hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Selam Satürn!

Selam Merkür!

Selam tüm gölgelerinin gücü ve tutulmalarının etkileri!


Her geçen gün daha şükrettiğimiz şeylerin temel düzeye indirgendiği gündemlerle, daha da gündelik yaşamın peşine düşmeye gayret eder olduk.


Kafaya taktığımız, gerektiğinde kafa atmaya can attığımız (ben ruhen) konuları her gün daha da es geçmeye çalışarak dopamin, endorfin stoklarımızdan çaldığımız anlar olgunlaştığımızın mı göstergesi, yoksa gezegenlerin yeni mi çekim güncellemeleri bilemiyorum.


Belki de bana yeni yüklenmeye başladı olgunluk halleri, kim bilebilir?


Hiçbir kesişimim olmayan insanlarla yan yana durabilmeyi,

Asla laf anlatamadığın insanlarla sessiz geçinebilmeyi, 

Bütünü göremeyenlere parça parça aktarabilmeyi,

Göz göre göre haksız ilerleyenlerin önünde durmaktansa yanından geçip gitmeyi,

Zevk alamadığım muhabbetlerde iç sesimle haberleşmeyi,

En nihayetinde doğal adalete inanarak, her uyandığın güne şükrederek akışta kalabilmeyi bir tek ben mi deneyimledim güncel zamanda, yoksa tüm hayatlar buraya mı evrildi, bu da başka bir sorum.


Ya da neyse.


Onu da çok merak etmiyor esasen güncel ben.


Bi' yazdım öyle geçerken.


Hadi ciao.









Eskiden ne güzel hayatı biraz da buradan sorgular, farkındalıklarımızı biraz da buradan aydınlatmaya çalışırdık.

Düşündüğüm birçok konuda düşündürür, bana ulaşanlarla ayrıca uzun uzun konunun enine boyuna da bakardık.

Devamını getirmediğim konularda düşüncelerimi bekleyen kişiler için büyük bir sorumlulukla döner yine buradan konunun sonrasına dalardık.


Bence bazı konuları içine atmak ya da içinden kendi kendine konuşmak aslında etkileşimle birçok ayrı kafada da kendine yer bulacak, şekillenecekken verimini halının altına süpürmek demek oluyor.

Senin düşündüğünü düşünen bir insan daha bulmak bile hem o insan, hem de kendin için hayata bir nebze daha anlam katabiliyor.

Sen sorguladığın konuları düşünürken, kimisi düşündüğü şeylerin arka planında ne olup bittiğini bile bazen fark edemiyor. O anlamda okumak kadar okutmak da bence oldukça değerli.

Ve bu anlamda düşündüğüm, içimde bir süredir sessize aldığım ve sesli düşünmeye çalışacağım bir konuyu masaya yatırmaya geldim.

"Farkındalığınızın ne kadar farkındasınız?"


İnsan gerçekten yaşamında her yıl bir üst sınıfa geçmeye devam ederek, her yıl bir üst segment düşüncelere ve farkındalıklara ulaşıyor. Ama asıl konu şu: bunun ne kadar farkındayız?

Hele ki, artık belirli bir yere kadar ilerlemiş, yolda belirli kilometre taşlarınızı oluşturmuşsanız, karakterinizin arka planını da derin derin şekillendirmişseniz, şu an kendinize ne kadar sahip çıkmaktasınız?

Sahip çıkacak kadar kendinizden emin misiniz?

Ya da sahip çıkmaya hazır değilseniz, bunun farkında mısınız?

Bence bu konular, özellikle günümüzde artık daha da yaygınlaşan "farkındalık kazanma" döneminde biraz daha düşünülmesi, en azından kendince sorgulanması gereken konular.


Şu an birçok eğitim kanalı, birçok kişinin sesli düşündüğü videolara ulaşarak konunun ucundan tutmaya çalışmak mümkün. Ama yolda tüm konuları birleştirecek, paralelde karakterinizin altını dolduracak bir birikiminiz bulunmuyorsa, gerçekten tamamen killi toprağa apartman dikmeye çalışmak gibi hem kendiniz hem de başkaları için risk oluşturuyorsunuz.

Önce kendinizde gelişimi tamamlayamadan başkalarına dikte ettiğiniz her konu için kişilerde yıkım başlatıyorsunuz.

Tam tersini düşünelim, gerçekten işinizi, kim olduğunuzu, neyi neden yaptığınızı biliyorsanız, yani sağlam bir zemini kurmuşsanız, neden üzerine derme çatma bir yapı kurmakla yetiniyorsunuz? Birçok insana sığınak oluşturmak varken, neden kendinize güvenmeyerek insanları kaçak katlara girmelerine engel olmuyorsunuz?

Yanlış hiyerarşiler, mütevazılığı ayırt edemeyenler, iyilik merkezli düşünemeyenler, anlık çıkar sevdasına düşenler, yüzüne gülerken arkandan neler çevirdiğini düşündürenler, başkasına söverken aslında gerçek karakterini gözler önüne serenler gerçekten o kadar çok ve o kadar her yerde ki...

Sen tüm bu kaosun, manipülasyon dolu akışın neresindesin?

Sürüklemeye çalışanların, akışın doğasının, karaya çıkabileceğin noktaların ve güvenerek tutacağın dalların ne kadar farkındasın?

Belki de akışı ters yöne zorlayan kişi aslında kendinsin.

Seninle birlikte birçok insanı da tehlikeye attığının bilincinde misin?

Eğer güvenli bir yol bulduysan, etrafındaki herkese el uzatarak herkese rahat bir nefes sağlayacak kadar iyi biri misin?

Ya da bunun için yeteri kadar cesarete sahip misin?


Cesaretin olmadan, yanlış akışı göz göre göre zorlayan her kim ve her neyse, buna ses çıkarmadan, göz yumarak dahil oluyorsan, sen de en az onlar kadar kaybolmayı hak ediyorsun demektir.

Ve korkarım ki buna zaten mahkumsun.

"İyilik için savaşmak" bana gerçekten çok uzak ve içi tezatlık dolu.

Ama şu bence her vicdanın sorgulaması gereken bir konu:

"Gerçek iyilik için;

Çabaladın mı?"

...


#kevinburg






Hey gidi...

Gökçen Gökyer Blog bugün tam 10 yaşında!

10 yıl içinde 10 farklı dosya konusu, 10 farklı hayat görüşüyle, 10 farklı insan seli, 10 farklı hayat tecrübesiyle...

En çok da 10 farklı ben ile...

Her yıl değişen, her yıl yenilenen, her yıl kabuk değiştiren bir ben ile...

Hem hayat görüşüm, hem insanlara bakışım, hem kişisel sabır taşım, hem de hercai tavrımla, herkesi seven ama hiçbir karakteri benimsemeyen bir içselliğe büründüğüm andayım.

Herkese güvenen ama kimseye güvenerek iş yapmayan bir karardayım.

Herkese ve her şeye değer veren ama değerimi göremeyen kimseye taviz veremediğim bir farkındalıktayım.

Sürekli öğrenmeye çalışan, bilgili herkese karşı önünü ilikleyen ama üstten konuşan kimseye eyvallahı olmayan bir eşitlik sevdasındayım.

Sürekli iyilik peşinde, iyi bir insan olma yolunda koşan ama içi nefret dolu kimseyi yolda tutturmayan bir parkurdayım.

Hayattan keyif almayı merkeze alan, keyfin ne olduğundan bi' haber olan herkese hayatın anlamını anlatma çabasında olan bir takıntıdayım.

Kimsenin hayatına karışmayan ama ne yapacağıma karar vermeye çalışan herkesten hesap sorma davasındayım.

ve tüm bu zamana kadar geldiğim yolda hep Gökçen Gökyer Blog'daydım.

Her kilometre taşımda, her farkındalığımda burada soluklandım.

Tüm bu dönüşüm sürecimi buraya aktardım.

Bu koca 10 yılda Gökçen Gökyer Blog'a katkı sunan, misafir gelen, bizi misafir eden herkese ve en özeli de ilk günden bu yana ilgiyle takip eden herkese ama herkese çok teşekkür ederim!

'Hayat paylaştıkça güzel' dedikleri, blog için de geçerliymiş...

Daha nice paylaşımlarımıza, 

Sevgiyle,

Sevgilerimle! 






"Yazın Hakkını Verenler Burada mı?" yazısını hatırlayan var mı?

Yaz denince ya da belki de konu "ben" olunca keyifli hikayelerime bir şekilde denizi iliştirmeyi sevdiğimden bahsetmiştim.

Düğün, balayı, hamilelik sonrasında aramıza katılan yeni aile bireyimizle de yaz bitmeden "ilk tatil"i de denizle taçlandırmış olduk.

Biraz da tesadüf ve vesileler sonucu, bebeğimizin ikinci ayını kutlamak için yine "Ege"ye indik.

İkinci ay kutlaması dediğimiz bahane tabi. 40'ını çıkardıktan sonra sıcak sulara inmek amaç. 

Bu sefer fazla deneyimlemediğimiz Özdere sahilini keşfettik.

Bebeğimizin de ayağını yaz bitmeden tuzlu sularla, ciğerlerini de mis gibi iyot kokusuyla tanıştırmış olduk.

Aslında buraya hatıra olacak görselleri bırakmak kadar, bir de yeni çocuk sahibi olanlara ve belki de çocuğu çoktan büyümüş olanlara kendi deneyimimizi aktarmak istedim.

Evet bebeğin ihtiyaçları oluyor, evet bazen ağlıyor ve evet bebeği korumak önemli.

Ancak aynılarını zaten her koşulda yapacağınız için aslında yalnızca arka planı değiştirmiş oluyorsunuz.

Yani evet yine ağlayan bir bebeği susturmanız gerekiyor ancak bu sefer dört duvar arasında ve karanlık odada değil, sahilde ay ışığında denize vuran dalgalara karşı deniyorsunuz.

Ya da bebeğiniz uyuduğunda fırsattan istifade yapmanız gereken işler denize, havuza girmek, sonrasında bebeğiniz uyandığında müslinin altında o karnını doyururken siz kumlara tüm yorgunluğunuzu bırakıyor oluyorsunuz.

Tabi bebeğin üşümediği, terlemediği, altının pişik olmadan temizlendiği kaygılarını bırakmayacaksınız. Ama zaten ne zaman bırakıyorsunuz ki bu kaygıyı?

Evde cereyanda kalması, terli odadan serin koridora çıkması belki çok daha sık başınıza gelen dikkat etmeniz gereken etkenler.

Demem o ki, doktorunuzun onayını almışsanız, hayattan keyif almayı da seviyorsanız, sizi yolunuzdan alıkoyacağını düşündüğünüz konular aslında çok daha makul hale gelebiliyor.

Hem emin olun, bebeğiniz siz mutluyken daha huzurlu olacaktır.

Siz kafanızı dağıtmaya, hayattan tat almaya, size katılanlarla da paylaşmaya bakın.


































 

Sevgiler!



2020 yılı, 1900'lü yıllarda, 1999 yılında, hatta 2000 yılında dahi düşünüldüğünde böyle bir sezon izleneceği tahmin edilir miydi bilemiyorum. 

Ben hayır.

Benim kafamda dönen tek görsel  "Jetgiller" kesitleriydi.


Teknoloji bi' yana, vizyon olarak dahi bu kadar atıl kalınacağını hiç tahmin etmez, insanlığa da yediremezdim herhalde.

Hadi ben yaşadığım şehir itibarıyla içi kurumuş insanlar arasında kaldığım için böyle gördüm desem, tüm dünya benzer çerçevede.

Hala şu yüzyılda, insanlığı anlamak, doğayı kollamak, ruhumuzun tadına varmak için almamız gereken dersi bir virüs verdi.

Düşünün.

Hala insanın farkındalığı, kendi kendine ne kadar yetebildiğini, tüm dünya düzeninin işlemesi için her sabah evden çıkarak kapalı bir ofise, kuruma girmenin zorunlu olmadığını anlaması bu seneye dek mümkün olamamıştı.

Düşünün.

ve tüm bu kuralı yıkan, ne idüğü hala belirsiz bir virüs oldu.

Düşünebildiniz mi?

Uzaylıları bile daha olası görürken, yeni bir çağa girmemizi sağlayan etkenin bir virüs olması gerçekten ters köşe oldu.

Dünyanın insan istilası içinde zıvanadan çıkmak üzere olduğu bir noktadan, en kaotik şehirlerin bile içinde "jungle" oluştuğu, yosunun bile tutunmak istemediği kıyılardan yunus kafilesinin mutlu mesut geçiş yaptığı bir ortama döndük bir anda.

Her gün saatlerce trafik oluşturmanın, gereksiz yakıt harcamanın hem bütçeye hem de doğaya ne kadar gereksiz acı verdiği uzaydan bile görüldü.

İşleri çok güzel yönettiğini düşünen insanların aslında ofislerde, kurumlarda ne kadar boşa zaman harcandığını anlaması sadece bir ay sürdü.

Kişisel anlamdaysa,

Köşeye her zaman para ayırmak gerektiğini, borca girmeden, körü körüne harcamadan önce önünü iyi görmek kadar, paralelde garanti altında neden birikiminin yine de olması gerektiğini gördük.

Her şeyi hazır almaya çalışır, her şeyi en hızlı tüketirken, sürdürülebilirliğin aslında insanın kendinden başladığını en çok da bu zaman anladık. Hem mutfağa daldık (bu konu bende değişmediyse de 😏) hem de belki elimize makas, çekiç, hatta çapa aldık bahçeye çıktık.

İçe çekildiğimizde, kafamızdaki seslerin aslında çoğunun bize ait olmadığını, baskıcı çevrelerin kafamızda oluşturduğu yankılar olduğunu -belki de bir kez daha- idrak ettik. Kendi karakterimizi, kendi iç sesimizi belki ilk kez bu kadar yakından tanıdık.

Zamanımızı çaldığını düşündüğümüz insanları, sırf zorunda olduğumuz için görmek zorunda kalmadık, görmek istediğimiz insanları ise şu zamanda çok daha iyi ayırdık.

İyi insanların iyiliğini, kötü ve bencil insanların egolarını baskı altındaki süreçte çok daha iyi anladık. İnsanlık dersi verebilen karakterleri ayrıca alkışlarken, hala derdinin ne olduğunu anlayamadıklarımızı ya da zaten bildiklerimizi bir kez daha kınadık ve bir adım daha hepsinden uzaklaştık.

Zeki olmayan, üstüne hantal düşünen insanları hayretle idare etmeye çalışırken, çoğunluk olduklarında nasıl bir anda dışlanan olunabileceğini birçok ölçekte anladık.

Ve belki de en çok ilahi adalete sığındık.

Dünyanın ciddi bir hızla entegre olduğu, lokasyonun çok daha önemsizleştiği bir platforma geçiş yaparken, dengelerin çok daha kolay bulunacağı, frekansların denklerine çok daha hızlı ulaşacağı inancıyla, her şeyi oluruna bıraktık.

ve Her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu kendimize bir kez daha hatırlattık.

Sakince,

izole olduğumuz küçücük dünyamızdan,

yeni sezonlar için bilet aldık...








"Caps" serisini güncelleme vakti. 

Hayat enteresan karakterlerle ve enteresan durumlarla dolu gerçekten. Hele ki gözlemlediğim insan yelpazesini dünya üzerindeki birçok farklı lokasyonlarla genişlettiğimi varsayarsak, gerçekten bulunduğum coğrafya içerik açısından en homojen olan.
Ne ararsan var. =)

1. Aslını bildiğim olayları dinlerken


2. Gözümün önünde haksızlığa uğrayan insanları gördüğümde


3. Sabrım içime taştığında


4. Markete poşetsiz gittiğimi kasada fark ettiğimde


5. İftar sonrası spor yapmayı düşündüğümde

6. Anlattığım şeyler bambaşka şekilde geri döndüğünde


7. Sabrımı zapt etmeye çalıştığımda


8. Yine de tüm problemlere karşı motivasyonum


9. Şehirden mental olarak uzaklaşmak istediğimde 


10. Ve tüm içsel rahatlık ile günü bitirdiğimde


More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı