Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haftaya farklı bakış açılarıyla başlıyoruz. 

Konuya çok başka bir noktadan bakarak binaları keşfediyoruz. 

"Nasıl keşfedilir?" demeyin, hemen minicik bir Tık Tık'la New York'a giderek yerinde inceleme yapıyoruz!

Flatiron binasını da fona alıyoruz...

Hazır mıyız?

New York güncesi: Binaların içindeki farklı dünyalar ve Flatiron Binası



Bu hafta sonu turumuz New York. 

Dünyanın küresel merkezinin kalbinin attığı yer olan Times Meydanı'nda turluyoruz. 


Dünyanın kalbinin attığı yer: Times Square


Hafta sonu gezmesinde bu hafta uzaklara gidiyoruz: Amerika'ya!

New York şehrinin temel simgesinden Özgürlük Anıtı'nı mercek altına alıyoruz.

Tura katılmak için ne yapmanız gerektiğini artık biliyorsunuz:





Gezgin gönül dostlarına selam!

Bu hafta tatlı yiyoruz, tatlı geziyoruz. Zira, sizleri bu sefer Amerika'ya Cheesecake yemeye götürüyorum.

"Neden ta Amerika?" demeyin.

Bu zincire bir başlayınca, midenizi durduramayacaksınız.

Cheesecake Factory'nin Boston ayağındayız.

Haydi tık tık!








Hafta sonu turlarımıza eşlik edenlere selam!

Bu hafta sonu Amerika'dayız.

Boston'a gidip, yapmadan dönülmeyecekleri sıralıyoruz.

Uplifers okuyucuları listeye çoktan başladı, haydi. ;)



    Boston’da “Yapmadan Dönmeyin” Listesi





     Romantik, yağmurlu hafta sonuna gelsin...

    Gezemeyen, haftaya başlamadan deşarj olma ihtiyacınızı gidersin...

    Siz beni mutlu ettiniz, New York yazım da sizi etsin! =)

    Çok Sevgiler!

    Yazı için: Tık Tık!

    New York güncesi: Empire State










    Hafta sonu "gezmeci"lerini görelim??

    Bugün haftanın yoğunluğunu atmaya dünyanın diğer ucuna gidiyoruz:Amerika'ya!

    Boston yakınlarında küçük şirin bir kasaba olan New Hampshire tam bir hafta sonu keyfi köşesi.

    Renkli küçük kasabada George Bush'la burun buruna gelmemiz de pek olası. Belki bahçesinde çimleri biçerken yakalarız ya da, kim bilir?

    Neden mi bunu dedim?

    Hepsi bir tık ilerimizde, Uplifers okurları ile yola çoktan çıktık, haydi sıra sizde. ;)
    --> Tık Tık!









    Gökçen Gökyer Blog'un seyahat düşkünleriyle bu hafta akademik geziyoruz.

    Zamanında tez makalemi sunmak için teşrif ettiğim Harvard Üniversitesi'ne bu sefer de Uplifers okuyucularını götürüyorum, geçerken sizi de almazsam olmaz. =)

    Keyifli hafta sonları! 

    Boston’ın simgelerinden Harvard Üniversitesi’nde kısa bir keşif




    Uplifers
    Gökçen Gökyer Blog ile gezmeye devam ediyoruz!

    Kimi zaman haftayı bitiriyoruz, kimi zamansa haftaya enerjik bir başlangıç sağlıyoruz. 

    Bu sefer, Amerika'nın Boston şehrine gidiyor, pazartesiye Charles Nehri'nin kıyısında başlıyoruz.

    Uplifers ekibi hazır, sıra sende. ;)


    Boston'ın simgelerinden Charles Nehri'nin güzelliği


    Uplifers

    Şehirlerle alıp veremediğim var evet.. Hep belirli bir ideolojim olurdu kentlere dair eskiden beri, ama en çok dünya üzerinde gerçek örnekler gördükçe sorgular oldum tüm beklentilerimi.. 
    Şehirleri muhatap almam da bundan olsa gerek... Sunduğu olanakları, yaşattığı duyguları, sağladığı ortamları hep o şehrin enerjisine, gelişmişliğine, kültürel birikimine bağlar oldum. İnsanları kötüyse; şehrin yapısının bozuk olduğundan, herkes sinirliyse; sahip olduğu olumsuz hava koşullarından hesap sordum.

    Boston'da çektiğim bu kareler de bu duruma bir ispat niteliğinde bana göre.. Hiç tanımadığım insanlarla durduk yere bir anda çok mutlu mesut konuşabildiğim, sohbetimiz bitip arkamızı döndüğümüzde içimden "yarın yine buluşsak" duygusunu yaşadığım durumların sık olması, mutlu insanların yaşadığı kentin hem suyu, hem yeşili hem de gelişmişliğinin bir arada olduğunun bir açıklaması mıdır acaba?

    Ne dersiniz?.

     
    *Fotoğraflar: Gökçen Gökyer


    Bir şehri anlamlı kılan en önemli unsurlardan birisi olan mavi ile yeşilin buluşması farklı coğrafyalarda, farklı kombinlerle karşımıza çıkmakta... Bazen Batum'daki botanik bahçesinin yeşiliyle buluşan Karadeniz'in mavisi gibi, bazen Hamburg'daki Alster Gölü'nü çevreleyen Alster Parkı gibi, bazen de uzun Charles Nehri'ne eşlik eden şehrin merkezine renk katmış Boston'daki kent parkı gibi...
    Gossip Girl izleyenler bilir. En çok Chuck'la Blair çıkarmıştır buranın tadını muhtemelen. Bazen aşklarını güçlendirdiler, bazen yollarını ayırma kararı verdiler en üst noktasında Empire State'in. Ama n'olursa olsun biz hep mest olarak izledik o sahneleri, çünkü ayrı bir havası vardı burasının. Onların çok sevdiği yer olan Empire State, gerçekten de çok romantik gelir bize her seferinde, o şehir manzarasının fon olduğu terası gördüğümüzde.

    2 gün bile sürmeyen New York gezimizde bu romantik noktaya çıkacak vakit bulamamıştık biz. Zaten ben de çok can atmamıştım üst kata çıkmaya niyeyse... Onlar kadar anlam yükleyebilir miydik buraya orası meçhul diye düşünüp, o kareyi onların gözünden hatırlamak daha cazip göründü gözüme belki de...

    Yine de bi' Empire State'i görmeden gitmek olmazdı diyerek kapısına ayağımızı sürdük, etrafından bir tur döndük binanın. Keza 102 katlı bu binayı görmemek de çok mümkün değil hani, şehrin önemli silüet yapılarından biri olarak. Sevgili Google'ın söylediği üzere, binanın 80 mil mesafesinde bulunan beş eyalet -New York, New Jersey, Pensilvanya, Connecticut ve Massachusetts- bu noktadan görülebilmekte ve 1960'ta tepesine yerleştirilen fener ile bina 160 km uzaklıktan seçilebilmekte imiş.

    Küçük not: Empire State Building, World Trade Center yıkıldıktan sonra New York'un en uzun binası konumuna tekrar gelmiş ve ABD'nin en yüksek ikinci binası, dünyada ise yükselen tek başına en yüksek üçüncü binası imiş. Bu sebeple, kışın alt katlara yağmur yağarken, üst katlarda kar yağışına şahit olunmuş...






    *Fotoğraflar: Gökçen Gökyer

    Bu da çıkmış olsaydım görecek olduğum muhtemel şehir manzarası imiş. Thanks to Google, again!

    Empire State Binası 86. kattaki gözlem yerinden New York'un panaromik görünümü, 2005 ilkbaharı
    Home
    Flourless Godiva Chocolate Cake topped with a Layer of Godiva Chocolate Cheesecake loaded with Chunks of Godiva Milk Chocolate and topped with a layer of Godiva Chocolate Mousse.
    Amerika'ya gideceğim belli olduğunda, 'yapmadan dönme' tavsiyelerinin başında yer almıştı burası.O yüzden de Boston'da yalnız başıma keşfe çıktığım ilk gün karşıma çıktığı an diğer heryeri unutup içeride bulmuştum kendimi...

    Cheesecake kültürünü tam anlamıyla yaşayabileceğiniz, son derece şık ve elit dekor ve kadrosuyla içinizden  inceden bir 'waow' geçireceğiniz bir yer burası...

    New York dendiğinde akla ilk gelen karelerden birisidir Özgürlük Heykeli. Bu sebepten, her turist gibi bizim de New York'a gittiğimizde görülmesi gereken yerler listemizde ilk sıralardaydı kendisi...

    Heykele ulaşım adada yer almasına rağmen oldukça kolay. Tek sıkıntı, eşyanız çoksa bekleyeceğiniz sıra ve sıkı güvenlik taraması olabilir... Onun dışında sürekli olarak vapur seferleri düzenlenmekte ve okyanusta ilerlemek şehrin silüetini gözlemleyebilmek adına çok iyi bir fırsat niteliğinde.

     


    Bu yazıyı aslında Dekorasyon klasörüme dahil etmeliydim zira kentin de tıpkı ev ve bahçelerde olduğu gibi dekore edilmeye, şık gösterilmeye ihtiyacı var. Marmaris’teki otelimizde bir garson mesleğimi öğrendikten sonra çok hoşuma giden bir söz söylemişti “Nasıl evler kadın eliyle güzelleşiyorsa, şehirlerin de kadın eli değmesine ihtiyacı var” diye… Ülkemizde buna çok az şahit olurken gittiğim çoğu ülkede ilk ilgimi çeken noktalardan birinin kent mobilyaları olması algımda seçiciliği arttırmakta… Aslında düşündüğümüzde en çok vakit geçirdiğimiz yerler evimizin aksine dışarısı, yani şehrin içi… Kentin kendisini de bir mekan olarak görmek gerekiyor bu yüzden. Bu noktada da görselliğin önemi, dahası var olmalarının gerekliliği ortaya çıkıyor…
    Amerika’da en çok ilgimi çeken çöp varillerinin şıklığı; sokak lambaları ve banklarla görsel ve fonksiyonel sağladığı uyum olmuştu. Avrupa’da yol döşemelerinin kalitesi, şehir parklarının temiz ve düzenli tasarlanması, evlerde bile kullanılabilecek nitelikte olan oturma grupları olmuştu…
    Bu nitelikli alanlar neye yarıyor derseniz, aslında fizyolojik boyutundan daha ön planda olan psikolojik etkileri bulunmakta insan üzerinde. Öncelikle, kentin içinde yaratılan bu sıcaklık, sizi evinizde hissettiğiniz rahatlığı sağlayacak, böylelikle şehri benimsemeniz kolaylaşacak. Geçtiğiniz yollar sizin için bitirilmesi ve terk edilmesi gereken “kamusal alan” mantığından çıkarak koşuşturma telaşınızı –otomatik olarak stresinizin de bir kısmını- ortadan kaldıracak. Dahası, şehri sahiplenme duygusu artacağı için çevreyi temiz tutma, koruma altına alma; zarar verenlere karşı tepki uyandırma güdüleri oluşturacaktır. Bu görsel güzelliğe sahip kullanışlı alanlar kişiye sakinlik ve huzur sağlayarak bilinçaltını gereksiz dolduran kargaşa ve düzensizliğin yarattığı olumsuz duygulardan temizlemiş olacak.  Hatta trafiğin ve fazla mesai saatlerinin verdiği geç kalınmışlık duygusu bile bu aitlik duygusuyla törpülenmiş olacaktır.
    Kentlerde yaşam alanlarını mümkün kılmak, enerji zincirinden birer adet negatif halka çıkarmak fena olmaz mı?
     

    Hayatımda en çok gidip görmek istediğim yerdi New York ve Times Square. O yüzden de meydanın bulunduğu metro durağına geldiğimde kalp çarpıntılarım epey bir arttı az sonra göreceklerim üzerine... Alana çıktığımızda henüz gündüzdü, asıl hengame daha başlamamıştı. Ona rağmen, ışıltılı devasa reklam panoları ve binlerce insanın bulunduğu, yüzlerce sarı taksinin peş peşe konvoy oluşturduğu bu uzun cadde ve büyük meydan oldukça göz alıcıydı.














    Havayı karartana kadar diğer yerleri gezip meydana tekrar döndüğümüzde ise alan bambaşka bir hal almıştı... Şıkırtılı insanlar, üzerinde renkli videoların oynadığı dev panolar, farlarıyla caddeyi sanki hiç yeterince ihtişamı yokmuşçasına aydınlatan arabalar... Tam anlamıyla büyüleyiciydi.

    O zaman diyorsunuz kendi kendinize "Sanırım şuan gerçekten de dünyanın merkezindeyim..."







    Herşey gösterişli olacak ya, M&M's binasına girdik daha sonra... Yok böyle bir şekerleme çılgınlığı! Yüzlerce insan ellerinde poşet, dev şekerleme kaplarından dilediğince, rengarenk dolduruyor içlerini... Pencereden caddeye bakıyoruz, orda da her yer  curcuna; renkler, insanlar, arabalar, gürültüler...

    İşin ilginç yanı da, öyle cezbedici bir ambians ki dışarsı, kendinizi o kalabalığa bırakmak, akıntıya kapılıp gitmek istiyorsunuz bir an önce ...






    İnsanların toplandığı kırmızı merdivenlerin bulunduğu alanda ise sizi bir süpriz karşılıyor. Bir anda yanda bulunan dev ekranda bulunduğunuz kalabalık beliriyor. İçinden kendinizi seçmeye çalışırken bir de yarışma başlıyor üzerinde sizi de içine davet eden. Adım başı wireless olduğu için hemen internetlerinize yumulup twittera giriyorsunuz, sonra da eğlenceli oyuna dahil oluyorsunuz bu şekilde.





    Çok ilginç bir dünyaya sahip bu şehir; meydanıyla, caddeleriyle, hayat tarzıyla... Daha yazılacak o kadar çok şeyi var ki...




    More

    Bu Blogda Ara

    Translate

    Archive

    Recent Posts

    Popular Posts

    Top 10 Articles

    Featured Posts

    Most Trending

    Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı