''Daha iyi bir yolculuğa” ilkesiyle hareket eden Shell, dünyanın dört bir yanındaki istasyonlarıyla yolu Shell’den geçen gerçek hikayelere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Reklam filmine konu olan hikayede ise, 15 yıllık kariyerlerini bir anda bırakan üç beyaz yakalı gencin hayallerini gerçekleştirmek için bir araya gelişi ve Mototrio isimli grubun kuruluşu anlatılıyor. Grubu kuran gençler önce Türkiye’yi, sonra dünyayı geziyorlar. Şu an Kolombiya’da olan ekip, Shell’in verimli yakıtlarıyla daha iyi bir yolculuk deneyimi yaşamaya yeni rotasında devam ediyor.

                                          
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Geçtiğimiz haftalarda sabır dozajım gün gittikçe limitlerini doldurmak üzereyken evren sesimi duydu ve karşıma birkaç tatlı tesadüfler çıkardı.

Kariyer.net'in üst üste katıldığım  online eğitimleri günlük "telkin" oldu adeta. Stresimizi nasıl yönetebileceğimizden, öfkemizi, kaygımızı nasıl yenebileceğimizden, farklı karakterdeki insanlarla nasıl iletişim kurabileceğimizden bahseden oldukça verimli eğitimlere katıldım.

İçlerinden bir tanesi ile de sinerjik olarak bu etkileşimimizi bir adım öteye taşıdım.

Eğitime ikinci bölümünde katıldığımda, ekranda tam bir tv programı yapan, heyecanlı ve ikna edici bir yöntemle hayatımızdaki tüm kilitleri çözdürmeye kararlı bir eğitmen buldum karşımda.

O kadar üzerine basa basa anlatıyordu ki bildiklerini, sanki uygulamazsak o bizim kaybımız olacaktı. Öyle bir fırsat sunuyordu ekranda.

Hem ilk yarısını kaçırdığıma çok üzüldüğüm, hem de anlattıklarının dahasına ihtiyacım olduğu için kendisini Gökçen Gökyer Blog'a davet ettim. O da ne mutlu ki çok olumlu bir dönüş yaptı. Günlerdir kafasında evirip çevirdiğini söylediği yazı taslağının benim kendisinden rica ettiğim konu olduğunu öğrenmem de sinerjik etkileşimimizin bir ispatı oldu!

Böylelikle hem ben onu motive etmiş oldum kısa sürede toplarması için, hem de o beni ve umuyorum ki hepimizi motive edecek kısa sürede toparlanmamız için! =)


Yazıyı iki bölümde yayınlamayı düşündüm ama o kadar akıcı olmuş ki hiç de bölesim gelmedi.

Postun devamını Sevgili İletişim ve Yaşam Danışmanı Beral Fişekçi'ye bırakıyorum.

Olumlamadan olumlu sonuç almak, olumsuzlama yapmaktan geçer
"Olumluyorum, olumluyorum istediğim gibi olmuyor.
Küçük defter aldım kendime, postitler, renkli kalemler. Yazıp yazıp dolaplarımın, bilgisayarımın üzerine yapıştırıyorum. Gözüm iliştikçe okuyorum. “Sen değerlisin” diyorum sürekli kendime. 
De – ğer – li – sin, işte bu kadar kolay ve basit. Ama sonra bir bakıyorum, bir şey yaşıyorum, değerimi bana hissettireceğini düşündüğüm bir şey, ama olmuyor. Ben yine kedi yavrusu gibi, küçücük hatta zavallı gibi hissediyorum kendimi.
ee ne oldu o günler boyu yaptığım olumlamalar. Çok moralim bozuluyor sonra, umutsuzlaşıyorum, bırakıyorum ve hatta hiçbir şeyin değişmeyeceğine karar kılıyorum."

Geçenlerde bir danışanım, arkadaşıyla tanıştırdı da beni. Bu cümleler onun serzenişleri. Bıkmış, yılmış, sıkılmış.
Ona söylediklerimden bazılarını buradan size de anlatayım.


Olumlama meselesinin biraz yanlış anlaşıldığını düşünenlerdenim.
Evet doğru, ağızdan çıkan kelimelerin de bir enerji olduğu ve o an o kelimelerle de yaratıma geçildiği. Kelimeler o kadar güçlü ki, onlar “öylesine” çıkmaz ağzınızdan. Keyfe keder yan yana dizilmezler. Bünyenizin en diplerinden büyük dalgalarla gelen düşüncelerin, o düşüncelerden doğan ve sizi yerlere göklere sığmaz hale getiren duyguların su yüzeyine çıkışındaki eşlikçileri olurlar. Kelimeler, sadece edebiyatınız değil, fiziğiniz, kimyanız, biyolojinizin sonucu demek olur ki hayatınızın dışa vurum araçlarıdır ve bu halleriyle büyük görev de üstlenirler. En birinci görevleri size sizinle ilgili derin bilgiler verirler ve sonra başkalarının hayatına düşünce tohumu ekmenizi sağlayan kanal olurlar. Ne demek istiyorum? 



Kriz yaşadığınız anlarda ya da mutlu hissettiğiniz zamanlarda kısaca hayatın her alanında başınıza gelen durumlar karşısında ağzınızdan neler çıkıyor hiç farkına vardınız mı? 
* Bir şeyi elde etmek için mutlaka mücadele etmem gerekli
* Sevgimi gösterirsem kaybederim
* Ne zaman çok gülsem sonunda mutlaka mutsuz olacağım bir şey oluyor
* Hep başkaları tercih ediliyor, ne zaman sıra bana gelecek? 
* Kafamda herşeyi önceden kurgulamalıyım yoksa sonu hep hayal kırıklığı 
* Kızgınım, çok kızgınım. Sanki her berbat şey beni buluyor
* Şu an iyiyim ya, kesin bunu bozacak bir şey olur
* Yaşasın başardım ama bakalım sürecek mi ki? 



Peki başkalarına nasıl tohumlar ekiyoruz kelimelerle dansımızda?
* Bence bu sana göre değil
* Bu kadar mı yapabildin?
* Hiç çaban yok, isteksizsin
* Kapasitesi bu kadar, fazlasını bekleme
* Kilo vermen o kadar da kolay değil
* Bu donanımla, bu özelliklerle mi bu işe girişiyorsun, yapamazsın
* Gerçekçi olmak lazım, hayal dünyasında yaşıyorsun sen, hayal bunlar, olmaz



Tahmin ediyorum bu cümleler çoğunuza uzak değil ve tabii ki cümleleri çeşitlendirmek, artırmak mümkün. Dikkat ediyor musunuz her ifadenin altında bir duygu tonu var. Her ifade bu cümleleri kuran kişinin zihin haritasını yansıtmakta. 
Korku, güvensizlik, sevgisizlik, yetersizlik, yargılama ve devamında kendinizle ya da başkasıyla olan iletişiminizde çatışma.
Bilinçaltlarının efendisi olmuş bu temel duygu tonları üzerinde olumsuzlama ya da başka teknikler kullanıp negatif duygular nötrlenmedikçe yapılan her olumlama geçici fayda sağlayacak ve fakat bir yanı daima eksik kalacaktır. Bir süre sonra sizi yine eski negatif duygunuza geri gönderecektir. Çünkü bilinçaltının sesiyle bilincin sesi eşleşmemiştir. “Ben değerliyim” diyen bilinciniz, “hayır aslında değerli falan değilsin” diyen bilinçaltınızın karşısında yetersiz kalacak ve sözü geçen daima bilinçaltı olacaktır. Bu yüzden değersizlik duygusunu gerçek anlamda bilinçaltında sıfırlamadan, “değerliyim” demek, halının altı kirliyken üzerini temizlemek ve tamamını temiz sanmakla eş olacaktır. Şunu da hatırlatmak isterim, olumlama yapma ihtiyacı hissettiğiniz konu bir karar içerir ve o güzel egolar onu bir kanun olarak algılayarak hayata geçilmesi için müthiş bir çaba sarf eder.  Değersizlikse konu değersiz olduğunu size öyle güzel inandırır ki o duvarları yıkmak için sadece karşıt cümle olan “ben değerliyim” demek yetmez, yetemiyor.


Şöyle adımlayalım mı?


Bir: Değersizlik ya da diğer istenmeyen duyguları açığa çıkaran en dipteki, deneyimin olumsuz etkilerini temizlemek lazııım, 

İki: Temizlenen sıfırlanmış boş alana değer duygusunu ya da en yüksek titreşime sahip sevgi duygusunu inşa etmek şık olur.

Üç: O değer duygusunun heyecanını hissetmek ve artık bu aşamada olumlama yaparken o heyecanı, kelimeleri söylerken ciğerden ciğerden hissederek tekrarlamak turnayı gözünden vurmak demek olur.



Bu adımlar üzerinde kendinizle ilgili çalışırken şunlara da dikkat etmenizi tavsiye ederim. 
Negatif duyguyu serbest bıraktıysanız, yerine inşa edeceğiniz duyguyu kelimelere dökerken anlamsal ya da kelimenin kendisi olarak olumsuz bir ifade kullanmayın.
“Artık hasta değilim” cümlesi yerine “sağlıklıyım ve sağlıklı olmak benim en doğal halimdir” diyebilirsiniz mesela.
“benden geçti artık” demek yerine “her an yeniden başlayabilecek güçteyim” gibi. 

“istiyorum” kelimesinden kaçının, istiyorum demek bende yok demek, yokluğu titreştirirsiniz, “tercih etmek” en yapıcı ifadedir istemek yerine. Tercih etmekte bilinç yüksektir. 

“zamanımı dengeli kullanmak, en birincil tercihlerimden biri” gibi. 

“eminim” kelimesini, sıklıkla kullanın ama baştan bu yana anlattığım gibi “sevildiğime eminim” dediğinizde alttan “hadi canım sende” diyen bir taraf varsa daha bilinçaltınız tam dönüşmemiş demektir, çalışmaya devam:)

“ilginç bir bakış açısı” kalıbını bol bol kullanabilirsiniz. Ama ne zaman? Diyelim ki sıkıntılı, zor ilerleyen ve fikirlerini beğenmediğiniz biriyle bir şekilde iletişim kurmak durumunda kaldığınızda, karşı tarafı reddetmeden araya mesafe koymayı sağlayan bir enerji oluşturur bu kalıp. Süper işe yarar.
İşte size etkisi güçlü bir kelime daha. “kendisiyim”. Ben neşenin kendisiyim, bolluk bereketin kendisiyim, sevginin kendisiyim, dişiliğin ya da erilliğin kendisiyim. Pozitif olan duyguyu adeta her hücreye yaymayı komutlaştıran bu kelime, güzel bir dönüştürücüdür.

“şu anda” demek çok güçlüdür. Özellikle negatif bir haldeyken kurduğunuz cümlelerde şu anda kalıbını kullanın. “Ben sinirli insanım” demekle “ben şu anda sinirli bir insanım” demek arasındaki farkı hissediyor musunuz? Sinirli olmaya sınır getiriyoruz şu anda diyerek. Sinirli olmak geçici bir şey yani:) “- ecek, - acak” kullanımı ötelemektir. “yapacağım”, “ya evet tabii ben de mutlu olacağım” belirsizlik, geleceğe öteleme enerjisi sağlar. Olabildiğince gelecek zamandan şimdiki zamana çekin düşüncelerinizi. Yarın mı mutlu olacaksınız? Şimdi de mutlu olmaya sebep hiç bir şey yok mu?

“bu dönem bitti” diyebilirsiniz, mis gibi bir kalıp. Negatif düşünce kalıpları üzerinde çalıştıktan sonra o kalıplar artık eski enerjidir. Bir dönemi temsil etmiştir ve size bir sürü deneyim yaşatmıştır ancak bu dönem bitmiştir. “evet yalnızlık yaşadım, bir dönemdi ve bitti”, “korku dolu günler yaşadım. Bitti.” 

“yeni kararım” mutlaka kullanın derim. Hatırlarsanız bilinçaltının kararları kanun algıladığını söylemiştim. O zaman yeni kararı açıklama zamanı. “yeni kararım, sevilmek. Sevmek de sevilmek de benim için doğal haller, benim hakkım”, “yeni kararım, dinamik, hareketli olmak, öne çıkabilirim, isteklerimi, kendimi ortaya koyabilirim, başarabilirim” 


Olumlama adımları doğru yapıldığında da ne oluyor biliyor musunuz?
Değer duygusuyla başladık, onu örneklendirerek devam edeyim, değer duygusunu kendinizden ayrı, tak çıkar şeklinde giydiğiniz bir kıyafet gibi görmek yerine değerin kendisi olmaya başlıyorsunuz. Hücreleriniz değerleniyor. Üzerinden çıkarabileceğiniz bir şey olmaktan çıkıveriyor. Attığınız her adımda bu duygunun geri dönüşlerini de yaşamaya başlıyorsunuz sonra.
Değer verdiğiniz, değer gördüğünüz ilişkiler, hayatlar gelmeye başlıyor.



- Oluyor mu?
- Oluyor.



Beral Fişekçi Web Sitesi

Beral Fişekçi Instagram



Bilgisayar oyunları şu pikseldeyken hatırladığım 23 Nisan kutlamaları vardı.

Bayramlara katıldığımda kendimi oldukça özel hissederdim ve sanki canım Atatürk bana özel hediye etmiş gibi özen gösterirdim o günü kutlarken.

Sanki o günler daha başkaydı, çok daha başka bir ambians hissederdim.

Sanki,

İnsanların birbirine saygıyla yaklaştığını,
Belirli adabın, görgünün var olduğunu,
İnsanların güvenebilir ve adaletli olduğunu,
Herkesin eşitlikçi ve laik davrandığını,
Cehaletin okudukça, eğitim gördükçe geçeceğini,
Büyüyünce herkesin akıllı ve mantıklı davranacağını,
Büyüklerin hep asil ve bilge olduğunu

sandığım bir dünyam vardı.

Ve biz de büyüyünce o zincire dahil olacak, işin ucundan biraz da biz tutacaktık olgunlaştığımız için.

Sonra büyüdüm.

Şimdi bilgisayar oyunları 3D.
Yani köprünün altından çok sular geçti.

Listeyi bir kontrol ediyorum da,
Acaba kaçta kaçına tik atabiliyorum şimdi?...


Gökçen Gökyer Blog'un Cermodern haberlerine bir süredir ara vermiştik. Fırsattan istifade hemen güncelleme yapıyorum.

Nisan ayında yine dopdolu sanatla programını hazırlamış Cermodern.
3 yeni tiyatro oyunu da bunlardan birkaçı.

Ben içlerinden biletimi kaptım bile.
Sizle de kısa kısa paylaşıyorum hemen.



8 NİSAN 2018 PAZAR SAAT 20:00: BİR İDAM MAHKÛMUNUN SON GÜNÜ

Bambu Tiyatro, Yastık Adam oyunundan sonra,  sezona ikinci oyunu olacak olan Victor Hugo’nun yazdığı Ahmet Yapar’ın oyunlaştırıp yönettiği: Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı eseri ile devam ediyor.  İdam cezasına çarptırılan bir mahkûmun, bu cezayı beş hafta öncesinden öğrenmesi ve bu süre içinde nasıl giderek "insanlıktan çıkıldığını" anlatan eser, tiyatro uyarlaması ile seyirci karşısına çıkıyor. Oyun, idam infazlarını bir eğlence gibi izleyen halkın yanında; adalet, ceza hukuku, ölüm cezaları gibi güncel konuları seyirciye sorgulatarak ve hatta seyirciyi oyuna dâhil ederek mahkûmun yargılanmasını ve idama gidiş sürecini anlatmaktadır. İzleyici, bir mahkeme jürisi gibi oyunda görev almakta ve mahkûmun yargı sürecinde adalet ve idam cezasını tartışmaktadır. 8 Nisan Pazar günü saat 20.00’de CerModern’de sahne alacak oyunda Cem Sel, Can Yılmaz ve Ozan Demircioğlu ile Bambu Kültürevi Tiyatro Kulübü görev alıyor.

Yazan: Victor Hugo
Çeviren: Volkan Yalçıntoklu
Yöneten: Ahmet Yapar
Yönetmen Yardımcısı: Ozan Demircioğlu
Afiş Tasarım: Yavuz Karaca
Oyuncular: Cem Sel, Can Yılmaz, Ozan Demircioğlu

Bilet: https://www.biletinial.com/tiyatro/bir-idam-mahkumunun-son-gunu ve CerShop’tan temin edilebilir.




21 NİSAN 2018 CUMARTESİ SAAT 20:00: METOT
Semaver Kumpanya, 7 sezondur oynadığı, Serkan Keskin'in yönettiği "Metot" ile bir kez daha sahnede...

Bir şirketin toplantı odası; iş görüşmesine gelen dört kişi, tüm hünerlerini ortaya koyup işi kapmak için gizem dolu çeşitli sınavlardan geçecekler.

İspanyol Jordi Galceran’ın 2003 yılında kaleme aldığı ve günümüz iş dünyasının acımasız yönlerini ortaya koyduğu bu oyun, yazarına dünya çapında bir ün getirdi. Semaver Kumpanya’nın sunduğu bu psikolojik gerilimi, nefeslerinizi tutarak izleyeceksiniz.

Yazan: Jordi Galceran
İspanyolca’dan çeviren: Zerrin Yanıkkaya
Yöneten: Serkan Keskin
Sahne Tasarımı: Cem Yılmazer
Müzik: Alper Maral
Yönetmen asistanı: Zeynep Su Kasapoğlu
Oynayanlar: Mustafa Kırantepe, Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Sezin Bozacı

Biletler:  Biletix http://www.biletix.com/etkinlik/V7L17/TURKIYE/tr ve CerShop'tan temin edilebilir.

  



26 NİSAN 2018 PERŞEMBE SAAT 20:00: HOŞDENG
"Hoşdeng, Türkiye’de on binlerce şiddet mağduru kadından biri. Sadece kocasından değil, babasından, anasından da yemiş dayak. Anası da kendi kocasından… Hiç bitmeyecek gibi gözüken bir çarkın içinde sıkışmış bir kadın. Aslında, kendi parasını kazanan, büyükşehirde yaşayıp ailesini geçindiren, bir çocuk anası, elleri öpülesi bir kadın… Toplum kendisinden ne beklemişse hepsini vermiş, ama karşılığında hiçbir şey alamamış.
Hoşdeng, hoş sesli, yaşama gücünü şarkılardan alan bir kadın. Hoşdeng, aynı zamanda kaderine boyun eğmeyip, bu çarkın değişmesi için didinen, oğlunu iyi yetiştirmeyi hayatının gayesi edinmiş bir kadın. 

“Hoşdeng”, sadece bir kadın hikâyesi değil, aynı zamanda bir ana-oğul hikâyesi: “Her şey oğlanları yetiştiren analarda bitiyor” cümlesi, düşündüğümüz kadar gerçekçi mi? Bir kadın, kendi oğlunu toplumun ataerkil kodlarından ne kadar koruyabilir? Onu nereye kadar kollayabilir? Bir sonraki neslin dinamiğinde ne kadar rol alabilir?

Biletler biletinial.com ve CerShop’tan temin edilebilir.





Sıradan olan her şeyin çok sıradan geldiği hayat duruşumla bir başka "Gokchen'in Spesiyali" köşesine hoş geldiniz!

Bir Egeli olarak yeşili bol bulunca elim hemen alternatif yeşillik tariflerine gidiyor ve bu bağlamda elime bolca pazı geçince ortaya çıkan iki farklı tarif sunuyorum. 

Birisi makarna, birisi ızgarada peynirli sarma.

Pazılı Makarna

Bu tarife fazla malzeme vs vermeye gerek duymuyorum. Ispanaklı makarna yapmış olanınız varsa benzer olduğunu, hiç duyan olmamışsa da hoş bir kombin olduğunu not düşmek için yazıyorum. Makarnanızı haşladıktan ve yağ, peynir vb ile sosladıktan sonra iri doğradığınız pazıları da ekleyin sonra servis yapın. 

Izgarada Peynirli Pazı Sarma

Çiğ pazı yapraklarının içine hazırladığınız peynir (lor, ezilmiş beyaz peynir, rendelenmiş kaşar vb), bir miktar mayonez, bir miktar süzme yoğurt, rendelenmiş bir iki diş sarımsak, biraz zeytinyağı ve istediğiniz baharatlardan oluşan harcı koyarak sarın ve ızgarada pişirin. Ben tost makinesini ızgara olarak kullanıyorum, pratik oluyor. Piştikten sonra üzerine zeytinyağı ve limon suyu gezdirdikten sonra servis yapın. Meze formatında oldukça leziz oluyor.

Afiyet olsun!
Bir süredir ara verdiğim Caps günlüklerimde bu hafta...


1. Aslında çok gıcık olduğum bir konuda belli etmemem gerekirken


2. Bir üst maddenin devamı olarak default bir modda kalmam gerektiğinde 









3. Zekice espri yapıldığında (if any!)



4. Heveslerim kaçırıldığında



5. Tüm negatifleri püskürtürken


6. İş başa düştüğünde


7. Tüm bunlar yaşanırken gece rüyalarımda


8. Umursadığım aslında


Kokoş bir insan olarak son zamanlarda beni oldukça heyecanlandıran bir markadan bahsetmek istiyorum.

Birkaç yıldır sektörde olan Ankara merkezli "Duygusal Hayaller" markası, yurt dışından da oldukça rağbet görmekte. Özellikle çocuk kostümleri ve bebek ürünleri ile tercih edilen markanın kadınlar için çanta-cüzdan tasarımları da -özellikle son tasarımları- tam benlik!


Ankara Tasarımcılar Topluluğu antato'nun da bir parçası olan markayı ülke genelinde kurulan birçok tasarım pazarında görmeniz olası. Eğer hemen gidip görmek isterseniz de dün  Kadınlar Günü şerefine Armada Alışveriş Merkezi'nin yeni binasında açılan Tasarım Pazarı'nda yakalayabilirsiniz. 

8-10 Mart tarihleri arasında açık olan sergide benim de içlerinden birini (tabi ki en süslüsünü!) kaptığım çantalardan ve cüzdan, broş, clutch gibi farklı ürünlerinden yakalayabilirsiniz.

Online sipariş vermek ister ya da takip etmek isterseniz de ilgili linkleri şuraya bırakıyorum.


Instagram: @duygusalhayaller









"BENİ KATEGORİZE ETME"

Bugüne kadar gördüğüm birçok ülke ve insan vesilesiyle hiç bir şeyin belirli bir normu olmadığına bizzat şahit oldum.

Hepimiz aynı gezegende ve aynı dünya yılında olmamıza karşın, her birey ve her ülke kendi gezegenini ve kendi çağını oluşturmuş, onu sürdürüyor.
Her bir kimse de belirli bir konu için bambaşka kurallar, bambaşka yargılara sahip.

Yani demeye çalıştığım, hani "bunun adabı budur", "elalem ne der sonra?" bakış açısı var ya tüm dünyanın gelir geçer kanunuymuşçasına, öyle bir dünya yok işte. 

Abartmayın AlLah AşKınA!

Ben bir insanın kişiliğini anlamak için önce dinlediği müziğe, bir ülkenin karakterini anlamak içinse önce kadını toplumda koyduğu yere bakarım.
Şehirden kaçış için yeterli zaman ve olanak bulamadığımız zamanlar için ve Ankara'da yaşayanlar için geliyor sıradaki post.

Yani yolu buralara düşenler olursa da  sayfama beklerim tabi. =)

Benim gibi AVM görmekten bunalmış, azıcık temiz havaya muhtaç bir Egeli ya da biraz kültürel, biraz eğlenceli arayışlar içerisindeyseniz bu post tam sizlik.

Hafta sonu kaçamakları için kısa kısa "Ankara'da Ne Yapılır?" rehberi is on air:

1. Pony Park Çankaya

Küçücük mahallemde yok yok. Bir AVM, iki Üniversite, iki müze, bir petrol ofisi, sayısız süpermarket, birkaç bar, bir dev pazar yeri derken, bir de at çiftliği olduğunu öğrendim. Hem de burnumun en dibinde.

Hem çocuklara, hem büyüklere yönelik binicilik eğitimlerinin alınabildiği, fiyatlarının da göreceli uygun olduğu bu çiftlik, daha ziyade çocuklar için eğlence kaynağı olmakla birlikte biz büyükler için de cazip bir hafta sonu etkinliği.




2. Çansera Park

Pony Park için geldiğinizde de görebileceğiniz (ya da tam tersi) bir şehir parkı. Yurt dışına kıyasla olmasa da Türkiye'ye kıyasla güzel bir 'arka bahçe' parkı. Ziyaretçilerinin de aile kesimi olması ortamı daha sıcak yapmakta. İster çayınızı, kahvenizi alın gidin, ister oradaki kafesinde soluklanın, isterseniz de bir tur yürüyüş yapın dönün. Evden markete gider gibi bir mesafe olması da mahalle insanı için oldukça cazip.



3. MTA Tabiat Tarihi Müzesi

Burası da aslında hem çocuklara hem de büyüklere yönelik eğlenceli bir yer. Biraz maket, biraz gerçek, doğa ve hayvansal kalıntıları/kemiklerini kronolojik olarak gözlemleyebileceğiniz 4 katlı, pazartesi hariç her gün açık ve ücretsiz gezebileceğiniz bir müze. 





4. Aqua Vega Akvaryum

Nata Vega AVM'nin alt katında bulunan bir doğal yaşam müzesi (?). Açıkçası full akvaryum tünellerini göreceğimi düşündüğüm müzede, vahşi canlıları (MTA müzesindeki doldurulmuşların aksine canlı) ve  ayrı ayrı akvaryumlarda bulunan deniz canlılarını görebilirsiniz. İçinde kafe, çıkışında museum shop da bulunuyor. Biletleri görece çok ucuz olmasa da bir hafta sonu için gözden çıkarılabilir. Çorak Ankara günlerine mavi bir renk katması adına özellikle...












5. Kale İçi

Ankara'nın en Ankara olduğu yerlerde biraz daha turistik gezmek için tarihi çarşılarına Ulus'a giderseniz, Kale İçi'nde yemek molası verebilirsiniz. Emin Usta'nın meşhur kuru fasülyesi ve anne köfteleri bu konuda alternatif olabilir.








6. Eymir Gölü

ODTÜ'ye ait olan, aynı zamanda halka da açık olan, sanırım Ankara'nın en temiz ve -belki de- tek temiz havasına sahip olan yeri. Dev çam ağaçlarıyla çevrili, doğayı aksatmayan minik büfelerin olduğu uzuun yürüyüş parkuru ve denizi andıran suyun kıyısına sahip olması ile Ankara'nın en iyi şehir içi kaçış alanlarından birisi bana göre. Dilerseniz kendi kahvenizi, katlanır sandalyelerinizi kaparak kendinize sakin bir yerde konumlanabilir, isterseniz kiralayacağınız ya da yanınızda götüreceğiniz bisikletinizle de turlayabilirsiniz.





7. Elmadağ

Bu kış sezon açılamadan -muhtemelen- kapanacak olsa da kayak molası için gidilebilecek günübirlik bir rota olarak bu posta iliştirmekte fayda var. Detaylı bilgiyi şuradaki önceki postumdan alabilirsiniz: Tık Tık.





More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı