Bir tatil düşünün ki, hem tropikal bir yer olsun ve tropikal meyveleri doyasıya yiyebilelim, hem ulaşımı rahat ve fiyatı görece uygun olsun, hem de ekonomisi bizi dolar ve euro kuru kadar sarsmasın, aynı zamanda da ülkemizde çok rastlamadığımız bir kültürü olsun ve aynı zamanda da tur acentalarına bağlı kalmadan kendi programımızı yorulmadan yapabileceğimiz bir coğrafya olsun.

Hayalimdeki tatil tam olarak bu özellikleri taşıyordu.

Ve inanır mısınız? Hayalimdeki o kesişim kümesini tam olarak buldum. 

Neresi mi?

SRİ LANKA!



Öncelikle "Sri Lanka nerede?" diyenler için: El yordamı ile Hindistan'ın kuyruğunda bir ada. Adanın güneybatı ucunda da Maldivler bulunuyor. Yakınlık dolayısıyla buraya gelen, çevre ülkelere de uğramayı tercih ediyormuş ancak ben o şansı aktarma durağımız olan Doha/Katar'da kullanmaya çok kararlıydım.

Böylelikle düşlediğimiz tatil için kolları sıvadık ve üstlendiğimiz organizasyonu başarıyla tamamladık.

Tabi, bunun için tüüm blogger alemine minnettarım, çünkü onların güncel ve deneyimledikleri bilgilendirmeleri olmadan bunları yapamazdım.

Bu yüzden, tüm tatil rotasını ve işin püf noktalarını daha güncel haliyle paylaşmayı bir borç bilirim.

Bu postta ülkenin genel bilgilerini, gelecek postlarda da destinasyonları ayrı ve detaylı işleyeceğim. Doha zaten ayrı bir post.

Başlıyorum.



ULAŞIM
Biz Ankara çıkışlı gidebildik. İstanbul'dan zaten var. Katar hemen hemen yolun orta noktası olduğu için uçakların Doha aktarmalı gitmesi makul olmuş. Hem ara verince mesafe çok yorucu olmuyor, hem de Doha havalimanının şehir merkezine yakınlığı ile alternatif rotalara da kolaylık sağlıyor. Ankara-Sri Lanka arası yaklaşık 8-9 saat sürüyor, tüm aktarma ve bekleme işlerini çıkarırsanız.  

Sri Lanka'daki tek havalimanı olan Bandaranaike Uluslararası Havaalanı Kolombo'da olduğu için mecburi olarak bu şehre, yani başkente iniyorsunuz. Ancak havalimanı Kolombo sınırlarında olsa da , merkeze mesafesi yaklaşık 50 km olduğu için, indikten sonra alternatif olarak yaklaşık 8-10 km mesafede olan sahil şehri Negombo da tercih edilebiliyor.

Biz önceden ayarladığımız özel araç ve şoför ile anlaştığımız için havalimanında bizi aracımız alarak Kolombo'ya gittik. Dönüşü Negombo'dan yaptık.

Bu özel araç konusu da normalde pahalı bulduğum bir durum ancak Sri Lanka için gerçekten en makul ve en maddi-manevi ucuz seçenek oluyor. Oldukça araştırma yaptığım ve yerinde gözlemlediğim için önceden gidenler için çok öneririm. Hele ki iyi bir şoföre denk gelirseniz ne ala. Biz bu konuda şanslıydık. Kolombo'daki otelimiz The Ocean Colomb yöneticisi bu konuda epey yardımcı oldu, siz de oradan ulaşabilirsiniz. Ancak fiyat ve hizmet anlaşması konusunda iyi pazarlık yapmanız önemli. Zira, ben hiçbir araştırmamda şoförün konaklama masrafının pakete dahil edildiğini okumadım ve günlük ortalama 70 dolar civarı şoför ve araç olarak ödeme istendiğini okudum. Ancak bizden ekstra konaklama masrafı talep ettiler. Bu yüzden siz de böyle bir masraf sunulursa, otelinizin şoförünüz için ücretsiz oda sağlayıp sağlamayacağını sorabileceğinizi, ekstra bir masrafı üstlenmeyeceğinizi iletebilirsiniz. Eğer ısrar edilirse de 5-10 dolara günlük ekstra oda verebiliyor oteller şoförünüz için. Fazla uğraşmak istemezseniz aklınızda olsun.


Şehir içi ulaşım için tuk tuk dedikleri üç tekerlekli ve arkaya iki kişinin oturabildiği motorlar var ve pazarlık yapabilme gücünüze bağlı fiyatı epey uygun olabiliyor. Zaten pazarlık ülke genelinde bir ihtiyaç, zira 5x için size en az 10x teklif vereceklerdir. Bu yüzden, sizin pazarı 2x'ten başlatmanız önemli ki makul bir değerde anlaşabilesiniz.


Bunun dışında hem şehir içi hem de şehirler arası toplu taşıma adına otobüsler var ancak çok zorunlu kalmadıkça tercih etmenizi önermem. Hem çok eski, hem çok kalabalık, hem de hijyen konusunda güvenilirliğine çok emin değilim. Bu yüzden şoförlü araç tutmak ülke içinde oldukça makul oluyor. Çünkü yollar tek gidiş - tek geliş, aşırı virajlı ve dar olduğu için, aynı zamanda trafik sağdan aktığı için araç kiralamak ya da bisiklet vb alternatifler çok mantıklı olmayabilir. 



Bir de şehirler arası aktif çalışan ve epey tercih edilen tren mevcut. Asya'nın en güzel güzergahı olduğu iddia edilen seyirleri de Sri Lanka'da gerçekleştirebilirsiniz. Bir tek şunu bilmekte fayda var, trenlerde farklı sınıflar var. 1. sınıflar için önceden rezervasyon yapmanız gerekiyor ki size at rezerve koltuğunuz olsun ve klimalı gidebilin. Diğer türlü bizim metrobüs koşullarında uzun saatler yol gitmeniz gerekebiliyormuş. Rezervasyonu biz acenta aracılığı ile ve son dakika yaptığımız için biraz karaborsa ücret oldu, siz önceden plan yaparsınız daha uygun çözümler bulabilirsiniz. 




SAĞLIK
Hijyen demişken sağlıktan devam edeyim. Gitmeden yaptırmanızın zorunlu olduğu bir aşı yok. Çeşme suyunu içmemek faydalı ancak 'diş bile fırçalamayın'lık bir durumu yok diye düşünüyorum. 

Hijyen açısından da çok titiz davranmadığınız sürece idare edebiliyorsunuz. Yalnızca köriyi aşırı yoğun ve ağır kullanmaları ve dini olarak sandal kokusunu (tütsü, yağ vb) fazla almanız, bir yerden sonra nefes almanız sıkıcı bir hale dönüşebiliyor.

YEMEK
Alakalı bir konu ile devam ediyorum. Ben ki farklı birçok tada ve deneyime açık bir insanım, Sri Lanka mutfağını sevmedim! Bu kelimeyi kullanmam benim için gerçekten ender rastlanacak bir durumdur.


Köriyi hiç bu kadar sevmeyeceğimi tahmin etmezdim. Koca bir tabak pilav (tatsız, tutsuz, kuru) yanında küçük kaselerde körili yiyecekler geliyor. Örneğin muzu körili pişiriyorlar ve bir yemek haline geliyor ancak öyle garip bir bulamaç hale geliyor ki, hiç tahmin edeceğiniz bir lezzet olmuyor. Hele ki muz olduğunu anlamanız imkansız.

Tek sevdiğim nokta, deniz ürünlerinin çeşitli ve fiyatının ülkemize oranla daha uygun olması. Ton balığı en sık tüketilen balık. Hatta pilavla körili ton (tuna fish) da getiriyorlar ancak o da bana aşırı kuru ve sert geldi. Birçok mekanda ıstakoz, yengeç gibi kabukluları bulabilirsiniz. Hem de makul fiyatlara.

Bunun dışında bol bol tropik meyve yiyebilirsiniz. Pazarlarında, seyyar satıcılarında gayet uygun fiyata hiç görmediğiniz meyvelere rastlayabilirsiniz. Benim favorim dışı kırmızı kestaneye, içi de siyah üzüm tadına benzeyen rabutan oldu.






GÜVENLİK
Sri Lanka insanı oldukça sempatik ve turist seven insanlar. Biz gitmeden Kandy şehrinde iç çatışmalar olduğu haberi çıkmıştı ve tedirginlik yaşamıştım. Tam da o şehre, tam da kutsal fesivallerinin olduğu zamana denk geldik ve ülkemizdekinden çok daha nezih bir ortam vardı. Şoförümüze bu olayları sorduğumdaysa hiç önemsemez bir tavırla bu konunun çok abartıldığını ve hiç de o kadar büyütülecek bir durum yaşanmadığını söyledi.

Bu yüzden genel olarak ülkede güvenlik korkusu yaşamıyorsunuz denebilir.



GEZİLECEK YERLER
Sri Lanka'da bana göre gezilecek iki temel unsur var. Birisi doğası, tropikal coğrafyası, bir diğeri de dini tapınakları.

Bu iki alan da iki farklı bölgede yoğunlaşıyor. Eğer budist tapınakları görmek isterseniz, ön önemli yerleri adanın kuzeyine düşen Anuradhapura, Polannaruwa ve Dambulla üçlüsünde, doğasını, yüksek dağlarda çay bahçelerini görmek, Asya'nın en güzel tren rotasını gözlemlemek isterseniz de Kolobo'dan doğuya doğru ilerleyerek Kandy, Nuwara Eliya, Ella şehirlerini takip etmeniz gerekli.

Tabi bu iki yerde de kesişim kümeleri yok değil. Örneğin Tapınakların bulunduğu üçgende bulunan ve görmeyi istediysem de güzergahım dışında kalan Sigiriya var, Kandy'de ise dini merkezleri olan Diş Tapınağı bulunuyor.

Bu yüzden gitmeden önce önceliklerinize ve tatil sürenize dikkat etmeniz önemli ve de bilmeniz gereken, yalnızca Kolombo'yu görürseniz, Sri Lanka'ya dair fazla bir bilgi edinemeyeceğiniz.

Ben bu farklı coğrafyayı ve gözlem treni rotasını görmeyi çok istediğim için ikinci seçenekte karar kıldık. 








KALACAK YERLER
Bu konuda Booking.com seçenekleri bence gayet yeterli. Hatta geri bildirim yapacağınızı bildikleri için sizinle özellikle daha yakından ilgilenmeye, sizi daha çok memnun etmeye çalışıyorlar. Bu açıdan Müşteri olmanın tadını daha iyi alabiliyorsunuz. Özel olarak önerilerimi şehir şehir anlattıkça bahsedeceğim.

HEDİYELİK
Doğal taşlar sık sık göreceğiniz ya da yolda "tesadüfen" birileriyle tanışarak sizi bir anda götürecekleri dükkanlar. Çok sıkı pazarlık yapmanız her alanda olduğu gibi bu kısımda da kritik. Bunun dışında sizi özellikle sahil yerlerinde seyyar satıcılar sık sık ziyaret ederek ahşap biblolar, otantik takılar, şallar satmaya çalışabilirler. Pazarlığı yine unutmayın diye not düşeyim. 

Bunun dışında Seylan Çayı'nın kaynağı olan ülkeden yanınızda da götürebilirsiniz.





Genel olarak başlıklar böyle.

Detaylı bilgiler yakında...

Takibe devam. =)







Bu yazıyı epeyce uzun zaman önce yazmış, taslak olarak bırakmışım. O kadar zaman geçmiş üstünden ama şöyle bir okuyayım dediğimde de hala tazeliğini koruduğuna karar verdim. Tozlu raftan geri aldım.

--

Yıllardan beri o kadar alttan alırsın, o kadar karşındakiler kırılmasın diye yaşarsın ki, sıkılmışsındır artık haksızlıklar karşısında kollarını bağlayarak arkana yaslanmaktan.

Arkana yaslandığında konu kapanır sanmıştın halbuki çoğu seferinde...

Sen alttan aldığında, o da bir dahakinde anlayışlı olacaktı belki.

Senin ne kadar sabırlı olduğunu fark edecekti.

Örnek alacaktı belki de.

Ya da iş büyümeden, daha büyük kırgınlıklar oluşmadan konu kapanmış olacaktı.

Sen kendi içinde sorunu çözerek tatlı dille daha sonra izah edebilecektin muhtemelen.

Sabrederek cevap vermemen bundan mütevellitti.

Etrafa malzeme, ağızlara sakız olmaktansa, kapalı kapıların ardında kızgınlığını bildirmek daha medeniydi.

-di'ydi kısacası...

-di'li zamanlar, geçmiş zamanlardı.

Ne zamanki hayatın gerçekleriyle baş etmeye başladın, ne zaman ki kötü kalpler tanıdın, düşüncelerin geçmiş zamanla çekimlenmeye başladı.

Öyle değildi dünya.

Bu şekilde altında kalırdın hayatın, zira daha çok üste çıkarlardı hiç aldırmadan.

Üstüne üstlük sen kendini tanıdıkça, kendine saygın arttıkça daha çok takılır oldun bu kayıtsızlıklara.

"Sen kimsin?!" sorusu aslında bir ego tatmini değildi her zaman. Bir durum belirlemeydi. Kişilerin hadsizliklerine bir içsel sorgulama bildirimiydi.

"Kimdin sen?"

"Ne hakla bu şekilde davranabilirdin?"

"Ne cüretle karşındakini bu kadar kolay kırabilirdin?

Ne empati vardı insanlarda, ne had, ne de değer bilme...

Kendisine 10'da 1'ini davrandığında seni çoktan topa tutacak insanların bu kadar kolay esip gürlemeleri trajikomik değil de ne?

Saygısız insanların karşısındakinden saygı bekleme çabaları niye?

Hele sen her seferinde düşünüp taşınıp cevap verirken, karşındakilerin bu kadar düz mantık sormaları da ne?

Anladım ki hiç kimse, hiç kimse sen değil, azizim.

Sen kadar ince, sen kadar hassas değil.

Kimsenin karşısındakini üzmesi, kırması umurunda değil.

Anladım ki,

Sen hakkını koruduğun kadar haklısın.

Karşındakini susturduğun kadar açıklayıcısın.

Altta kalmadığın sürece ayaktasın.

Haklı olduğunu defalarca yinelediğin sürece akılda haklı kalansın.

Sen haklıysan eğer, kimseyi umursamamalısın kısacası.

Zira, haklısın.


kevin burg ile ilgili görsel sonucu
*Kevin Burg

Döviz çok arttı ve aslında ülkemizde gezilecek çook yer olduğunu hatırladıysanız, size bir Ege turu paketi hazırladım.

5 günde 5 rota.

Not: Gitmek için tabelaları değil, Google Maps kullanırsanız, Ege'nin bağları ve zeytin ağaçlarıyla dolu dağlarının arasından sızabilir, kimi zaman Toskana'da, kimi zaman "ben neredeyim?" hissini yaşayabilirsiniz.

1. Gün: Salda Gölü
Burdur'un Denizli yamacında bulunan Salda Gölü'ne, dağları aşarak ve kimi zaman stabilize, kimi zaman neredeyse tek şerit tarla yollarını (Gooogle!) aşarak ilerlediğimde gitme kararı verdiğimize pişman olmuştum. Ta ki o son tepeyi çıkıp, son virajı alana kadar.


Toprak tarla yolların ardından hiç beklemediğim bir şekilde kendimizi tepede ve eşsiz bir turkuazla karşı karşıya bulduk ve tüm sıkıntım bir anda uçtu gitti.

Bir an önce kıyıya inme isteği aldı tüm serzenişlerimin yerini. 

Kıyıya sahilin sonlarına doğru inmiş olduğumuzu dönüş yolunda fark etsek de, daha bakir kısımları olduğunu görmüş olduk. Sanırım asıl plaj kısmı,  Yeşilova köyünden yürüyerek gidilebilen ve yol üstü küçük pansiyonların olduğu taraftan ulaşılan, birkaç hasır şemsiyenin bulunduğu bu kısım. 


Bence yakın civarda yaşayanlar için hafta sonu yüzme planı yapmak adına güzel bir şehirden kaçış rotasyonu. Beyaz minicik çakıl taşlarının Maldiv'e benzetilen kum görüntüsünü verdiği plajın aslında kum almadığı hafif hayal kırıklığı yaşattıysa da, bir göle taş zemin üzerinden giriyor olmak daha güvenilir bir zemin hissi verdi. 


Biz Salda Gölü'nü akşam üzeri bir road trip rotasyonuyla ve ufukta çakan şimşeklerin altında suda yüzemediysek de, ayaklarımı soktuğumda ilerleme isteği yaşattı.

2. Gün: Pamukkale/Karahayıt 
Yine bir Google Maps rotası ile daha önce çok defa gitmeme rağmen yeni keşfettiğim bir coğrafya sonucu Pamukkale'ye indik. Dağların arasından bir yanı uçurum bir yanı orman tam bir Muğla güzergahı ile Denizli beni epey şaşırttı açıkçası. 




Pamukkale'nin içerisine çoğu kez girmiş ve çevresindeki Hierapolis Antik Kentini'de ziyaret etmiş olduğum için "demo" olarak girişin aşağısına yerleştirilen pamukkale yapısını ziyaret ederek bizim gibi devam ederek Karahayıt'a ulaşabilirsiniz.

Daha çok termal kaplıca tesislerinin bulunduğu bu kasabanın bir de turistik uzun çarşısı var. Denizli tekstillerini, Ege'nin yöresel otlarından üretilen kozmetikleri ve lokal birkaç çeşit dükkanı ziyaret edebilir, atıştırmalık dönercilere uğrayabilirsiniz.



 

3. Muğla Akyaka
Burası beni her zaman büyülemeyi başarıyor. Özellikle sahile indikten sonra arkanızı döndüğünüzde gördüğünüz, hemen dibinizde duran o dev ormanı olan dağ ile.

Bunun daha detaylı bilgisi için önceden paylaştığım linki bırakıyorum: Tık Tık!





4. Muğla Toparlar Şelalesi
Burası da yeni keşfettiğim lokasyonlardan. Gökova - Köyceğiz yolunda, yol üzerinden saparak arabanızı park edip, yaya olarak kimi zaman patikalaşan yolları aşmanız gerekecek. Şelaleye doğru ilerlerken orayı bizden başka kimsenin bulamayacağı düşüncesine kapıldıysam da (öyle bir patika aşılan, arada dere geçilen bir yol) hem gittiğimde beklemediğim bir kalabalık vardı, hem de dönerken tur otobüslerinden inen turistler vardı. 

Şelaleye ulaştığınızda çok büyük olmasa da, görece yüksekten ve cam gibi bir maviye akan, içinde yüzme isteği yaşatan berraklığı var. Keza, yüzmeye de müsait. Yüksekten atlayarak şov yapmaya çalışan köyün gençlerini saymazsak, serinlemek için keyifli ve ağaçların arasında oksijeni bol bir yer. Road trip yaparsanız, yol üzeri molası için ideal. 


5. Urla
Urla, son birkaç yıldır her gittiğimde beni şaşırtıyor. Her gittiğimde turizme daha yatkın hale geliyor,  her seferinde daha turistik mekanlar görüyorum.

Bu sefer de gözüme kestirdiysem de uğrayamadığım birkaç mekan ve 3. dalga kahveci gördüm.

Daha önceki Urla yazıma buradan ulaşabilirsiniz: Tık Tık!





Sushi severler için ülkemizde "kendin yap" malzemesi bulması epey zor. Satılan noriler de restoranlar için çoklu paketler olduğundan dolayı hem maliyetli hem de bayatlama riski çok oluyor. 

Şimdi buna bir alternatif buldum: pirinç yufkası.

Sushi tariflerinde hep görür, merak ederdim. Metro toptan markette buldum ve iki farklı usulde denedim, ikisini de paylaşıyorum. Birisi haşlanmış doğrudan sarım, bir diğeri ise kızarmış rolls. 


Malzeme
Havuç
Biber
Salatalık
Avokado
Pirinç Yufkası
Sıcak Su
İsteğe bağlı deniz ürünü/tavuk/et

Kızartmak için Sıvı yağ.


 
Hazırlanışı
Haşlanmış: Aslında bu aşama her iki tarif için de aynı. İç malzemeyi ince ince çubuk şeklinde doğruyoruz. Daha sonra sıcak suda kısa süre beklettiğimiz yufkaları düz bir zemine koyarak içersine dürüm saracakmış gibi malzemeyi koyuyoruz. Ben deniz ürünlü ve ton balıklı denedim iki ayrı seferde, ikisi de leziz oldu. Et ve tavuk kullanacaksanız önden pişirmiş olmanız gerekmekte.


Tamamdır, dürüm gibi tüm malzemeyi koyduk ve sardıysak ister sunuma geçebiliriz, isterse bk. alt satır:
Kızarmış: Hazırlanmış roll'ları kızmış yağda kısa süre pişiriyoruz.

Yağını kağıt havluyla aldıktan sonra soya sosuyla servis ediyoruz.





Afiyet olsun!

More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı