NYC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NYC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir cadde olsun ki bütün dünya burayı konuşsun. Bir buraya; New York'taki 5. Cadde'ye, bir de Paris'teki  Şanzelize'ye anlam verememiştim gördüğümde, insanların bu kadar yoğun ilgisini düşününce... 

Hani bütün mağazaların 'headquarter'ları buradadır, çoğu yerde seyrek görebildiğiniz çoğu ünlü marka burada toplanmıştır, tüm dünya nüfusu üzerinden homojen bir kitle burada yol almaktadır vs. de, hani insan kendisini 'alt tarafı dümdüz bir cadde' diye düşünmekten alıkoyamıyor yine de buradan geçince...

En azından bana öyle oldu bir plancı olarak. Aksları birbirine bağlaması, geniş kaldırımları, düzgün ve kaliteli yol döşemeleri gibi teknik kısımlarından bahsetmiyorum, o konuya pek bir lafım yok, ama işte, bir Barselona'da yürürken kaldırımlar üzerine serpiştirilmiş, Gaudi'nin kendine münhasır tasarımlarından oluşan kent mobilyaları gibi bir orjinallik; bir İzmir'deki Sevgi Yolu'na giden palmiyeli sokağın verdiği ferahlık yok buralarda... Yollar sadece yürüyüp geçmek için var, buralarda oturup zaman geçirmek için değil. Buraları kendine özgü yapan sadece caddeyi çeviren lüks ve görkemli binaları ve mağazaları, hepsi bu...

Times Meydanı'ndan Central Park'a doğru yola koyulduğunuzda alternatif yollardan birisinin buradan geçiyor olması da, caddeye ayrı bir yoğunluk vermekte ve caddeye olan talebi artırmakta muhtemel olarak. Kocaman bir Apple Store'un caddenin sonunda bekliyor olması da ayrı bir cazibe merkezi olsa gerek meraklıları için...

Bunlar bir yana, beni en çok kendine çekmeyi başaran -ilginç ve farklı bir konsept olarak gördüğüm-, Abercrombie mağazasının gerçek modeller tarafından işletilmesi olmuştu. Şöyle ki, kapıda sizi yarı çıplak, 'Mr. Kas' hoş (!) bir delikanlı karşılıyor ve içeri girdiğinizde hafif loş bir ortamda güler yüzle hizmet eden başka hoş bay ve bayanlar görüyorsunuz. Bir süre, mağazayı boş boş dolaşıyor, tüm modeller arasında kendinizce 'en'leri arıyor,  daha sonra mağazaya asıl girme amacınızı düşünmeye çalışıyor, sonrasında da 'neyse çıkalım, hatırlayamadık' demenize sebep olacak ilgi dağınıklığı yaşıyorsunuz. Bu durum da, böyle bir ilgi çekiciliğinin, aslında mağazada ilgi dağınıklığına ve satışa olan talebin aksine düşmesine sebep olduğu gerçekliğini bir nevi kanıtlıyor! =)

 

*Fotoğraflar: Gökçen Gökyer

Gossip Girl izleyenler bilir. En çok Chuck'la Blair çıkarmıştır buranın tadını muhtemelen. Bazen aşklarını güçlendirdiler, bazen yollarını ayırma kararı verdiler en üst noktasında Empire State'in. Ama n'olursa olsun biz hep mest olarak izledik o sahneleri, çünkü ayrı bir havası vardı burasının. Onların çok sevdiği yer olan Empire State, gerçekten de çok romantik gelir bize her seferinde, o şehir manzarasının fon olduğu terası gördüğümüzde.

2 gün bile sürmeyen New York gezimizde bu romantik noktaya çıkacak vakit bulamamıştık biz. Zaten ben de çok can atmamıştım üst kata çıkmaya niyeyse... Onlar kadar anlam yükleyebilir miydik buraya orası meçhul diye düşünüp, o kareyi onların gözünden hatırlamak daha cazip göründü gözüme belki de...

Yine de bi' Empire State'i görmeden gitmek olmazdı diyerek kapısına ayağımızı sürdük, etrafından bir tur döndük binanın. Keza 102 katlı bu binayı görmemek de çok mümkün değil hani, şehrin önemli silüet yapılarından biri olarak. Sevgili Google'ın söylediği üzere, binanın 80 mil mesafesinde bulunan beş eyalet -New York, New Jersey, Pensilvanya, Connecticut ve Massachusetts- bu noktadan görülebilmekte ve 1960'ta tepesine yerleştirilen fener ile bina 160 km uzaklıktan seçilebilmekte imiş.

Küçük not: Empire State Building, World Trade Center yıkıldıktan sonra New York'un en uzun binası konumuna tekrar gelmiş ve ABD'nin en yüksek ikinci binası, dünyada ise yükselen tek başına en yüksek üçüncü binası imiş. Bu sebeple, kışın alt katlara yağmur yağarken, üst katlarda kar yağışına şahit olunmuş...






*Fotoğraflar: Gökçen Gökyer

Bu da çıkmış olsaydım görecek olduğum muhtemel şehir manzarası imiş. Thanks to Google, again!

Empire State Binası 86. kattaki gözlem yerinden New York'un panaromik görünümü, 2005 ilkbaharı
New York dendiğinde akla ilk gelen karelerden birisidir Özgürlük Heykeli. Bu sebepten, her turist gibi bizim de New York'a gittiğimizde görülmesi gereken yerler listemizde ilk sıralardaydı kendisi...

Heykele ulaşım adada yer almasına rağmen oldukça kolay. Tek sıkıntı, eşyanız çoksa bekleyeceğiniz sıra ve sıkı güvenlik taraması olabilir... Onun dışında sürekli olarak vapur seferleri düzenlenmekte ve okyanusta ilerlemek şehrin silüetini gözlemleyebilmek adına çok iyi bir fırsat niteliğinde.

 


Hayatımda en çok gidip görmek istediğim yerdi New York ve Times Square. O yüzden de meydanın bulunduğu metro durağına geldiğimde kalp çarpıntılarım epey bir arttı az sonra göreceklerim üzerine... Alana çıktığımızda henüz gündüzdü, asıl hengame daha başlamamıştı. Ona rağmen, ışıltılı devasa reklam panoları ve binlerce insanın bulunduğu, yüzlerce sarı taksinin peş peşe konvoy oluşturduğu bu uzun cadde ve büyük meydan oldukça göz alıcıydı.














Havayı karartana kadar diğer yerleri gezip meydana tekrar döndüğümüzde ise alan bambaşka bir hal almıştı... Şıkırtılı insanlar, üzerinde renkli videoların oynadığı dev panolar, farlarıyla caddeyi sanki hiç yeterince ihtişamı yokmuşçasına aydınlatan arabalar... Tam anlamıyla büyüleyiciydi.

O zaman diyorsunuz kendi kendinize "Sanırım şuan gerçekten de dünyanın merkezindeyim..."







Herşey gösterişli olacak ya, M&M's binasına girdik daha sonra... Yok böyle bir şekerleme çılgınlığı! Yüzlerce insan ellerinde poşet, dev şekerleme kaplarından dilediğince, rengarenk dolduruyor içlerini... Pencereden caddeye bakıyoruz, orda da her yer  curcuna; renkler, insanlar, arabalar, gürültüler...

İşin ilginç yanı da, öyle cezbedici bir ambians ki dışarsı, kendinizi o kalabalığa bırakmak, akıntıya kapılıp gitmek istiyorsunuz bir an önce ...






İnsanların toplandığı kırmızı merdivenlerin bulunduğu alanda ise sizi bir süpriz karşılıyor. Bir anda yanda bulunan dev ekranda bulunduğunuz kalabalık beliriyor. İçinden kendinizi seçmeye çalışırken bir de yarışma başlıyor üzerinde sizi de içine davet eden. Adım başı wireless olduğu için hemen internetlerinize yumulup twittera giriyorsunuz, sonra da eğlenceli oyuna dahil oluyorsunuz bu şekilde.





Çok ilginç bir dünyaya sahip bu şehir; meydanıyla, caddeleriyle, hayat tarzıyla... Daha yazılacak o kadar çok şeyi var ki...




More

Bu Blogda Ara

Translate

Archive

Recent Posts

Popular Posts

Top 10 Articles

Featured Posts

Most Trending

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı