güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
O gri, soğuk havalar çökünce şehre,

Hiç güneş gelmeyecek sanırsın ya hani...

"Nerede o İzmir havaları?!" diye iç çekersin...

Hani soğuk olsa da kendini cömertçe gösteren güneşe eşlik eder, sahil boyu gezersin...

Gökyüzünü istediğin çoğu zaman görebilirsin.

Özgürlük hissin bu sebeple daha yüksekse, muhtemelen sen de hemşerimsin.

Ankara'daki güneşe şahit olduysan aylar sonra sen de, İzmir'deki ruhun bu yüzden canlanmıştır bir anda belki senin de.

İçinin kıpır kıpır olması, kafanı uzattığında dağın arkasındaki denizi göreceğine inancının körüklenmesi de bu sebepledir.

Akşam dağın eteklerindeki ışıkları körfezmiş gibi hayal ettiysen, çevrendekileri sana inandırmakla uğraşma.

Sadece -mış gibi kendince keyfini yaşa...

Bu satırları anlamsız bularak okuyanlardansalar zaten ne desen boş keza. =)


Bazen 'fazla mı saplantılıyım?' diyorum..

Bazen saplanıp kalmalarım var, bazen de takıntıya dem vuran ısrarcılıklarım... 

En basitinden; deniz kenarında yaşa-ya-mamak nasıl bir kanımda çekilmelere sebep olur da, her gece ısrarla her rüyam bir deniz hikayesiyle birleşir?

Çok mutlu olduğum bir rüyaysa; deliler gibi kulaç atar, özgürlük hissini yaşadığım ufuklara ilerlerim.. Günlük güneşliktir hava da..
Bir yaz insanı ve ona kısmen hasret kalmış bir Egeli olduğumu daha başka nasıl anlatabilirim dedim ve yaza dair biriktirmiş olduğum yaz görselleriyle yaz bitmeden normal şartlar altındaki beklentilerimi betimledim.

Yaz dediğini köşe yazımda da anlatmıştım ama aslında mekandan ziyade genel bir hayat bakışı olarak yaz mevsimi algılarım var gerçek yaz olduğu mesajını veren...

Summer loving

Zira

Yaz dediğin, 
Neredeyse 1 senedir, güneşin içleri ısıtacak kıvamdaki etkisinden mahrum kaldığım için, son günlerde tekrar belirmesiyle mutluluk derecem artmakta.
Ülkeyi geçen senenin mart ayında bırakıp kuzeye; Hamburg'a gittiğim için ve orada da güneşin en etkisini gösterdiği anlar, Nisan ayındaki 'bahar' havası olduğu için pek birşey anlayamamıştım. Türkiye'ye dönünce de, Ankara'daki etkinliği bir türlü bitmeyen kış mevsimine girince, benim bu hasretliğim aldı yürüdü. =)
O yüzdendir ki az biraz güneş görünce bile normalinden fazla gülümseme haline geçmiş durumdayım.

Her ne kadar kendimce geçerli psikolojik sebeplerim olsa da, bunu bilimsel yanlarıyla da açıklamak mümkünmüş.=) Zira güneşin altında bir süre kalındığında cildin emdiği UV ışınları, vücudu mutluluk hormonu salgılamak üzere uyarıyormuş. 
Bunun yanısıra, cildin emdiği D vitamini, bağışıklık sistemine iyi gelerek kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlıyormuş. 
Ultraviyole ışınlarının bir diğer etkisi ise, kan dolaşımını hızlandırmak ve bakterilerle savaşı güçlendirmekmiş.


İşin ilginç yanı da şudur ki, güneşte yananların %10'u, düzenli solaryuma girenlerin de %25'i bronz ten bağımlısı  (tanoreksiya) imiş. Bunun sebebi ise, emilen UV ışınlarının ürettiği -mutluluk hormonu- endorfinmiş ve güneşten men edildiklerinde bağımlı insanlar gibi yoksunluk krizi yaşamaktalarmış. Tabi bunun sürekli hale gelmesi cildin sağlığıyla oynamakta, o ayrı...


Güneşle olan bağımı böylece anlamış oldum. Ee, ne dersiniz, biraz daha güneş ışığı alır mıyız;))

More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı