tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hani bazı insanlar vardır, o sizi hiç tanımaz, bilmez bile ama siz onu aileden biri gibi görür, candan seversiniz.

İşte Leyla ile Mecnun'u defalarca izlerken, Leyla the Band konserlerinee dinleyici kısmından back vokal yaparken ve onun yer aldığı diğer dizileri takip ederken hep bu hissi yaşadım Sevgili Serkan Keskin için.

Şimdi bu listeye bir de "tiyatro sahnelerinde izlerken" maddesi eklendi.

Uzun yıllardır kapalı gişe oynanan Semaver Kumpanyası'nın "Metot" oyununda ekip arkadaşlarıyla sergilediği performansı ve aynı zamanda yönetmenliğinden aldığımız tadı ile hepimizi ayakta alkışlamaya mecbur kıldı!
Turnelerinin Ankara ayağında Cermodern'de yakaladım oyunu ve oyun öncesi hepimizin İsmail Abisi Sevgili Serkan Keskin'e merak ettiklerimizi sordum.

Kahveler hazırsa buyurun.





G.G. Sizi daha çok ekranlardan tanıyoruz ama kökeniniz olan tiyatro alanında da aktif olarak rol alıyorsunuz. Az sonra izleyeceğimiz Metot oynunu da barındıran Semaver Kumpanya ekibindesiniz. İkisini beraber nasıl yürütüyorsunuz? Ya da bir süre televizyon, bir süre tiyatro olarak mı ilerliyorsunuz?
S.K. Az uyuyorum. Tiyatroyu hiç bırakmadım ben. 2002'de kurduk Semaver Kumpanya'yı. 2002'den beri hiç ara vermişliğim yok. Benim asıl işim Semaver Kumpanya. Bu da yapacağım işlerle anlaşma yaparken bir şekilde göz önünde bulunduruluyor. Haftada üç, dört oynum oluyor. Tabi o dönemler daha az uyuyorum ama hiçbir zaman birini tercih etme gibi bir durumum yok. Ben tiyatrocuyum, Semaver Kumpanya var, onunla birlikte şartlar uygun olursa dizi veya sinema yapıyorum.

G.G. Genelde -en azından kendi algımda öyle- işin içinde Serkan Keskin varsa iş iyidir, izlemeliyim hissi uyanıyor. Bunda sizce en büyük etken nedir? İşin hakkını veriyor olmanızın yanında işte seçici olmanın da payı var mı?
S.K. Elimden geldiği kadar seçici olmaya çalışıyorum projelerde, en azından okuduğumda sevdiğim ya da iyi bir yere gideceğini hissettiğim işin içinde olmayı tercih ediyorum. Ama tabi ki her zaman bu sizin elinizde olmuyor, bazen okuduğunuz şey çok güzel olabiliyor ama süreç içinde yapımında veya sürecinde bir sorun olabiliyor. Ama tabi ki tercih hakkımı kullanıyorum ve her şeyi yapmamaya çalışıyorum. Böyle iyi hissettiğim işte, az, öz olmaya çalışıyorum. Bu yüzden...


G.G. Sizi komedi rolünde görünce “tam komedi karakteri” diyoruz, sonra bir bakıyoruz babacan bir karakterdesiniz, o zaman da “tam aile dizisi karakteri” diyoruz, muhtemelen az sonra oyundan çıktığımda da “tam bir gerilim karakteri” diyeceğim. Her karaktere hem görüntü, hem de ruhen bu kadar yakışıyor olmanızın püf noktası veya size göre bir nedeni var mı yeni oyunculara da tavsiye olabilecek?
S.K. Teşekkür ederim öncelikle. (Gülüyoruz) Bu benim mesleğim, yani benim 'şu rolü böyle oynayayım' veya 'bu rolü sevdim, bunu daha iyi oynayayım', 'bunu sevmedim..' öyle bir şansım yok. Benim kabul ettiğim, oynamayı seçtiğim bütün rolleri en iyi şekilde oynamam gerekiyor.  Evet, tabi ki şunu gözetiyorum, daha önce yaptığım bir şeyin bir sonraki rolde izlerinin olmamasına gayret ediyorum. Bu biraz zorlayan bir şey ama bu benim mutlaka dikkat ettiğim bir konu. Sonuçta hepsi benden çıkan şeyler, mutlaka benzerlikler oluyordur ama bu benim en takıntılı olduğum ve en dikkat etmeye çalıştığım şey. Daha önce yaptığım şeye benzememesi ile ilgili biraz ekstra kafa yoruyorum.


G.G. Uzakta gördüğüm her selam vereceğim kişiye “ismaiil abii!” deme eğilimine giriyorum hala ister istemez. Sizi her görende de şüphesiz bu tepki kaçınılmaz oluyordur, keza ekşide sizle ilgili benzer anekdotlar da okudum. Kimi oyuncu rolün üzerine yapışmasına tahammül edemez. Sizde bu durum nasıl? (Az sonra size böyle bir istem dışı tepki verirsem ilişiğimizi kesme ihtimaliniz öğrenmeye çalışıyorum. O.o)
S.K. Bazen şey olabiliyor, artık 5 sene geçmiş, oyun oynuyorsunuz, iki-iki buçuk saat. Oyundan sonra insanlar bekliyor diye onlarla tanışmaya gidiyorsunuz ve hala işte "o gemi.."; eyvallah tamam bir şamatası, gırgırı oluyor; ama hala işte 'bir daha başlayacak mı', bilmem ne mi... Yani şeyi anlatamıyoruz, bu bizim elimizde olan bir şey değil, bu yapımcıların yapabildiği iş. Sanki bunu biz yapmıyoruz gibi düşünüyorlar bazen. Biz bir araya gelsek ne öyle bir paramız var, ne öyle bir bilgimiz var. Bu tamamen bir televizyon işi. Bizim birbirimizi toplayıp bu projeyi tekrar yapması... Gerçekten bakkalın önünde buluştuğumuz gibi bir araya gelmemiz değil. Bunlar bambaşka şeyler. (İçten serzenişine dayanamıor araya giriyorum. "Aslında o açıdan değil de, sizi İsmail Abi'nin karakterinde o kadar çok benimsemişiz ki, sizi yolda gördüğümüzde sizi özlediğimiz o "İsmail Abimiz"mişsinizcesine -burayı gerçekten çok zor telaffuz ettim!- algılamak istiyoruz. Yani hep "İsmail Abi" diye seslenen bir tip görmek nasıl bir duygu, en azından...?" diye sorarak aslında iyi niyetli olduğumuzu izah etmeye çalışıyorum. Açıklıyor.)
Yani bazen şey olabiliyor, bambaşka bir şey konuşuyorsunuz veya canınız sıkkın oluyorken hala "İsmail Abi!", yani tamam evet, selamını veriyorsun ama ısrarla "İsmail Abi"... "Sen ne kadar suratsızmışsın" diyenler oluyor ama n'apayım yani, pullu ceket giyip el mi sallayayım? (o halini gözümde canlandırınca gülmeye başlıyorum) Böyle şeyler oluyor ama tabi ki çok güzel bir şey sevilmek, insanların hala "İsmail abi" diye bağırması, çağırması, ki en çok ben seviyorum. Ama işte bazen karşılıklı nezaket gerekiyor, hani selamını veriyorsun, konuşuyorsun ama ısrara dönüşünce bazen tatsız olabiliyor...



G.G. Aslında söylediklerinizin tam aksine, gerçekteki kişiliğiniz için inanılmaz övgü dolu şeyler okudum, ki bu özellikle ekşi gibi bir platformda zordur. Böyle bir karaktere sahip olmakla tiyatro kökenli olmanın bir bağıntısı var mı sizce diye soracaktım? Sanki oyuncular tiyatro kökenliyse daha oturaklı, daha nitelikli bir karakterde, kişilikte oluyor. Sizin de daha ego arka planda şekilde görüşüyor olmanızın sebebi nedir?
S.K. Bilmiyorum. Ama şöyle bir şey var tabi. Haftanın dört, beş günü sahneye çıkmak gibi bir durumumuz var ve haftada dört, beş gün 300-500 kişilik salonlarda insanların karşısına çıkıyorsunuz. Dediğin gibi, ben tiyatro okudum, benim mesleğim bu. Hayatım boyunca bunun dışında bir şey yapmadım. Evet, oyunculuk benim mesleğim ve yeri geldiğinde sinema, dizi de yapabiliyorum. Yani öyle bir genelleme yapamayabilirim. Artık 20 senedir bu işin içindeyiz, 20 senedir sahnedeyiz, oynuyoruz, dünyayı geziyoruz, Türkiye'yi geziyoruz. Sanıyorum biraz onun getirdiği bir durum olabilir. Belki biraz yaş da geldi. (Gülüyoruz) Çok bir şey söyleyemem, o çok ayıp olabilir. Tiyatro kökenli olmayan televizyonda iş yapan arkadaşlarım, sonradan oyuncu olmaya karar veren çok değerli, çok düzgün arkadaşlarım var. O bir genelleme gibi olabiliyor bazen. Öyle bir algı oluyor, bir insan ünlü oluyorsa, çok konuşuluyorsa bunların ağır bedelleri olabiliyor. Açığı aranıyor insanların. Her meslekte olduğu gibi, iyisi de vardır kötüsü de vardır, şımarığı da vardır. Kaldı ki, tiyatro kökenli bir sürü arkadaşım da var... Karakterle ilgili bir mesele bence. (O.O)



G.G. Tiyatroda yönetmenlik koltuğuna da oturuyorsunuz. Gelecekte var mı farklı bir plan ya da projeniz sinema ya da başka bir alanda? Ali Atay örneğin sinemaya taşıdı bu planlarını...
S.K. Yönetmenim demiyorum ama canımın çektiği, sevdiğim text'ler olursa yönetmek istiyorum. Yine de yönetmenliği bir meslek gibi sahiplenmiyorum. Yani bunu şu anlamda söylemiyorum, yönetmenlik çok değerli bir meslek ama ben oyunculuğu çok seviyorum. Günün birinde çok sevdiğim bir şey okurum, onun hayalini kurarım, yapmak isterim - tiyatroda kesin yaparım zaten-  bilmiyorum, günün birinde çok hissettiğim, iyi bir şey olursa isteyebilirim. Tabi ki her oyuncunun gönlünde sinema yatıyor... ("Şu an yok yani yeni bir düşünceniz diyorum, onaylıyor. "Peki sizi yakında televizyonda görecek miyiz?" diye soruyorum.)
Net bir şey yok 'şununla anlaştık' gibi, ama mutlaka göreceksiniz. Sürekli dizi yapılan bir dönem. Bu ülkede çok seviliyor. Bizim hayatımızda da önemli bir kaynak. Eğer içime sinen bir şey, iyi bir ekip olursa neden olmasın?



G.G. Peki "Metot" oyunu için kısa bir bilgi verelim. Bildiğim kadarıyla "Grönholm Metodu" oyunuyla aynı text'ler (onaylıyor). Sizin farkınız nedir veya insanlar bu tiyatroya neden gelmeliler?
S.K. Metot, eğlenceli bir text. Sadece iyi bir zaman geçirtip, insanları güldürüp evine gönderen bir text değil. Aynı zamanda derdi olan, dünyadaki bu sistemle ilgili derdi olan ve insanların seçme ve seçilmeyle ilgili, bütün dünyayı ilgilendiren, bu 'beyaz yaka' dediğimiz sektördeki insanların durumuyla ilgili, hepimizin geçtiği sistemin getirdiği testler, sınavlar veya bir işi almak için yaşadığımız şeyler... Tabi sadece beyaz yakalıları değil hepimizin hayatında olan bir şey... ("Dersler çıkarabileceğimiz şeyler var yani" diyorum ve oyunu daha çok merak etmeye başlıyorum.) Yani birçok şeyle ilgili çok şey söylüyor ama bunu da çok didaktik olarak değil, komik dille anlatıyor. Oyun komedi diyemem ama çok gülünüyor, çok komik bir oyun bence. ("Ben gerilim diye okumuştum aslında" diye şaşırıyorum.) Evet, tabi seyircinin gerildiği anlar olabiliyor, "acaba içlerinden hangisi" gibi bir matematiği vaar oyunun. 7 yıldır oynuyoruz oyunu. Avrupa'da da oynadık, Türkiye'de de oynadık. Önümüzdeki yıl yine devam. Bizi semaverkumpanya.com ya da Instagram kullananlar semaverkumpanya hesabından takip edebilir. Sürekli güncelleniyor oradaki oyunlarımız. Benim şu an oynadığım 6 ayrı oyun var, Metot, Cimri, Kuşlar... O yüzden sadece bir ay içinde değil, döndüre döndüre oynadığımız için her birini ayda üç, dört tane şeklinde oynuyoruz. ("Yönetmenliği yalnızca Metot oyununda mı üstleniyorsunuz?" diye soruyorum.) Evet, diğerlerinde oynuyorum.

G.G. Gökçen Gökyer Blog’un Serkan Keskin takipçilerine iletmem istediğiniz bir şey var mı?

S.K. İzlesinler bizi. Biz yollardayız, oynuyoruz sürekli. Bekleriz.




Bu keyifli sohbet için Sevgili Serkan Keskin'e, tüm bu organizasyon için CerModern Ailesi ve Sevgili Nazmi Ateş'e, çekim içinse eşime teşekkür ediyorum.

Çok Sevgiler!
Gökçen Gökyer Blog'un Cermodern haberlerine bir süredir ara vermiştik. Fırsattan istifade hemen güncelleme yapıyorum.

Nisan ayında yine dopdolu sanatla programını hazırlamış Cermodern.
3 yeni tiyatro oyunu da bunlardan birkaçı.

Ben içlerinden biletimi kaptım bile.
Sizle de kısa kısa paylaşıyorum hemen.



8 NİSAN 2018 PAZAR SAAT 20:00: BİR İDAM MAHKÛMUNUN SON GÜNÜ

Bambu Tiyatro, Yastık Adam oyunundan sonra,  sezona ikinci oyunu olacak olan Victor Hugo’nun yazdığı Ahmet Yapar’ın oyunlaştırıp yönettiği: Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı eseri ile devam ediyor.  İdam cezasına çarptırılan bir mahkûmun, bu cezayı beş hafta öncesinden öğrenmesi ve bu süre içinde nasıl giderek "insanlıktan çıkıldığını" anlatan eser, tiyatro uyarlaması ile seyirci karşısına çıkıyor. Oyun, idam infazlarını bir eğlence gibi izleyen halkın yanında; adalet, ceza hukuku, ölüm cezaları gibi güncel konuları seyirciye sorgulatarak ve hatta seyirciyi oyuna dâhil ederek mahkûmun yargılanmasını ve idama gidiş sürecini anlatmaktadır. İzleyici, bir mahkeme jürisi gibi oyunda görev almakta ve mahkûmun yargı sürecinde adalet ve idam cezasını tartışmaktadır. 8 Nisan Pazar günü saat 20.00’de CerModern’de sahne alacak oyunda Cem Sel, Can Yılmaz ve Ozan Demircioğlu ile Bambu Kültürevi Tiyatro Kulübü görev alıyor.

Yazan: Victor Hugo
Çeviren: Volkan Yalçıntoklu
Yöneten: Ahmet Yapar
Yönetmen Yardımcısı: Ozan Demircioğlu
Afiş Tasarım: Yavuz Karaca
Oyuncular: Cem Sel, Can Yılmaz, Ozan Demircioğlu

Bilet: https://www.biletinial.com/tiyatro/bir-idam-mahkumunun-son-gunu ve CerShop’tan temin edilebilir.




21 NİSAN 2018 CUMARTESİ SAAT 20:00: METOT
Semaver Kumpanya, 7 sezondur oynadığı, Serkan Keskin'in yönettiği "Metot" ile bir kez daha sahnede...

Bir şirketin toplantı odası; iş görüşmesine gelen dört kişi, tüm hünerlerini ortaya koyup işi kapmak için gizem dolu çeşitli sınavlardan geçecekler.

İspanyol Jordi Galceran’ın 2003 yılında kaleme aldığı ve günümüz iş dünyasının acımasız yönlerini ortaya koyduğu bu oyun, yazarına dünya çapında bir ün getirdi. Semaver Kumpanya’nın sunduğu bu psikolojik gerilimi, nefeslerinizi tutarak izleyeceksiniz.

Yazan: Jordi Galceran
İspanyolca’dan çeviren: Zerrin Yanıkkaya
Yöneten: Serkan Keskin
Sahne Tasarımı: Cem Yılmazer
Müzik: Alper Maral
Yönetmen asistanı: Zeynep Su Kasapoğlu
Oynayanlar: Mustafa Kırantepe, Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Sezin Bozacı

Biletler:  Biletix http://www.biletix.com/etkinlik/V7L17/TURKIYE/tr ve CerShop'tan temin edilebilir.

  



26 NİSAN 2018 PERŞEMBE SAAT 20:00: HOŞDENG
"Hoşdeng, Türkiye’de on binlerce şiddet mağduru kadından biri. Sadece kocasından değil, babasından, anasından da yemiş dayak. Anası da kendi kocasından… Hiç bitmeyecek gibi gözüken bir çarkın içinde sıkışmış bir kadın. Aslında, kendi parasını kazanan, büyükşehirde yaşayıp ailesini geçindiren, bir çocuk anası, elleri öpülesi bir kadın… Toplum kendisinden ne beklemişse hepsini vermiş, ama karşılığında hiçbir şey alamamış.
Hoşdeng, hoş sesli, yaşama gücünü şarkılardan alan bir kadın. Hoşdeng, aynı zamanda kaderine boyun eğmeyip, bu çarkın değişmesi için didinen, oğlunu iyi yetiştirmeyi hayatının gayesi edinmiş bir kadın. 

“Hoşdeng”, sadece bir kadın hikâyesi değil, aynı zamanda bir ana-oğul hikâyesi: “Her şey oğlanları yetiştiren analarda bitiyor” cümlesi, düşündüğümüz kadar gerçekçi mi? Bir kadın, kendi oğlunu toplumun ataerkil kodlarından ne kadar koruyabilir? Onu nereye kadar kollayabilir? Bir sonraki neslin dinamiğinde ne kadar rol alabilir?

Biletler biletinial.com ve CerShop’tan temin edilebilir.





Son zamanlarda hem dilimde hem kalemimde bir “içtenlik, samimiyet” lafı var ya hani, kendime empoze ettiğim ve "hayattaki beklentim" dediğim... Evren dedikleri şey sesimi duymuş olsa gerek ki karşıma artık böyle insanlar çıkarır oldu… Röportajlarımda bile!…

Anlattıkça aşina olduğum, dinledikçe kendimi bulduğum bir röportaj kahramanı oldu bu seferki Gökçen Gökyer Blog'un misafiri.

Herkese anlatmaya çalıştığım bir duruş var özellikle son zamanlarda sıklaşan: "samimiyet vardır laubaliliğe kaçmayan, içtenlik vardır tüm hislerini kararında anlatan, karşındakiyle paylaşım vardır kimsenin egosunu ortama katmayan…"

Yunus Günçe bahsettiğim Gökçen Gökyer Blog'un yeni konuğu...


Bu ay Çayyolu Life Dergisi'ndeki köşem "GÖKÇEN GÖKYER'in GÖZÜNDEN"de Sevgili Emre Kınay'ı ağırlıyorum.

Dergiye ulaşamayanlar online haline buradan erişebilir.

Sesimizin daha çok duyulması, anlaşılması ve anlam kazanması dileğiyle..

Anlam dolu günler........

GÖKÇEN GÖKYER



İş çıkışı, gün -hatta hafta- boyu yoğunluktan dolayı sahip olduğum ambaleliği yok sayma gayretiyle trafiği aşarak yetişiyorum Şinasi Sahnesi'ne sözleştiğimiz saatte..

Nefes nefese, soluklanmadan içeri girdikten hemen sonra sahnede provada buluyorum kendisini..

Sesimin çıkması ümidiyle 'merhaba' diyorum bana yaklaşırken.. Karşımdan sakin ve tok sesli bir 'merhaba' aldığımda, hem biraz daha enerjik olmuş olmayı diliyorum, hem de biraz rahatlıyorum nazik tavrı karşısında..

Dünyanın biraz küçük, biraz da tesadüflerle dolu olduğu düşüncemi paylaşıyorum röportaja geçmeden hemen önce toparlarken düşüncelerimi.. Zira, nadir izlemiş olduğum dizilerden 'Kavak Yelleri' çekimlerinin başlamasından kısa bir süre öncesi taşınmış idim o mahalleden, bir başka muhite.. Geçtiğim her caddeden, her mekandan biraz önce ayrılmışlardı her seferinde şans eseri yine.. Şimdi ise Yüksel Abi ile bir diziye başlamışlardı Karadeniz'de.. Yine bir ucundan 'tanıdıktı' bir şeyler işin içinde benim için bir şekilde..

İbrahim Kendirci ile görüşmeyi tesadüflerden devralmaya karar vermiştim bu sefer.. Madem Ankara'ya kadar gelmişti, bu sefer görmeliydim. Özenle seçilen Gökçen Gökyer Blog konukları arasında yer almasını isteyeceğim bir kişiydi üstelik üzerine..


Tane tane konuşan, ciddiyet ile resmiyetin ince çizgisini çok iyi ayırt edebilen, içtenliği en sade haline indirgeyebilen kişiliklere olan derin saygım yine anlam bulmuştu bir başka kimlikte...

Sevgili İbrahim Kendirci'yi mutlulukla konuk ediyorum öncelikle Gökçen Gökyer Blog, daha sonra da gelecek köşelerimde.. 


Bazı insanların auraları öyle geniş, kişilikleri öyle güçlüdür ki, hayranlıkla takip edersiniz uzaktan sürekli yaptıklarını ve yapabileceklerini.. Sonrasında ise ona ulaşmayı istediğinizde, gösterdiği tevazu ve nezaket, öyle ince olur ki, çoğunluğun düşüncesinin aksine, değerini daha da yüceltir sizin gözünüzde...

Sevgili Cem Davran, tam da bu tarif ettiğim cümlelerin referans gösterileceği kişidir benim için bundan böyle.. Takdirle izlediğim kısmı geçmişten süregelirken şimdi bir de kişiliği ile ayrı bir yere koydum kendisini.. 

İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun Bezirgan adlı oynunda başrolü üstlendiği, sağlam bir kadro ve senaryo ile seyircileri mest ettiği bu şahane gösteri öncesi yaptık söyleşimizi maksimum keyifte..
Röportajlarımda hep söylerim ya hani, 'bazı insanlarla lafın hiç bitmesin, hep o anlatsın ki sen dinleyebilesin istersin' diye... O kadar şanslıyım ki, her seferinde bu müthiş mutluluk duygusu oluşuyor içimde... Sevgili Cem Davran ile de bu mutluluğu yaşamak ve akabinde sahnedeki dev oyunculuğuna şahit olabilmek müthiş bir keyif oldu benim için yine..


Kupon Resital Organizasyon Ankara

Ayrıca, eğer şansınız varsa ve henüz gidememiş bir 'çapulcu' iseniz, Bezirgan'a kesinkez gitmeli, içinizin yağlarını doyasıya eritmelisiniz.!


Kendisini bir kez daha ayakta alkışlıyor, Gökçen Gökyer Blog'a büyük bir onur ve mutlulukla konuk ediyorum..



CerModern, tiyatro eleştirmenlerinden tam not almış oyun Uğrak Yeri'ni konuk ediyor!
Oyun bugün (20 Kasım) başlıyor ve 24 Kasım'a kadar devam edecek.

Kaçırılmayacak etkinlikler CerModern'de... ;)




CerModern’in sahne sanatları programı StüdyoCer, 2013 yılının en çarpıcı tiyatro oyunlarından olan Uğrak Yeri’ni konuk ediyor. İstanbul’un alternatif tiyatrosu Craft Tiyatro işbirliğiyle 21 ve 24 Kasım tarihleri arasında CerModern’de sahnelenecek olan Uğrak Yeri, orijinal adıyla Vincent River, tiyatro eleştirmenlerinin tam not verdiği bir oyun.

“Yıldızları o kadar parlak görebilmek için gerçek karanlık lazım”

2001 yılında ilk kez Londra’nın Hamstead Tiyatrosunda oynanan ve aynı yıl Fringe Festival’de en iyi oyun seçilen Uğrak Yeri, "mahalle baskısının" bireylerdeki psikolojik ve fizyolojik sonuçlarını ve genel anlamda toplumsal homofobiyi sorguluyor.
Eşcinsel oğlunu korkunç bir cinayet sonrası kaybeden Anne Anita’nın, davetsiz misafiri Davsey’le karşılaşması sonucu kendisi de cinayetin tarafı olduğunu fark eder…

Oyunun yazarı, 1964 Londra doğumlu Philip Ridley'in ülkemizdeki sahnelenen diğer oyunları Kürklü Merkür, Korku Tüneli, Kainatın En Hızlı Saati ve Cam Yapraklar; ikincikat, dot ve yanetki gibi önemli tiyatrolar tarafından sahnelenmiştir.

Güçlü bir in-yer-face akımı örneği olan Uğrak Yeri, Sami Berat Marçalı’nın rejisi ve İpek Bilgin ve Barış Gönenen’in usta oyunculuklarıyla göz kamaştırdığı, kaçırılmayacak bir oyun. 



UĞRAK YERİ
20, 21, 22, 24 Kasım
(24 Kasım'da 2 oyun)

70 dakika sürer, ara yoktur.

Yazan: Philip Ridley
Çeviren : Seda Yıldız
Yöneten: Sami Berat Marçalı
Yönetmen yardımcısı: Gözde Kocaoğlu
Proje ekibi : İbrahim Çiçek, Erbil Çokeker, Gül Arıcı
Oynayanlar: İpek Bilgin, Barış Gönenen

 
 CerModern Basın Bülteni
 

More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı