not etmekte fayda var.

Yaz dediğin, karşında deniz, belki de ayaklarının altında, hatta az önce çıktığın için bir kısmı seninle karaya taşınmış da olabilir... Serin serin... Güneşte masmavi, gece yakamozda altın gibi... Deniz işte...

Dur konu dağıldı.

Ne diyorduk?

Yaz dediğin....

Heh.

Yaz dediğin; göz hizanda deniz, elinde belki bir kadeh serinlik, kafanda verilmiş bir mola olmalı aslında.

Sabah işine gitsen de, akşamında kim nerede kalmışsa eklenmelisin sen de bu akışa.

İster dost, ister aile, ister sevgilinle yalnızca...

Açık havayı, hava açıkken çıkaramıyorsan ne anlamı var ki mevsimlerden yaz olduğunda?. Hem kendine yazık hem de doğanın nimetlerine...

Sonuçta düşünsene, yıldızlar çıplak kalmış bulutlar çekilince, hava tam da istediğin gibi; yumuşacık; karlar eriyip gittiğinde... Yollar da açık, buzlanma tedirginliğinin en yersiz olduğu zamanlar... Özgürsün yani bir yerde.. 

Demem odur ki, sabah işe gitsen de, çıkışında atmalısın kendini bir yerlere... Belki sahile, belki bir nehir; bir göl seyrine... Havuza da razıyım bak, sen yeter ki iste. Hadi hepsini geçtim, çimlere de razıyım. Elinde kadehin, gökyüzünde yıldızların eşliğinde olduğu sürece...

Ağustos böceklerinin sesini çıplak dinlemelisin sonuçta. Gürültü yaptıklarını boş versene! Yazı tanımlayan daha sesli bir anlatım var mı doğada, dalgaları duymadığında? 

Negatiflerini, olumsuzluklarını nötralize edebileceğin en iyi çözümü düşün bi' de mesela?

Ne karşındakine ileteceğin, ne de daha fazla elektrolize edeceğin bir ortam... Tek yapman gereken bastığın yerle arandaki ayakkabı/çoraptan sıyrılman... Hele ki ayağının altı kumsa, oh ne ala memleket!

Memleket demişken...

Aslında tadını çıkarabilsen, çevren tam da hayalini gerçekleştirebileceğin coğrafya. İster dağ yamacında ol, ister deniz kıyısında, istersen de şehrin merkezinde bir parkta... 

İklim ne olursa olsun, mevsimi yaz bulduğunda çıkacağın bir hava.

Tadını çıkarmak lazım sonuçta.

Boşa harcamamak lazım zamanı arkadaş, boşu boşuna...

Şikayet etme sıcaktan, keyfini çıkar, anda kal, anı yaşa.



Bizim artık modası geçti dediğimiz otantik Türk halılarını kaldırdığımız çatı katından indirme zamanı geldi. Zira tüm dünyada çok moda.

Genelde İskandinav tasarımlar ile kombinlenen otantik halılar modern çizgilerle birleştirilerek oldukça tarz bir görüntü sağlanabiliyor.

Üstelik yalnızca salonda değil, yemek odası, mutfak, banyo, antre gibi evin her alanı için uygulanabilir bir moda.

Ben özellikle kürk tekstil ile kombinlenmiş dekorasyonlara bayılıyorum.
















Tüm havayolu şirketlerini karşılaştırma imkanı sunan Uygun Fiyat, yurtiçi ve yurtdışı uçuşlarında en hesaplı ve en ucuz uçak biletine ulaşmanızı sağlar. Kişiye özel tekliflerle indirimli uçak bileti bulabilir ve avantajlı fiyatlarla tasarruf edebilirsiniz.

Türk Hava Yolları, Pegasus, Onur Air ve Anadolu Jet başta olmak üzere tüm havayollarının uçak biletlerini acenteye gitmeden karşılaştırabilir; kampanya ve fırsatlardan yararlanabilirsiniz. Uygun Fiyat güvencesiyle iç hat ve dış hat uçuşlarında en avantajlı ve en ucuz uçak bileti hemen satın alabilirsiniz.

Seyahat edeceğiniz noktaya promosyonlu uçuşlara hızlıca ulaşabilir; tüm havayolları arasından en ekonomik ve en uygun biletleri sorgulayabilirsiniz.

Dünya çapında 900’den fazla havayolu firmasının seçeneklerini inceleyebilir; size en uygun ve en ucuz bileti güvenle satın alabilirsiniz. Erken rezervasyon fırsatı ile istediğiniz uçak biletini kolayca ayırtabilirsiniz.



Yazın tam ortasından tam bir yaz postu blogda!

Hem rengarenk, hem tatlı, hem de buzz gibi (ya da serin yaz akşamlarında sıcacık)...

Pamuk şekerlerin tat ve sağlık açısından etkilerini sevmeyenlerin dahi inkar edemeyeceği bir cezbedeciliği olduğunu kabul edelim.

Azcık şımarmak bence herkesin hakkı.

Küçük ev partilerinde, bahçede yıldızların altında sohbette ve daha büyük davetlerde kullanılabilecek ince bir detay olarak içeceklerde kullanmayı öneriyor, alternatif fikirleri altta sıralıyorum.

Önemli Not: Paketinden çıktıktan sonra kısa sürede eriyen bir madde. Bunu bilerek sunumdan hemen önce hazırlamakta fayda var.

Afiyet olsun!


















Ne yalan söyleyeyim, Konya'yı Konya'ya gidene kadar hiç cazip bir şehir olarak görmezdim. 

Ne açıdan? 

Şehircilik ve sürdürülebilir yaşam açısından...
Biraz özensiz ve kendi içinde yaşamını idame ettiren bir kent imajı vardı şehir algımda.

Ne var ki, bir buçuk günlük şehir turum bu algımı epeyce değiştirdi. 
En azından ilk bakışta. İçinde yaşamadan kesin tanılar koymak elbette yanlış olur...


Sonradan öğrendiğime göre İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından 2016 İslam Dünyası Turizm Başkenti seçilen Konya, Dünya Belediyeler Birliği olarak bilinen Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Birliği tarafından da “Dünya Pilot Kültür Şehri” seçilmiş.

Belediyenin web sitesinde okuduğuma göre de şehrin kalabalık meydanları ile belediyeye ait toplu kullanım alanlarında ücretsiz şarj ve kablosuz internet hizmeti verilmeye başlanmış.

Çok daha metropol şehirlerde yaşamış biri olarak bulamadığım hizmetlerin burada olduğunu duymak biraz şaşırttı, biraz da sevindirdi açıkçası. Benim en son bu uygulamayı gördüğüm şehir New York'tu zira.

Bunlar daha sonradan edindiğim bilgiler tabi. Benim algımı değiştiren kısımlar gözümle gördüğüm şehir içi duble yollar, düzenli zemin döşemeleri, çukuru olmayan asfalt yollar, geniş kaldırımları ve şehrin içinden geçen tramvayı oldu. Üstelik ülkenin en geniş yüzölçümü olmasının verdiği avantajı da kullanarak şehri dikey değil yatay olarak genişletmişler. Yani bazı istisnai yapıları saymazsak...

Konut alanları olarak da Meram bölümü bana Atina'nın arka mahallelerini anımsattı. Bahçeli az katlı ve geniş binaların dar sayılmayacak uzun cadde ve kaldırımların yanlarında konumlanması ve yine zemin döşemelerinin düzgün olması ve yol boyunca sıkça ağaçların olması sakin bir yaşam alanı oluşturmuş.

Trafik kurallarının da çok sıkı olması ve mobesenin caydırıcılığı şehirde sakin bir trafik akışını da sağlamış gibi geldi.

Bunun dışında, şehrin girişinde Konya Büyükşehir Belediyesi ile TÜBİTAK işbirliğindeki Bilim Merkezi de yine şehre girince ilgiyi üstüne çekmekte. 

Turistik olarak değinebileceğim yalnızca iki nokta oldu, birisi -tabi ki- Mevlana Müzesi, diğeri ise yörenin meşhur lezzeti "etli ekmek".

Ne olursan ol gel


Mevlana Celaleddin Rumi'nin tekke ve zaviyelerin kapatılması sonrasında Mevlevi dergâhı, müzeye dönüştürülmüş ve günümüzde ücretsiz girişle ziyaretçi almakta.


Mevlana'nın ve birçok müridinin türbesi, dergâh eşyaları, çeşitli el yazıları müzede bulunuyor.  


Mevlana Türbesi 1274 yılında yapılmış. Sonrasında da eklemelerle günümüzdeki alana dağılmış. Türbe, zamanla üzerine eklemeler yapılarak bugünkü halini almış. Şehrin merkezi denilebilecek bir noktada ve kent içi tabelalarla ulaşımı kolay. Müzenin çevresindeki kaldırım kenarı park alanları ilk yarım saat ücretsiz olmakla beraber sonrası için ücretli olarak yazıyor. Pratikte ücret alınıyor mu bilgim yok.




Bahsettiğim bir diğer turistik değeri etli ekmek ise "neymiş yahu bu kadar?" dediğim ve yedikten sonra anladığım biz lezzet. Ben merkezinde değil, Konya-Ankara Karayolu üzerinde içinden geçilen yine Konya'nın ilçesi Kulu'da yedim. Merkezindeki lezzetlerle benzer olduğunu öğrendiğim için tavsiye edebilirim. Gayet lezzetli bir çeşit kıymalı pide. Hamuru incecik ve üzerindeki malzeme kuru değil.


Konya'ya yolu düşenlere nacizane...

Sevgiler!


  

More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı